Vemâ kâne rabbuke muhlike-lkurâ hattâ yeb'aśe fî ummihâ rasûlen yetlû ‘aleyhim âyâtinâ(c) vemâ kunnâ muhlikî-lkurâ illâ veehluhâ zâlimûn(e)
Rabbin, ülkelerin merkezi yerlerine, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe oraları helak edici değildir. Zaten biz, halkları zalim olmadıkça memleketleri helak etmeyiz.
Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamberi memleketlerin ana merkezlerine göndermedikçe, memleketleri helâk edici değildir. Zaten biz, ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir.
Kasas Suresi'nin 59. ayeti, Allah'ın adaletini ve peygamber gönderme sünnetini vurgular. Ayet, şehirlerin helak edilmesinin ancak peygamber uyarısından sonra ve halkının zulmü sebebiyle gerçekleştiğini dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Helak (هلاك), bir şeyin faydasız hale gelmesi, bozulması ve yok olmasıdır. Ayetteki 'mühlik' (مهلك) ismi faili, Allah'ın şehirleri tamamen ortadan kaldırma, varlıklarını sona erdirme fiilini anlatır. Bu, sadece fiziki bir yok oluş değil, aynı zamanda manevi ve toplumsal bir çöküşü de içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Helak (هلاك) kelimesi, Kur'an'da genellikle bir kavmin veya şehrin cezalandırılması ve ortadan kaldırılması anlamında kullanılır. 'Mühlik' (مهلك) ifadesi, Allah'ın bu cezayı uygulayan kudretini ve iradesini gösterir. Ayette, bu helakın belirli şartlara bağlı olduğu vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'helak' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel yıkımı değil, aynı zamanda ahlaki çöküşü ve ilahi gazabı ifade ettiğini belirtir. 'Mühlik' (مهلك) kelimesi, bu ilahi gazabın ve adaletin tecellisini, yani bir toplumun kendi zulmü nedeniyle yok oluşunu simgeler.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Karye (قرية) kelimesi, Kur'an'da genellikle şehir veya kasaba anlamında kullanılır. Ayetteki 'el-kura' (القرى) çoğulu, belirli bir şehri değil, genel olarak peygamber gönderilen ve helak edilen tüm yerleşim yerlerini kapsar. Bu, sadece binaların değil, orada yaşayan insanların da kastedildiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Karye (قرية), insanların toplandığı yerleşim yeridir. Ayetteki 'el-kura' (القرى) ifadesi, sadece coğrafi bir mekanı değil, o mekanda yaşayan ve belirli bir toplumsal yapıya sahip olan insanları da ifade eder. Helak, bu topluluğun tamamını kapsar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'karye' (قرية) kelimesinin Kur'an'da genellikle 'şehir' anlamında kullanıldığını ve bu şehirlerin, peygamberlerin gönderildiği, ilahi mesajın tebliğ edildiği ve buna karşı çıkan toplulukların yaşadığı yerler olduğunu belirtir. Ayetteki 'el-kura' (القرى), bu türden, ilahi uyarıya muhatap olmuş ve zulme batmış şehirleri temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ba's (بعث), bir şeyi yerinden kaldırmak, göndermek veya diriltmek anlamına gelir. Ayetteki 'yeb'ase' (يبعث) fiili, Allah'ın bir peygamberi belirli bir topluluğa, onlara ilahi mesajı tebliğ etmesi için görevlendirmesi ve göndermesi anlamındadır. Bu, ilahi adaletin bir gereği olarak, uyarıdan önce ceza verilmeyeceğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ba's (بعث) kelimesi, bir şeyi harekete geçirmek, uyandırmak ve göndermek manalarına gelir. Ayetteki 'yeb'ase' (يبعث) fiili, Allah'ın peygamberi, o toplumu gafletten uyandırmak ve onlara doğru yolu göstermek üzere göndermesini ifade eder. Bu, helakın ancak bu uyarıdan sonra ve halkın ısrarı üzerine gerçekleştiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'ba's' (بعث) kavramının Kur'an'da peygamber gönderme bağlamında, Allah'ın insanlığa olan merhametinin ve rehberliğinin bir tezahürü olduğunu belirtir. 'Yeb'ase' (يبعث) fiili, ilahi iradenin bir sonucu olarak, bir topluluğa doğru yolu göstermek ve onları uyarmak için bir elçi görevlendirilmesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Resul (رسول), bir mesajı iletmek üzere gönderilen kişidir. Ayetteki 'resulen' (رسولًا) kelimesi, Allah tarafından seçilmiş ve ilahi vahyi insanlara tebliğ etmekle görevlendirilmiş peygamberi ifade eder. Bu, Allah'ın şehirleri helak etmeden önce onlara bir uyarıcı gönderme sünnetini açıkça ortaya koyar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Resul (رسول), gönderilen ve bir görevi olan kişidir. Ayetteki 'resulen' (رسولًا) ifadesi, Allah'ın adaletinin bir gereği olarak, hiçbir topluluğu peygamber göndermeden ve onları uyarmadan helak etmediğini vurgular. Peygamber, ilahi mesajı okuyarak (yetlû) insanları aydınlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'resul' (رسول) kavramının Kur'an'da merkezi bir rol oynadığını ve Allah ile insanlık arasındaki iletişimin ana aracı olduğunu belirtir. Ayetteki 'resulen' (رسولًا), Allah'ın merhametinin ve adaletinin bir göstergesi olarak, bir topluluğa doğru yolu göstermek ve onları sorumluluklarını hatırlatmak üzere gönderilen ilahi elçiyi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulüm (ظلم), bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak, haddi aşmak ve haksızlık etmektir. Ayetteki 'zalimun' (ظالمون) kelimesi, Allah'ın emirlerine karşı gelerek, peygamberin getirdiği mesajı reddederek ve toplumsal düzeni bozarak haddi aşan, haksızlık eden insanları ifade eder. Şehirlerin helakı, onların bu zulmü sebebiyle gerçekleşir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Zulüm (ظلم), hakkı yerine getirmemek, başkasının hakkına tecavüz etmek ve adaletten sapmaktır. Ayetteki 'zalimun' (ظالمون) ifadesi, şehir halkının peygamberin uyarılarına rağmen küfürde, şirkte ve günahlarda ısrar etmesini, böylece kendilerine ve başkalarına haksızlık etmesini anlatır. Bu zulüm, helakın meşruiyetini sağlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'zulüm' (ظلم) kavramının Kur'an'da sadece bireysel bir günah değil, aynı zamanda toplumsal bir bozulma ve ilahi düzene karşı gelme olduğunu vurgular. Ayetteki 'zalimun' (ظالمون), ilahi mesajı reddeden, adaletsizliği yayan ve böylece kendi helaklarını hazırlayan toplulukları tanımlar. Bu, Allah'ın adaletinin bir yansımasıdır.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bizim varlığımızda oturmakta olan bütün esmâ-i ilâhîyyeye herbirerlerimiz düzeyinde peygamber gelmemek-le beraber genel olarak gelen bu peygambelerin hükmü
içerisine hepimiz girmekteyiz.