Fesekâ lehumâ śümme tevellâ ilâ-zzilli fekâle rabbi innî limâ enzelte ileyye min ḣayrin fakîr(un)
Bunun üzerine Musa onların koyunlarını suladı. Sonra gölgeye çekilip, "Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım" dedi.
Bunun üzerine Musa, onların davarlarını suladı. Sonra gölgeye çekildi ve "Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım" dedi.
Kasas Suresi 24. ayet, Hz. Musa'nın Mısır'dan kaçtıktan sonra Medyen'de karşılaştığı iki kadına yardım etmesini ve ardından Allah'a yönelişini anlatır. Ayet, 'sulama', 'gölgeye çekilme', 'indirme' ve 'muhtaç olma' gibi fiiller ve 'hayır' gibi isimler üzerinden ilahi takdire teslimiyet ve ihtiyaç halini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sakâ (سقى) kelimesi, birine su vermek, sulamak anlamına gelir. Ayetteki 'fesakâ lehümâ' ifadesi, Musa'nın o iki kadının hayvanlarını sulayarak onlara yardım ettiğini, bu eylemin bir iyilik ve cömertlik göstergesi olduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sakâ (سقى) fiili, su verme eylemini mecazi olarak değil, doğrudan anlamıyla ifade eder. Burada Musa'nın, çobanlık yapan kadınların hayvanlarını sulayarak onlara pratik bir yardımda bulunduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tevellâ (تولّى) kelimesi, bir şeyden yüz çevirmek, bir yere yönelmek veya bir işi üstlenmek gibi anlamlara gelir. Ayetteki 'sümme tevellâ ile'z-zıll' ifadesi, Musa'nın sulama işini bitirdikten sonra yorgunluk veya dinlenme ihtiyacıyla gölgeye doğru yöneldiğini, oraya çekildiğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Vely (ولي) kökünden türeyen tevellâ, bir şeye yakınlaşmak veya bir şeyden uzaklaşmak anlamlarını taşıyabilir. Bu ayette, Musa'nın gölgeye doğru yönelerek, yani ona yakınlaşarak dinlenmek için bir yer arayışını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnzâl (إنزال) kelimesi, bir şeyi yüksekten aşağıya indirmek anlamına gelir. Ayetteki 'limâ enzelte ileyye min hayr' ifadesi, Allah'ın Musa'ya lütfedeceği, bahşedeceği hayrı mecazi olarak 'indirme' fiiliyle ifade eder. Bu, ilahi bir lütuf ve ihsanı vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İnzâl (إنزال) kavramı Kur'an'da genellikle vahyin, kitabın veya ilahi lütufların Allah tarafından insanlara ulaştırılmasını ifade eder. Bu ayette, Musa'nın Allah'tan gelecek her türlü iyiliği, rızkı veya yardımı talep etmesi bağlamında, ilahi bir bahşetme eylemini temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayr (خير) kelimesi, hem maddi hem manevi anlamda iyi, faydalı ve güzel olan her şeyi ifade eder. Ayetteki 'min hayr' ifadesi, Musa'nın Allah'tan gelecek her türlü iyiliğe, rızka, yardıma veya ilahi lütfa muhtaç olduğunu belirtir. Bu, geniş kapsamlı bir iyilik talebidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hayr (خير), şerrin zıddı olup, insanın arzu ettiği, faydalı gördüğü her şeyi kapsar. Bu ayette Musa'nın duası, Allah'tan gelecek her türlü lütfu, rızkı, güvenliği ve gelecekteki iyilikleri içeren geniş bir talebi ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hayr (خير) kavramı Kur'an'da genellikle Allah'ın insanlara bahşettiği nimetler, rızıklar, doğru yol ve genel olarak iyi olan her şey için kullanılır. Musa'nın bu duası, Allah'ın kendisine göndereceği her türlü iyiliğe olan mutlak ihtiyacını ve teslimiyetini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fakîr (فقير) kelimesi, bel kemiği kırılmış gibi zayıf ve muhtaç olan kişiyi ifade eder. Ayetteki 'innî limâ enzelte ileyye min hayrin fakîr' ifadesi, Musa'nın Allah'tan gelecek her türlü hayra karşı mutlak bir ihtiyaç ve acizlik içinde olduğunu, O'na tamamen muhtaç olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Fakîr (فقير), ihtiyaç sahibi demektir. Musa'nın bu sözü, Allah'ın kendisine lütfedeceği her türlü iyiliğe, rızka ve yardıma olan şiddetli ihtiyacını dile getirmesidir. Bu, bir acziyet ve teslimiyet ifadesidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Fakîr (فقير) kelimesi, sadece maddi yoksunluğu değil, aynı zamanda manevi ve ruhsal bir ihtiyacı da ifade eder. Musa'nın bu ifadesi, Allah'ın lütfu olmadan hiçbir şeye sahip olamayacağını, O'na tam bir bağımlılık içinde olduğunu gösterir.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Böylece ilmi İlâhiyye kuyusundan-bâtın dan çektiği hayat suyu ile onların “hay” olan “ve,an” larını suladı, sonra İlâh-î gölge-hakk’ın korumasına çekildi-döndü ve tam bir fakr hali ve tükenmişlik ile her şeye fakirim dedi.
Daha evvelce Fir’âvn’un sarayında bütün dünya nimetlerine sahip iken, bu hâle dönmek her halde kolay bir şey olmasa gerek. İşte Hakk dostu olmak için Nefs-i Emmârenin bütün imkânlarından vazgeçmek lâzım geldiği böylece belirtilmiş olmaktadır.
Bu hususla ilgili Füsus-ül Hikem, Mûsâ Fassından kısa bir bilgi daha sunalım.
* Şimdi Medyen'e geldi. İki câriyeyi buldu. Bir karşılık
almadan onların hayvanlarını suladı. Daha sonra ilâhî gölgeye ilticâ etti. “Yâ Rabbi hayırdan bana indirdiğin şeye kesinlikle ben fakîrim” (Kasas, 28/24) dedi. Şimdi kendisinin sulama işinin aynını, Allah Teâlâ'nın kendisine indirdiği hayrın aynı kıldı ve nefsini, indinde olan hayırda, Allâh'a fakr ile vasıflandırdı.
* Şimdi Hızır, ona bir karşılık almadan duvarın düzeltilmesini gösterdi. O buna kızdı. Böyle olunca ona, onun bir karşılık almadan hayvanları sulamasını hatırlattı. Hatırlatmadıklarından bunun dışındakilerin gösterilmesine girişti. Hattâ (s.a.v.) ikisinin hâdisesinden, Allah Teâlâ’nın onun üzerine hikâye buyurması için, Mûsâ (a.s.)’ın sessiz kalmasını ve itirâz etmemesini diledi. Şimdi cenâb-ı Mûsâ'nın gerçekleştirmiş olduğu şeyi kendisinde ilim olmaksızın yapmış olduğu bununla bilindi. Çünkü ilimden olsa idi, Allah Teâlâ'nın Mûsâ indinde kendisi için şahitlik ettiği ve temizleyip, doğrulaştırdığı Hızır üzerine bunun benzerini inkâr etmezdi. Ve bununla birlikte Mûsâ (a.s.) Allah Teâlâ'nın kendisini temizlediği ve tabi olmasını ona şart koştuğu şeyleri, Allâh’ın emrini unuttuğumuz zaman, bize rahmetten dolayı unuttu.