Efemen ve'adnâhu va'den hasenen fehuve lâkîhi kemen metta'nâhu metâ'a-lhayâti-ddunyâ śümme huve yevme-lkiyâmeti mine-lmuhdarîn(e)
Kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve o vaad edilen şeye kavuşacak olan kimse, dünya hayatının geçimliklerinden yararlandırdığımız, sonra da kıyamet günü (hesaba çekilmek için) huzura getirilecek kimse gibi midir?
Şu halde, kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz, ardından ona kavuşan kimse, (sırf) dünya hayatının geçici zevkini yaşattığımız ve sonra kıyamet gününde (azab için) huzurumuza getirilenler arasında bulunan kimse gibi midir?
Bu ayet, ahiret nimetleriyle dünya nimetlerini karşılaştırarak, Allah'ın vaadine sadık kalanlarla dünya hayatına aldananların akıbetleri arasındaki farkı vurgular. Temel kavramlar, vaat, güzellik, kavuşma, dünya metaı ve kıyamet günündeki hazır ediliş ekseninde şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Va'd (الوعد), hayır ve şer için kullanılır. Ancak Kur'an'da genellikle hayır için kullanıldığında 'va'd', şer için kullanıldığında 'vaîd' (وعيد) denir. Ayetteki 'va'd' kelimesi, Allah'ın müminlere cennet ve güzel akıbet vaadini ifade eder ki bu, hayır vaadidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'va'd', Allah'ın müminlere ahiretteki mükafatını bildirmesidir. Bu, bir taahhüt ve kesinleşmiş bir sözdür. Ayetteki 'va'd' kelimesi, Allah'ın kudret ve cömertliğini gösteren bir müjde niteliğindedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüsn (الحسن), bir şeyin arzu edilen, beğenilen ve güzel olan yönünü ifade eder. Ayetteki 'hasenen' kelimesi, Allah'ın vaadinin sadece bir vaat olmakla kalmayıp, aynı zamanda en üstün güzellikte ve mükemmellikte olduğunu vurgular. Bu, ahiret nimetlerinin dünya nimetlerinden kat kat üstün olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hüsn, hem maddi hem manevi güzelliği kapsar. Ayetteki 'va'den hasenen' ifadesi, Allah'ın vaadinin hem içerik hem de sonuç itibarıyla en güzel ve en hayırlı olduğunu belirtir. Bu, cennetin ve orada verilecek nimetlerin eşsiz güzelliğine işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Lika' (اللقاء), bir şeyle karşılaşmak, ona ulaşmak anlamına gelir. Ayetteki 'lâkîhi' ifadesi, Allah'ın vaadinin sadece bir söz olarak kalmayıp, müminlerin bu vaat edilen güzelliklere kesinlikle kavuşacaklarını, onlarla yüzleşeceklerini ve onları yaşayacaklarını ifade eder. Bu, vaadin gerçekleşme garantisidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Lika', bir şeyin diğerine ulaşması ve onunla bir araya gelmesidir. Ayetteki 'lâkîhi' kelimesi, vaat edilen cennet nimetlerinin müminler tarafından bizzat tecrübe edileceğini, onlara ulaşılacağını ve bu nimetlerin somut bir gerçeklik olacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Metâ' (المتاع), kendisinden faydalanılan, yararlanılan şeydir. Ayetteki 'metta'nâhu' ifadesi, dünya hayatında insanlara verilen rızık ve imkanların geçici olduğunu, bunların sadece belirli bir süre için kullanıma sunulduğunu ve kalıcı olmadığını belirtir. Bu, dünya nimetlerinin aldatıcı ve sınırlı doğasına işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'metâ'' kavramı, genellikle dünya hayatının geçici ve aldatıcı yönünü vurgulamak için kullanılır. Ayetteki 'metta'nâhu' fiili, Allah'ın insanlara dünya hayatında verdiği nimetlerin, ahiret nimetleriyle kıyaslandığında değersiz ve kısa ömürlü olduğunu, dolayısıyla bunlara aldanmamak gerektiğini ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayat (الحياة), ölümün zıddıdır ve canlılık halini ifade eder. Ayetteki 'el-hayâti' kelimesi, özellikle 'ed-dünyâ' (الدنيا) kelimesiyle birlikte kullanılarak, bu yaşamın geçici, fani ve ahiret hayatına göre daha aşağı bir mertebede olduğunu vurgular. Bu, dünya hayatının asıl amaç değil, bir geçiş durağı olduğu fikrini pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'hayat' kelimesi, genellikle dünya hayatı ve ahiret hayatı olmak üzere iki farklı bağlamda ele alınır. Ayetteki 'el-hayâti' kelimesi, dünya hayatının geçici ve aldatıcı yönünü vurgulayarak, müminleri asıl ve kalıcı olan ahiret hayatına yönelmeye teşvik eder. Dünya hayatının metaı, bu geçiciliğin bir göstergesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hudûr (الحضور), bir yerde bulunmak, hazır olmak demektir. Ayetteki 'el-muhdarîn' kelimesi, kıyamet günü Allah'ın huzuruna, hesap vermek ve ceza görmek üzere zorla getirilenleri ifade eder. Bu, dünya hayatında Allah'ın emirlerine uymayanların kaçamayacakları bir hesap gününün varlığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'muhdarîn', ceza için hazır edilenler, yani azaba sunulacak olanlardır. Ayetteki bu ifade, dünya hayatının geçici nimetlerine aldananların, kıyamet günü kaçınılmaz bir şekilde ilahi adaletin karşısına çıkarılacaklarını ve cezalandırılacaklarını açıkça belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İhdâr (الإحضار), bir şeyi bir yere getirmek, hazır etmek demektir. 'El-muhdarîn' ise, getirilenler, hazır edilenlerdir. Ayetteki kullanımı, dünya hayatında gaflet içinde olanların, kıyamet günü iradeleri dışında, zorunlu olarak hesap yerine getirileceklerini ve bu durumun onların acı akıbetini simgelediğini gösterir.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
********* 92
وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ فَيَقُولُ أَيْنَ شُرَكَائِيَ الَّذِينَ
كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ
Ve yevme yunâdîhim fe yekûlu eyne şurekâiyellezîne kuntum tez’umûn.