Vece'alnâhum e-immeten yed'ûne ilâ-nnâr(i)(s) veyevme-lkiyâmeti lâ yunsarûn(e)
Biz onları, ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü de kendilerine yardım edilmeyecektir.
Onları ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü onlar yardım görmeyeceklerdir.
Bu ayet, Firavun ve kavminin akıbetini ele alarak, onların insanları ateşe çağıran önderler kılındığını ve kıyamet günü hiçbir yardım görmeyeceklerini vurgular. Ayet, 'imam' kavramının olumsuz bir bağlamda kullanımını ve 'yardım' fiilinin olumsuzlanarak ahiretteki çaresizliği ifade edişini dilbilimsel olarak öne çıkarır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ceale' fiilinin bir şeyi bir halden başka bir hale dönüştürmek veya bir şeyi bir vasıfla nitelemek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayette, Firavun ve kavminin, Allah tarafından 'ateşe çağıran önderler' konumuna getirilmesi, onların bu vasfı kazanmalarını ifade eder (el-Müfredât, s. 197).
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ceale' fiilinin Kur'an'da 'saymak, kabul etmek' veya 'dönüştürmek' anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, Allah'ın onları bu kötü önderlik vasfıyla nitelemesi ve bu konuma getirmesi mecazi bir anlatımdır (Mecâzü'l-Kur'ân, I, 235).
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'imam' kelimesinin 'kendisine uyulan, önde giden' anlamına geldiğini ve hem hayırda hem de şerde kullanılabileceğini belirtir. Bu ayette, 'eimme' kelimesi, insanları ateşe çağıran, yani kötüye sevk eden liderler anlamında kullanılarak olumsuz bir çağrışım taşır (el-Müfredât, s. 88).
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'imam' kavramının Kur'an'da hem olumlu (hidayet önderleri) hem de olumsuz (dalalet önderleri) bağlamlarda kullanıldığını vurgular. Bu ayetteki 'eimme', Firavun ve kavminin insanları doğru yoldan saptıran, onları helake sürükleyen liderler olarak tasvir edildiğini gösterir (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 182-183).
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'imam' kelimesinin 'kendisine uyulan her şey' için kullanıldığını ve bu bağlamda Firavun ve kavminin, insanları ateşe çağırma konusunda kendilerine uyulan kişiler olduğunu ifade eder. Bu, onların kötü birer örnek teşkil ettiğini gösterir (Umdetü'l-Huffâz, I, 150).
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'da'v' kelimesinin 'bir şeyi kendine doğru çekmek, yönlendirmek' anlamına geldiğini ve hem hayra hem de şerre davet için kullanılabileceğini belirtir. Ayetteki 'yed'ûne ile'n-nâr', onların insanları cehenneme götürecek yola çağırdıklarını açıkça ifade eder (el-Müfredât, s. 296).
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'da'v' fiilinin Kur'an'da genellikle 'bir şeye yöneltmek, davet etmek' anlamında kullanıldığını ve bu yöneltmenin bazen olumlu (Allah'a davet) bazen de olumsuz (şerre davet) olabileceğini belirtir. Bu ayetteki kullanım, Firavun ve kavminin insanları sapkınlığa ve azaba çağırdığını gösterir (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 154).
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nâr' kelimesinin 'ışık ve ısı veren ateş' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle ahiretteki azap yeri olan cehennem için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'ile'n-nâr' ifadesi, Firavun ve kavminin insanları bu azap yerine sürüklediğini vurgular (el-Müfredât, s. 823).
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'nâr' kelimesinin Kur'an'da hem dünyevi ateşi hem de ahiretteki cehennem azabını ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki bağlam, 'ateşe çağırmak' ifadesiyle ahiretteki azabı ve helaki kasteder (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 509).
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kıyâmet' kelimesinin 'kalkmak, ayağa kalkmak' kökünden geldiğini ve ölülerin diriltilip hesap için ayağa kalktığı büyük günü ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'yevme'l-kıyâmeti', bu büyük günde Firavun ve kavminin yardım görmeyeceğini vurgular (el-Müfredât, s. 690).
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kıyâmet' kavramının Kur'an'ın temel kavramlarından biri olduğunu ve 'yeniden diriliş, hesap verme ve yargılanma' anlamlarını içerdiğini açıklar. Bu ayette, kıyamet günü yardım görmeme ifadesi, Firavun ve kavminin dünyadaki kötü amellerinin ahiretteki kesin sonucunu gösterir (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 195-196).
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nasr' kelimesinin 'yardım etmek, desteklemek' anlamına geldiğini ve bir kimsenin düşmanına karşı desteklenmesi durumunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'lâ yunsarûn' ifadesi, kıyamet günü Firavun ve kavminin hiçbir şekilde ilahi bir yardıma veya desteğe mazhar olamayacaklarını vurgular (el-Müfredât, s. 805).
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'nasr'ın, bir kimsenin düşmanına karşı güçlendirilmesi ve ona galip gelmesi için yardım edilmesi olduğunu belirtir. Bu ayetteki olumsuzluk, Firavun ve kavminin kıyamet günü Allah'ın azabına karşı hiçbir yardım bulamayacaklarını, dolayısıyla kurtuluşlarının olmadığını ifade eder (el-Külliyyât, s. 921).
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Onlar da önder, “imam” dır’lar, ancak nefs-i emmâre ateşine davet eden imam’lardır. Kıyamet, ayağa kalkış günü onlara “Hâdî” ismi yönünden yardım edilmez, Mudil isminin hükmü altına verilir.