Velemmâ teveccehe tilkâe medyene kâle ‘asâ rabbî en yehdiyenî sevâe-ssebîl(i)
(Şehirden çıkıp) Medyen'e doğru yöneldiğinde, "Umarım Rabbim beni doğru yola iletir" dedi.
Medyen'e doğru yöneldiğinde: "Umarım Rabbim beni doğru yola iletir." dedi.
Bu ayet, Hz. Musa'nın Medyen'e yönelişini ve bu yolculukta Allah'tan doğru yolu bulma ümidini dile getirmesini anlatır. Anahtar kavramlar, yönelme, ümit etme ve doğru yolun rehberliği etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vech' kökünün asıl anlamının 'yüz' olduğunu ve bundan türeyen 'tevecüh'ün bir şeye doğru yüzünü çevirmek, yönelmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'teveccehe' fiili, Hz. Musa'nın fiziksel olarak Medyen'e doğru hareket etmesini ve o yöne azmetmesini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'teveccehe' fiilini 'kasade' (kastetti, yöneldi) olarak açıklar. Bu, sadece fiziksel bir hareket değil, aynı zamanda bir niyet ve azimle belirli bir hedefe doğru ilerlemeyi de içerir. Hz. Musa'nın Medyen'e doğru bilinçli bir yönelişini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'vech' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel yüzü değil, aynı zamanda bir şeyin özünü, yönünü ve amacını da ifade ettiğini belirtir. 'Teveccehe' fiili, Hz. Musa'nın Medyen'e doğru sadece coğrafi bir yönelişini değil, aynı zamanda bu yolculuğun ardındaki ilahi takdiri ve amacını da ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, Medyen'in Hz. Şuayb'ın gönderildiği kavmin yaşadığı yer olduğunu ve bu ismin Kur'an'da özel bir coğrafi ve tarihi bağlamda kullanıldığını belirtir. Hz. Musa'nın buraya yönelmesi, onun için yeni bir hayatın ve ilahi takdirin başlangıcıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, Medyen'i bir şehir ve kavim adı olarak tanımlar. Bu kelimenin kökeni 'medeniyet' ile ilgili olsa da, Kur'an'da özel bir isim olarak kullanıldığını ve Hz. Musa'nın sığındığı, yeni bir başlangıç yaptığı yer olduğunu ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'asâ' kelimesinin Kur'an'da Allah'tan geldiğinde kesinlik, kullardan geldiğinde ise ümit ve dilek ifade ettiğini belirtir. Hz. Musa'nın bu ifadesi, Allah'ın kendisine doğru yolu göstereceğine dair güçlü bir ümidini ve tevekkülünü yansıtır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'asâ'nın 'teraccî' (ümit etme) ve 'tavakkû' (bekleme) anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, Hz. Musa'nın içinde bulunduğu zor durumda Allah'ın yardımına ve rehberliğine olan derin inancını ve beklentisini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'asâ' edatının Kur'an'daki kullanımının genellikle olumlu bir beklentiyi ve Allah'ın rahmetine olan güveni ifade ettiğini vurgular. Hz. Musa'nın bu sözü, onun Allah'a olan teslimiyetini ve O'ndan gelecek yardıma olan itimadını ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hidayet'in 'lütuf ve incelikle doğru yola iletmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yehdiyenî' fiili, Hz. Musa'nın Medyen'e doğru yolculuğunda hem fiziksel olarak doğru istikameti bulma hem de manevi olarak Allah'ın rızasına uygun bir yol izleme arayışını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hidayet'in 'delalet' (yol gösterme) ve 'irşad' (doğruya yönlendirme) anlamlarını içerdiğini açıklar. Hz. Musa'nın duası, Allah'tan hem dünyevi yolculuğunda güvenli bir istikamet hem de ahirete yönelik doğru bir yaşam biçimi için rehberlik talebini yansıtır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hidayet' kavramının Kur'an'da sadece yol göstermekle kalmayıp, aynı zamanda Allah'ın insanı doğru inanca ve salih amellere yönlendirmesi anlamını taşıdığını belirtir. Hz. Musa'nın bu dileği, onun Allah'ın rehberliğine olan mutlak ihtiyacını ve O'nun iradesine teslimiyetini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sevâü's-sebîl' ifadesini 'orta yol, doğru yol' olarak açıklar. Bu, sapmadan, aşırılıklardan uzak, güvenli ve hedefe ulaştıran yolu ifade eder. Hz. Musa'nın bu dileği, hem fiziksel olarak Medyen'e ulaşacak en uygun yolu hem de hayatının geri kalanında izleyeceği doğru ve dengeli yolu kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sevâ'' kelimesinin 'eşitlik, denge, orta nokta' anlamlarına geldiğini ve 'sevâü's-sebîl'in de 'en doğru, en dengeli ve en uygun yol' olduğunu belirtir. Hz. Musa'nın bu ifadesi, Allah'tan hem maddi hem de manevi anlamda en hayırlı ve güvenli yolu bulma arzusunu dile getirir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sevâü's-sebîl'in 'orta ve adil yol' anlamına geldiğini ve bu yolun hem dünya işlerinde hem de dinî konularda aşırılıklardan uzak, dengeli bir tutumu ifade ettiğini açıklar. Hz. Musa'nın bu duası, onun Allah'tan hem fiziksel yolculuğunda hem de hayat yolculuğunda istikamet ve denge talebini gösterir.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Konyalı M. Vehbi’nin “Büyük Kûr’ân Tefsiri” isimli eserinden ilgili kısımları aktaralım; belki mevzu biraz ama sadece bâtın yönlerini değil zâhir oluşumlarınıda bilmemizde çok yarar olacağı mutlaktır.
