Vemâ ûtîtum min şey-in femetâ'u-lhayâti-ddunyâ vezînetuhâ(c) vemâ ‘inda(A)llâhi ḣayrun veebkâ(c) efelâ ta'kilûn(e)
(Dünyalık olarak) size verilen her şey, dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. Allah'ın katındaki ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hala aklınızı kullanmıyor musunuz?
Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve debdebesidir. Allah katında olanlar ise, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ buna aklınız ermeyecek mi?
Kasas Suresi 60. ayet, dünya hayatının geçici nimetleri ile Allah katındaki kalıcı değerler arasındaki karşılaştırmayı vurgular. Ayet, dünya malının bir meta ve süs olduğunu belirtirken, ahiret nimetlerinin daha hayırlı ve baki olduğunu ifade ederek insanları akletmeye davet eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mecazi olarak, kendisinden faydalanılan ve sonra tükenen her şeye 'metâ'' denir. Ayetteki 'metâ'u'l-hayâti'd-dünyâ' ifadesi, dünya hayatının geçici ve tükenmeye mahkum faydalarını, zevklerini ve imkanlarını ifade eder. Bu, dünya nimetlerinin kalıcı olmadığını, sadece belirli bir süre için kullanılabileceğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Metâ', kişinin kendisinden faydalandığı ve istifade ettiği her şeydir. Ayetteki kullanımıyla, dünya hayatındaki her türlü mal, mülk ve zevkin, sadece geçici bir fayda sağladığını ve nihayetinde sona ereceğini anlatır. Bu, dünya nimetlerinin birer araç olduğunu, amaç olmadığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'metâ'' kavramını Kur'an'da 'geçici fayda' veya 'geçici zevk' olarak ele alır. Bu ayette, dünya hayatının tüm imkanlarının, Allah katındaki ebedi nimetlerle karşılaştırıldığında ne kadar değersiz ve geçici olduğunu belirtmek için kullanıldığını ifade eder. Dünya, bir 'metâ'' olarak, insanı asıl hedeften uzaklaştırabilecek bir yanılsama potansiyeli taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayat, var olmanın ve canlı olmanın özüdür. Ayetteki 'el-hayâti'd-dünyâ' ifadesi, bu geçici dünya hayatını, yani insanın doğumundan ölümüne kadar olan süreci ve bu süreçteki varoluşunu ifade eder. Bu, ahiret hayatının aksine, sonlu ve fani olan yaşam biçimini belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hayat, ruhun bedene taalluk etmesiyle meydana gelen bir haldir. Ayetteki 'dünya hayatı' tabiri, bu geçici varoluşun, Allah katındaki ebedi ve gerçek hayatla kıyaslandığında ne kadar sınırlı ve önemsiz olduğunu vurgulamak için kullanılır. Dünya hayatı, bir imtihan ve geçiş durağıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hayat' kelimesinin Kur'an'da hem biyolojik varoluşu hem de manevi canlılığı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise 'dünya' kelimesiyle birlikte kullanılarak, ahiret hayatının aksine, fani ve geçici olan bu dünya yaşamını ve onunla ilişkili tüm unsurları kapsadığını açıklar. Dünya hayatı, bir 'metâ'' olarak sunulur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zînet, bir şeyi güzelleştiren, ona çekicilik katan her şeydir. Ayetteki 'zînetühâ' ifadesi, dünya hayatının insanları cezbeden, göz alıcı ve aldatıcı yönlerini ifade eder. Bu, mal, evlat, makam gibi dünya nimetlerinin dış görünüşteki cazibesini, ancak özünde geçici olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Zînet, bir şeyin güzelliğini artıran ve onu süsleyen unsurlardır. Ayetteki kullanımıyla, dünya hayatının insanları kendine çeken, ancak aslında aldatıcı olan dışsal güzelliklerini ve cazibesini anlatır. Bu, dünya nimetlerinin birer süs olduğunu, ancak kalıcı bir değer taşımadığını belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Zînet, bir şeyin dış görünüşünü güzelleştiren ve onu cazip kılan her türlü unsurdur. Ayetteki 'zînetühâ' ifadesi, dünya