Kâle-lleżîne hakka ‘aleyhimu-lkavlu rabbenâ hâulâ-i-lleżîne aġveynâ aġveynâhum kemâ ġaveynâ(s) teberra/nâ ileyk(e)(s) mâ kânû iyyânâ ya'budûn(e)
Haklarında azap hükmü gerçekleşenler, "Ey Rabbimiz! İşte şunlar bizim azdırdıklarımızdır. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Şimdi de onlardan uzaklaşıp sana döndük. Zaten (gerçekte) onlar bize tapmıyorlardı" diyeceklerdir.
(O gün) haklarında azaba itilme, hükmü gerçekleşen kimseler, "Rabbimiz! Biz nasıl azmışsak, işte bu azmışları da öylece azdırdık. (Onların suçlarından) beri olduğumuzu sana arzederiz. Zaten onlar aslında bizlere tapmıyorlardı." derler.
Kasas Suresi'nin 63. ayeti, kıyamet gününde azgınların ve azdıranların diyalogunu tasvir ederken, 'hükmün gerçekleşmesi', 'azgınlık' ve 'uzaklaşma' gibi temel kavramlar üzerinden sorumluluk ve ilahi adalet temasını işlemektedir. Ayet, kelimelerin semantik derinliğiyle bu diyalogun psikolojik ve teolojik boyutlarını ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hakk kelimesi, bir şeyin sabit olması ve şüpheye mahal bırakmayacak şekilde gerçekleşmesi demektir. Ayetteki 'حَقَّ عَلَيْهِمُ ٱلْقَوْلُ' ifadesi, ilahi hükmün veya azap vaadinin onların aleyhine kesinleştiğini ve geri dönülemez bir duruma geldiğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Hakk kelimesi, 'vacib oldu, sabit oldu' anlamında kullanılır. Burada 'hükmün gerçekleşmesi', Allah'ın azap vaadinin veya takdirinin o kimseler için kesinleştiğini ve artık kaçınılmaz olduğunu mecazi bir anlatımla belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hakk kavramı, Kur'an'da 'gerçek, doğru, sabit' gibi anlamlara gelir ve genellikle ilahi hakikati, adaleti ve kesinleşmiş hükmü ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın sözünün veya kararının mutlak ve değişmez olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kavl, burada Allah'ın azap veya ceza ile ilgili vaadi veya hükmüdür. 'Hükmün aleyhlerine gerçekleştiği kimseler' ifadesi, Allah'ın onlara yönelik azap sözünün kesinleştiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl, genellikle söz, konuşma anlamına gelir. Ancak Kur'an'da bazen ilahi hüküm, vaat veya tehdit anlamında da kullanılır. Ayetteki 'ٱلْقَوْلُ', Allah'ın azapla ilgili kesinleşmiş sözünü ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kavl kelimesi, bağlama göre farklı anlamlar kazanabilir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın kıyamet gününde azgınlar hakkında vereceği kesin ve geri dönülmez hükmü veya vaadi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğayy (غَيّ), doğru yoldan sapmak, helake sürüklenmek demektir. 'أَغْوَيْنَآ' fiili ise, bir başkasını bu sapıklığa itmek, azdırmak anlamına gelir. Ayette, azdıranların, kendileri saptıkları gibi başkalarını da saptırdıklarını itiraf etmeleri söz konusudur.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Ğayy, sapıklık ve doğru yoldan ayrılmaktır. 'أَغْوَيْنَآ' fiili, başkalarını da bu sapıklığa düşürmek, onları doğru yoldan uzaklaştırmak manasındadır. Bu, kıyamet gününde azdıranların kendi suçlarını itiraf etmelerini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Ğayy kavramı, Kur'an'da 'doğru yoldan sapma, şaşkınlık, helak' gibi anlamlara gelir. 'İğva' (أَغْوَيْنَآ) ise, bu sapıklığa başkalarını da sürükleme eylemini ifade eder. Ayette, şeytanın veya kötü insanların insanları nasıl saptırdığına dair bir itirafı yansıtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Berâet (بَرَاءَة), bir şeyden uzaklaşmak, ondan ilişiği kesmek ve sorumluluktan kurtulmaktır. 'تَبَرَّأْنَآ إِلَيْكَ' ifadesi, azdıranların kıyamet gününde azdırdıkları kimselerden tamamen uzaklaştıklarını, onlarla hiçbir bağlarının kalmadığını ve sorumluluğu Allah'a havale ettiklerini belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Berâet, bir şeyden ayrılmak, ondan uzaklaşmak ve ondan temizlenmek demektir. Ayetteki 'تَبَرَّأْنَآ', azdıranların, azdırdıkları kişilerden ve onların amellerinden kendilerini tamamen soyutladıklarını, onlarla hiçbir ortaklıklarının kalmadığını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Berâet, bir şeyden uzaklaşma ve ondan ilişiği kesme anlamındadır. Bu ayetteki kullanımı, azdıranların, azdırdıkları kişilerin kendilerine tapmadıklarını ve bu durumdan kendilerini sorumlu tutmadıklarını belirterek, onlardan tamamen uzaklaştıklarını ve Allah'a sığındıklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Abd (عَبْد), boyun eğmek, itaat etmek ve kulluk etmek demektir. 'يَعْبُدُونَ' fiili, birine tapmak, ona kulluk etmek ve onun emirlerine boyun eğmek anlamına gelir. Ayette, azdıranların, azdırdıkları kişilerin aslında kendilerine değil, kendi heva ve heveslerine taptıklarını ima etmeleri söz konusudur.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İbadet, en üst düzeyde boyun eğme ve tevazu göstermektir. Bu ayetteki 'يَعْبُدُونَ' ifadesi, azdıranların, azdırdıkları kişilerin kendilerine doğrudan tapmadıklarını, dolayısıyla onların sapıklığından kendilerinin sorumlu olmadığını iddia etmelerini yansıtır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İbadet kavramı, Kur'an'da Allah'a karşı mutlak teslimiyet ve kulluk anlamında kullanılır. Ayetteki 'يَعْبُدُونَ' ifadesi, azdıranların, azdırdıkları kişilerin kendilerine değil, kendi nefsanî arzularına veya başka varlıklara taptıklarını belirterek, kendilerini bu sorumluluktan kurtarmaya çalıştıklarını gösterir.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَقِيلَ ادْعُوا شُرَكَاءَكُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَجِيبُوا
لَهُمْ وَرَأَوُا الْعَذَابَ لَوْ أَنَّهُمْ كَانُوا يَهْتَدُونَ
(Ve kîled’û şurekâekum fe deavhum fe lem yestecîbû lehum ve reavul azâbe, lev ennehum kânû yehtedûn.)