Beyzâvî'nin beyanı veçhile Medyen; İbrâhîm (a.s.)’ın
Medyen ismindeki oğlu bina ettiğinden Hz. Şuayb'in kasabasına kurucusunun ismiyle Medyen denmiştir, Mısır'a sekiz konak mesafededir. Medyen Bâdiye'de olduğundan Fir’âvn'un hükmü oralarda geçerli değildi. Hz Mûsâ Mısır'dan çıkınca Mısır'da büyümüş ve bir yer görmemiş olduğundan nereye gideceğini bilemediği halde üç yola tesadüf eder, Cenâb-ı Hak'tan doğru yola sevketmesini ister. İşbu üç yolun ortada olanını tercih etmiş ve geriden tâkip edenler gelmişlerse de iki tarafta olan yollara gittikleri ve bu nedenle; Medyen’e zararsız ulaştığı rivâyet edilmiştir. Çünkü, Fahri Râzi'nin (Ibn-i Abbas) hazretlerinden rivâyeten beyanına nazaran Hz. Mûsâ Mısır'dan çıktığında Medyen’i kasdetmemişti. Fakat teveccühü Medyen cihetineydi. Allah'a mütevekkil oldu ve doğru yola sevketmesini istedi, bu ilticası üzerine Allahû Teâlâ Medyen tarafına sevketti.
Bazı rivâyette Mısır'dan çıkarken Medyen'i kasdetti ve Âyette beyan olunduğu veçhile o cihete teveccüh eyledi. Çünkü; Medyen ahalisiyle kendi arasında yakınlık olduğunu biliyordu. Zira; Medyen ahalisi Hz. İbrahim'in bir oğlunun, Benî İsrail de diğer bir oğlunun neslinden oldukları cihetle aralarında amcazâdelik olduğunu ve orada karar edebileceğini düşündü ve o cihete gitmesine de Allahü Tealâ hidâyet etti. Çünkü hidâyet; Allah'ındır. Bundan dolayı; selâmetle yoluna devâmetti, hiç kimse mâni olamadı
“Medyen” kelimesinin Ebced sayı değerlerine bakarsak;
(Mîm) 40, (Dal) 4, (Ye) 10, (Nûn) 50, toplarsak (40+4+10+50=104) ortaki sıfırı aldığımızda (14) kalır ki Nûr-u Muhammedî’dir.
Mûsâ (a.s.) görüldüğü üzere Medyen’e yani Nûr-u Muhammediyye’de Şuayb (a.s.)’a sığınmıştır.
Şuayb kelimesinin Ebced sayı değerlerine baktığımızda;
(Şın) 300, (Ayn) 70, (Ye) 10, (Be) 2, toplarsak (300+70+10+2=382) ediyor ki toplarsak (3+8+2=13)’tür.
Mûsâ (a.s.) görüldüğü gibi (14) ve (13)’e sığınmıştır.
Cenâb-ı Hakk (c.c) Mûsâ (a.s.)’ı (12) olan Mısır’dan (14) olan Medyen’e (13) olan Şuayb’a yöneltmiştir. Yani Mısır’ın (Mîm)’inden Medyen’in (Mîm)’ine göndermiştir.