Ulâ-ike yu/tevne ecrahum merrateyni bimâ saberû veyedraûne bilhaseneti-sseyyi-ete vemimmâ razeknâhum yunfikûn(e)
İşte onların, sabredip kötülüğü iyilikle savmaları ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcamaları karşılığında, mükafatları kendilerine iki kez verilecektir.
İşte onlara, sabretmelerinden ötürü mükafatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar.
Kasas Suresi 54. ayet, müminlerin sabır, kötülüğü iyilikle savma ve infak gibi temel vasıflarını vurgulayarak, bu vasıfların karşılığında alacakları çifte ecri müjdelemektedir. Ayet, bu kavramlar üzerinden ahlaki erdemlerin ilahi mükafatla ilişkisini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أتى' fiilinin bir şeye ulaşmak, gelmek veya bir şeyi getirmek, vermek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'يُؤْتَوْنَ' ifadesi, Allah tarafından müminlere ecirlerinin ulaştırılması, verilmesi anlamında kullanılmıştır, bu da ilahi bir ihsanı gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'إيتاء' kelimesinin 'vermek' manasında kullanıldığını ve Kur'an'da bu fiilin genellikle Allah'ın kullarına bir lütufta bulunması bağlamında geçtiğini ifade eder. Burada da sabredenlere ecirlerinin Allah tarafından verileceği mecazını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أجر' kelimesinin bir işin karşılığı olarak verilen ücret veya mükafat olduğunu belirtir. Ayetteki 'أَجْرَهُم' ifadesi, sabır ve diğer salih amellerin karşılığı olarak Allah tarafından verilecek olan manevi ve dünyevi mükafatı ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'أجر' kelimesinin hem dünyevi hem de uhrevi karşılıkları kapsadığını, özellikle Kur'an'da Allah'ın kullarına vaat ettiği mükafatlar için kullanıldığını açıklar. Burada da müminlerin amellerinin karşılığı olan ilahi lütfu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sabır' kavramının Kur'an'da sadece pasif bir dayanıklılık değil, aynı zamanda aktif bir sebat ve azim olduğunu belirtir. Ayetteki 'صَبَرُوا۟' ifadesi, müminlerin zorluklar karşısında gösterdikleri kararlılığı ve direnişi vurgular, bu da onların ecirlerini hak etmelerinin temel nedenidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'صبر' kelimesinin nefsi hoşlanmadığı şeylerden alıkoymak ve zorluklara karşı dayanmak olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, müminlerin Allah yolunda karşılaştıkları sıkıntılara karşı gösterdikleri metaneti ve irade gücünü anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'درأ' fiilinin bir şeyi itmek, uzaklaştırmak manasına geldiğini belirtir. Ayetteki 'يَدْرَءُونَ' ifadesi, müminlerin kötülüğe karşı pasif kalmayıp, onu aktif bir şekilde iyilikle bertaraf etme çabasını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'درأ' fiilinin 'defetmek, savmak' anlamında mecazi olarak kullanıldığını ve burada kötülüğün iyilikle giderilmesi mecazını taşıdığını açıklar. Bu, müminlerin ahlaki üstünlüğünü ve aktif iyilik yapma prensibini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'حسن' kökünün her türlü güzellik ve iyiliği ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ٱلْحَسَنَةِ' kelimesi, kötülüğe karşı bir araç olarak kullanılan her türlü güzel söz, davranış veya ameli kapsar, bu da müminlerin ahlaki stratejisini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hasene' kavramının Kur'an'da sadece estetik güzelliği değil, aynı zamanda ahlaki ve dini açıdan doğru ve iyi olanı ifade ettiğini vurgular. Burada 'seyyie'nin zıttı olarak, kötülüğü gidermede kullanılan her türlü olumlu ve erdemli davranışı temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'سوء' kökünün her türlü çirkinlik, kötülük ve zararı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ٱلسَّيِّئَةَ' kelimesi, müminlerin iyilikle karşı koyduğu her türlü kötü söz, davranış veya günahı kapsar, bu da onların ahlaki mücadelesini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'seyyie' kavramının Kur'an'da genellikle günah, hata, kötü fiil ve bunların sonuçları için kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, müminlerin sadece kendi kötülüklerinden sakınmakla kalmayıp, başkalarından gelen kötülükleri de iyilikle savuşturma prensibini ortaya koyar.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Onlara kendi nefislerinden ve halktan gelen olumsuzluklara, sabırları sebebiyle, kazanmış oldukları
ecirleri iki kat dünyada iken mutmain bir kâlp ve gönül cenneti ahirette ise, zat cenneti ve İlâh-î müşahede, verilir. Ve onlar, kötülüğü iyilik ile savarlar. Yani kendilerine kötülük yapanlara dahi iyilik ile muamele ederler. Ayrıca kendilerinde olan nefsi ahlâklarını hakk’ın ahlâkıyla değiştirirler. Ve onlara verdiğimiz maddi ve ilmi İlâhiyye, kendini bilme-marifetullah, mânevi ilim olan rızıktan ihtiyaç sahiplerine karşılıksız infâk ederler.
وَإِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَ أَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَنَا
أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَا نَبْتَغِي
الْجَاهِلِينَ
(Ve izâ semiûllagve a’radû anhu, ve kâlû lenâ a’mâlunâ ve lekum a’mâlukum selâmun aleykum lâ nebtegîl câhilîn.)
(55) “Ve onlar, boş lâf işittikleri zaman yüz çevirdiler ve: "Bizim amelimiz bize, sizin ameliniz sizedir. Selâm sizin üzerinize olsun. Biz cahillerle (beraber olmak) istemeyiz ." dediler.”
Ve onlar, Hakk ehli olan Ârifler, Hakk’ın gayrı olan boş lâf her hangi bir şekilde, bilerek veya bilmeyerek, işittikleri zaman, onların tesiri altında kalmamak için hemen, yüz çevirdiler ve: Hakk ehli "Bizim amelimiz bize, gaflet ehli olan, sizin ameliniz sizedir. Yaptığınız bu inkâr veya isyan amelleri sizin için selâmetse, o zaman bu Selâm sizin üzerinize olsun. Biz, böyle hareket eden ve bu kanaatte olan ve nefisleriyle yaşayan, cahillerle (beraber olmak) istemeyiz ." Çünkü bu beraberlik, vakit katbetmekten başka bir şey değildir, dediler.”