Feeḣażnâhu vecunûdehu fenebeżnâhum fî-lyem(mi)(s) fenzur keyfe kâne ‘âkibetu-zzâlimîn(e)
Biz de onu ve askerlerini yakaladık ve onları denize attık (Orada boğuldular). Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bak!
Biz de onu ve askerlerini yakalayıp denize atıverdik. Bir bak, zalimlerin sonu nice oldu!
Kasas Suresi 40. ayet, Firavun ve ordusunun helak edilişini anlatarak zalimlerin akıbetine dikkat çekmektedir. Ayet, ilahi müdahale, atılma eylemi ve zalimlerin kaçınılmaz sonu gibi temel kavramlar üzerinden güçlü bir mesaj iletmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ahz' kelimesinin bir şeyi ele geçirmek, almak ve bazen de cezalandırmak anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın Firavun'u kudretiyle yakalaması ve helak etmesi anlamındadır, bu da ilahi bir cezalandırmayı ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ahz' kelimesinin Kur'an'da bazen 'cezalandırmak' ve 'helak etmek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'fe-ehaznâhu' ifadesi, Firavun'un ilahi bir ceza ile yakalanıp helak edildiğini mecazi olarak anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cünd' kelimesini 'topluluk, ordu' olarak tanımlar. Ayetteki 'cünûdehu' ifadesi, Firavun'un emrindeki askeri gücü ve ona destek veren tüm topluluğu kapsar, bu da helakın sadece Firavun'la sınırlı olmadığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'cünd' kelimesinin 'bir araya gelmiş topluluk' ve 'savaşan ordu' anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayette, Firavun'un gücünü oluşturan ve onun zulmüne ortak olan tüm askeri birliklerini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nebeze' fiilinin 'bir şeyi atmak, fırlatmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fenabeznâhum' ifadesi, Firavun ve ordusunun denize atılarak helak edilişini, yani tamamen gözden çıkarılıp terk edilişini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nebz' kelimesinin 'bir şeyi önemsiz görerek atmak, terk etmek' anlamında kullanıldığını açıklar. Bu ayette, Allah'ın Firavun ve ordusunu denize atarak onları tamamen değersiz kıldığını ve helak ettiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nebz' fiilinin Kur'an'da genellikle bir şeyi küçümseyerek, önemsemeyerek bir kenara atmak veya terk etmek anlamında kullanıldığını belirtir. Firavun ve ordusunun denize atılması, onların ilahi katında hiçbir değerinin kalmadığını ve tamamen gözden çıkarıldığını sembolize eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'yem' kelimesinin 'deniz' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle büyük su kütlelerini ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Firavun ve ordusunun boğulduğu su kütlesini, yani Kızıldeniz'i veya Nil Nehri'ni kasteder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yem' kelimesinin 'deniz' veya 'büyük nehir' anlamında kullanıldığını ifade eder. Firavun kıssasında 'el-yem' ifadesi, onların helak edildiği su kütlesini, yani Kızıldeniz'i veya Nil'i işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âkıbe' kelimesinin 'bir şeyin ardından gelen sonuç, son' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'âkıbetü'z-zâlimîn' ifadesi, zalimlerin işledikleri zulümlerin kaçınılmaz ve kötü sonunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'âkıbe' kelimesinin 'bir fiilin veya durumun nihai sonucu' olduğunu açıklar. Bu ayette, Firavun ve ordusunun zulümlerinin doğal ve ilahi bir sonucu olarak yaşadıkları helakı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulm' kelimesini 'bir şeyi ait olmadığı yere koymak, haddi aşmak' olarak tanımlar. 'Zâlimîn' ise bu fiili işleyenlerdir. Ayette, Firavun ve ordusunun Allah'ın emirlerine karşı gelerek ve insanlara haksızlık ederek işledikleri zulmü ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zulm' kavramının Kur'an'da sadece haksızlık etmek değil, aynı zamanda Allah'ın koyduğu sınırları aşmak ve O'nun iradesine karşı gelmek anlamında da kullanıldığını belirtir. Firavun'un 'zâlimîn' olarak nitelendirilmesi, onun hem insanlara hem de Allah'a karşı işlediği büyük günahları ve haddi aşan tutumunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zulm' kelimesinin Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde haksızlık, adaletsizlik ve haddi aşmayı kapsadığını ifade eder. Ayetteki 'zâlimîn' kelimesi, Firavun'un şahsında tecelli eden tüm bu olumsuz nitelikleri ve onların kaçınılmaz sonunu işaret eder.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Vakti geldiğinde kendilerine verdiğimiz süre bitince onları oldukları yerde yakalayıp İlâh-î deryamıza attık. Zâlimlerin, nefislerine zulmedenlerin akıbetlerine bak.