Veeḣî hârûnu huve efsahu minnî lisânen feersilhu me'iye rid-en yusaddikunî(s) innî eḣâfu en yukeżżibûn(i)
"Kardeşim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da benimle birlikte, beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder. Çünkü ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum."
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Hârun, İbrânî lügatında “parlayan” mânâsına imiş.
Mûsâ’nın kardeşi Hârun, Sıfat-ı Sûbutiye’den parlayan “kelâm” sıfatıdır, o’nun şekillenmiş halidir. Kendisi Akl-ı temsil etmektedir. Ve akılda hakikatleri anlatmak için en çok kelâm sıfatına ihtiyacı vardır, bu yüzden onu yardımcı olarak istemiştir. Eğer güzel ve inandırıcı sözler söyleyemesse kendine inanmayacaklarını düşünmektedir.
Ayrıca bu hadisenin zâhiri bir sebebi de olduğu hikâye edilir.
Mûsâ (a.s.) bebekken Fir’âvn ’un sakalını çekmiş ve çok canını acıtmıştır. Fir’âvn bebeği öldürtmeye karar vermiştir, ama karısı araya girer ve bebeğin bilmeden yaptığını anlatmaya çalışır. Bunu test etmek için firavun bir tepsi içinde bir parça altın ve bir parça köz getirtir. Bebeğin hangisini alacağını denemek ister. Bebek (Mûsâ (a.s.)) köz parçasını tutup hemen ağzına götürür. Bu sebepten ömür boyu konuşma güçlüğü çekmiştir.
Ayrıca Mûsâ (a.s.)’ın Mısır’a döner dönmez yanına kardeşi Hârûn’u istemesi daha Mısır’dan çıkmadan önce kendi ailesini tanıyıp buluştuğunu göstermektedir.