Veetba'nâhum fî hâżihi-ddunyâ la'ne(ten)(s) veyevme-lkiyâmeti hum mine-lmekbûhîn(e)
Bu dünyada onları lanete uğrattık. Kıyamet gününde de onlar iğrenç kılınmış kimselerden olacaklardır.
Bu dünyada arkalarına lanet taktık. Onlar, kıyamet gününde de kötülenmişler arasındadır.
Kasas Suresi 42. ayet, Firavun ve kavminin dünyadaki lanetlenişini ve ahiretteki kötü akıbetini ele almaktadır. Ayet, 'lanet' ve 'kıyamet' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi cezanın hem dünyevi hem de uhrevi boyutunu vurgulamakta, 'makbuhîn' kelimesiyle de bu cezanın niteliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, laneti 'uzaklaştırma ve kovma' olarak tanımlar. Allah'tan gelen lanet, rahmetinden uzaklaştırma; insandan gelen lanet ise beddua ve hakaret anlamındadır. Ayetteki 'lanet', Allah'ın Firavun ve kavmini rahmetinden uzaklaştırması ve onlara gazap etmesidir (el-Müfredât, s. 741).
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'lanet' kelimesinin Kur'an'da 'uzaklaştırma' ve 'kovma' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'lanet', Firavun ve kavminin Allah'ın lütfundan ve rahmetinden uzaklaştırılması, onlara bu dünyada kötü bir nam bırakılmasıdır (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 396).
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'la'n' kavramını Kur'an'ın temel ahlaki ve dini kavramlarından biri olarak inceler. Lanet, Allah'ın bir kişiyi veya grubu rahmetinden ve bereketinden mahrum bırakması, onları ilahi düzenden dışlamasıdır. Bu ayetteki lanet, Firavun ve kavminin ilahi düzene karşı gelmeleri sebebiyle uğradıkları ilahi dışlanmayı ifade eder (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 245-247).
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kıyâmet' kelimesini 'kıyâm' (ayağa kalkma, durma) kökünden türemiş olarak açıklar. Kıyamet, insanların kabirlerinden kalkıp hesap vermek üzere Allah'ın huzurunda duracakları gündür. Ayetteki 'yevme'l-kıyâmeti' ifadesi, bu büyük günün kesinliğini ve o gün Firavun ve kavminin karşılaşacağı akıbeti vurgular (el-Müfredât, s. 700).
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, kıyamet kelimesinin 'ayağa kalkma' anlamından geldiğini ve insanların dirilip hesap için ayağa kalkacakları günü ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, dünyadaki lanetin ahiretteki karşılığı olarak kıyamet gününün zikredilmesi, cezanın sürekliliğini gösterir (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 102).
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, kıyamet kavramının Kur'an'da hem büyük diriliş hem de hesap günü anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, Firavun ve kavminin dünyadaki lanetinin, kıyamet gününde 'makbuhîn' olmalarıyla tamamlanacağı, yani cezalarının ahirette de devam edeceği vurgulanır (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 187).
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kubh' kelimesini 'hüsn' (güzellik) kelimesinin zıddı olarak tanımlar ve hem maddi hem de manevi çirkinliği ifade ettiğini belirtir. 'Makbuhîn', çirkinleştirilmiş, kötüleştirilmiş, horlanmış kimseler demektir. Ayetteki kullanımı, Firavun ve kavminin kıyamet gününde Allah katında ne kadar değersiz ve iğrenç bir durumda olacaklarını gösterir (el-Müfredât, s. 660).
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'makbuhîn' kelimesinin 'kötülenmiş, çirkinleştirilmiş' anlamına geldiğini ifade eder. Bu, onların kıyamet gününde Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılmış, yüzleri kararmış ve horlanmış bir halde bulunacaklarını anlatır (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 405).
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kubh' kelimesinin hem duyusal (görünüş) hem de akli (fiil ve sıfat) çirkinliği kapsadığını belirtir. 'Makbuhîn' ifadesi, Firavun ve kavminin kıyamet gününde hem görünüş olarak çirkinleştirilmiş hem de amelleri ve akıbetleri itibarıyla kötülenmiş ve horlanmış olacaklarını ifade eder (el-Külliyyât, s. 734).
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَلَقَدْ أَتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِ مَا أَهْلَكْنَا