hayatının insanları oyalayan, göz kamaştıran ancak geçici olan süslerini ve cazibesini ifade eder. Bu, dünya nimetlerinin birer 'metâ'' gibi, sadece geçici birer süs olduğunu ve asıl hedeften saptırabileceğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayr, arzu edilen, beğenilen ve faydalı olan şeydir. Ayetteki 'hayrun' ifadesi, Allah katında olanın, dünya nimetlerinden nitelik ve nicelik olarak çok daha üstün ve faydalı olduğunu belirtir. Bu, ahiret nimetlerinin hem maddi hem de manevi açıdan dünya nimetlerinden kat kat değerli olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Hayr, her türlü iyilik ve güzelliktir. Ayetteki 'hayrun' kelimesi, Allah katındaki nimetlerin, dünya hayatının geçici metâ ve süsünden çok daha faziletli, değerli ve kalıcı olduğunu ifade eder. Bu, müminleri dünya yerine ahirete yönelmeye teşvik eden bir karşılaştırmadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hayr' kavramını Kur'an'da 'mutlak iyi' veya 'nihai fayda' olarak analiz eder. Bu ayette, Allah katında olanın 'hayrun' olarak nitelendirilmesi, onun sadece dünya nimetlerinden daha iyi olmakla kalmayıp, aynı zamanda gerçek ve kalıcı bir iyilik olduğunu, insan için nihai mutluluğu barındırdığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Bekâ, bir şeyin varlığını sürdürmesi, kalıcı olmasıdır. Ayetteki 'ebkâ' ifadesi, Allah katındaki nimetlerin, dünya nimetlerinin aksine, sonsuz ve kesintisiz olduğunu vurgular. Bu, ahiret nimetlerinin geçici değil, ebedi olduğunu ve asla tükenmeyeceğini belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Bekâ, bir şeyin yok olmaması, devamlı olmasıdır. Ayetteki 'ebkâ' kelimesi, Allah katında olanın, dünya hayatının geçici metâ ve süsünden farklı olarak, sonsuza dek süreceğini ve asla sona ermeyeceğini ifade eder. Bu, ahiret nimetlerinin üstünlüğünü ve kalıcılığını pekiştirir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Bekâ, bir şeyin varlığını sürdürmesi ve yok olmamasıdır. Ayetteki 'ebkâ' ifadesi, Allah katındaki nimetlerin, dünya hayatının fani ve geçici unsurlarına kıyasla, sonsuz ve kesintisiz bir varoluşa sahip olduğunu anlatır. Bu, müminleri kalıcı olanı tercih etmeye yönlendiren önemli bir vurgudur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Akıl, bir şeyi bağlamak, tutmak ve idrak etmektir. Ayetteki 'ta'qilûn' ifadesi, insanları dünya ve ahiret arasındaki bu açık farkı idrak etmeye, düşünmeye ve doğru kararı vermeye davet eder. Bu, sadece duymakla kalmayıp, duyulanı anlamlandırma ve üzerinde tefekkür etme eylemini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'akıl' kavramını Kur'an'da sadece entelektüel bir yetenek olarak değil, aynı zamanda doğruyu yanlıştan ayırma, hikmetli kararlar alma ve ilahi mesajı anlama kapasitesi olarak ele alır. Bu ayetteki 'akletmez misiniz?' sorusu, insanları dünya nimetlerinin geçiciliği ve ahiret nimetlerinin kalıcılığı arasındaki bu temel gerçeği idrak etmeye ve buna göre yaşamlarını şekillendirmeye teşvik eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'akıl' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'düşünme, anlama, idrak etme ve sonuç çıkarma' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki soru, muhatapların bu açık gerçeği görmezden gelmelerine bir sitem niteliğindedir ve onları, dünya ve ahiret arasındaki tercihlerinde akıllarını kullanmaya davet eder.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Yaşadığımız sürece bize verilen madde kaynaklı her şey, nefsi dünya malıdır, buradaki ihtiyaçlarımızı gidermek içindir ve geçicidir. Allah'ın katında olanlar ise. İlmi ledün ve marifetullah, bunların karşılığı olan zat cennetleri daha hayırlı ve daha bakîdir. Bunları idrakinizle değerlendirip hâlâ akıl etmez misiniz?”