Fe'amiyet ‘aleyhimu-l-enbâu yevme-iżin fehum lâ yetesâelûn(e)
O gün onlara karşı bütün haberler kapanmıştır. Artık birbirlerine de soramazlar.
İşte o gün onlara bütün haberler kapkaranlık olmuştur; onlar birbirlerine de soramayacaklardır.
Kasas Suresi 66. ayet, kıyamet gününde müşriklerin içine düşeceği çaresizliği ve bilgiye erişimlerinin kesilmesini tasvir etmektedir. Ayet, haberlerin onlara kapalı olacağını ve birbirlerine soru soramayacaklarını vurgulayarak, o günkü acziyetlerini dilbilimsel olarak derinlemesine ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'عمي' (amâ) kelimesinin gözün görme yeteneğini kaybetmesi anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ ٱلْأَنۢبَآءُ' ifadesi ise, haberlerin onlara karşı körleşmesi, yani haberleri idrak edememeleri, onlara ulaşamamaları veya onlardan faydalanamamaları anlamında mecazi bir kullanımdır. Bu durum, kıyamet gününde hakikatlerin onlara kapalı kalacağını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'عمي' kelimesinin Kur'an'da bazen mecazi anlamda kullanıldığını belirtir. Burada 'فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ ٱلْأَنۢبَآءُ' ifadesi, haberlerin onlara gizlenmesi, onlara ulaşmaması veya onların bu haberleri anlayamayacak duruma gelmesi şeklinde yorumlanabilir. Bu, onların o günkü çaresizliğini ve bilgiye erişimlerinin engellendiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'amâ' (körlük) kavramının Kur'an'da sadece fiziksel körlüğü değil, aynı zamanda hakikati idrak edememe, manevi körlük ve basiretsizlik anlamında da kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ ٱلْأَنۢبَآءُ' ifadesi, müşriklerin kıyamet gününde hakikatleri ve kendilerine yöneltilen soruların cevaplarını idrak edemeyecekleri, zihinlerinin bu bilgilere kapalı olacağı bir durumu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'نبأ' kelimesinin 'haber'den daha özel ve önemli bir haber anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ٱلْأَنۢبَآءُ' ifadesi, kıyamet gününe dair önemli bilgiler, sorgulamalar ve onlara yöneltilecek soruların cevapları gibi hayati haberleri ifade eder. Bu haberlerin onlara kapalı olması, o günkü durumlarının ciddiyetini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'نبأ' kelimesinin 'haber'den farklı olarak, faydalı ve büyük bir haber olduğunu, içinde bir hüküm veya bilgi barındırdığını ifade eder. Ayetteki 'ٱلْأَنۢبَآءُ', kıyamet gününde kendilerine yöneltilecek soruların cevapları, dünya hayatında işledikleri amellerin sonuçları gibi önemli ve belirleyici haberleri kapsar. Bu haberlerin onlara körleşmesi, onların bu bilgilere erişemeyeceklerini ve cevap veremeyeceklerini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nebe'' kökünden türeyen kelimelerin Kur'an'da genellikle önemli, ciddi ve doğruluğu kesin olan haberler için kullanıldığını belirtir. 'ٱلْأَنۢبَآءُ' kelimesi, kıyamet gününde müşriklerin karşılaşacağı gerçekler, hesap ve sorgulama ile ilgili hayati bilgileri ifade eder. Bu bilgilerin onlara kapalı olması, onların o günkü şaşkınlık ve çaresizliklerini pekiştirir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'سأل' fiilinin 'sormak' anlamına geldiğini ve 'تفاعل' (tefâ'ul) babında 'تَسَاءَلَ' şeklinde geldiğinde karşılıklı sormak, birbirine danışmak anlamı kazandığını belirtir. Ayetteki 'لَا يَتَسَآءَلُونَ' ifadesi, kıyamet gününde müşriklerin birbirlerine soru soramayacaklarını, yani birbirlerinden yardım isteyemeyeceklerini, bilgi alışverişinde bulunamayacaklarını ve dolayısıyla çaresiz kalacaklarını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'سؤال' kelimesinin bir şeyin bilgisini talep etmek olduğunu belirtir. 'تَسَاءَلَ' formu ise, iki veya daha fazla tarafın karşılıklı olarak bilgi talebinde bulunmasıdır. Ayetteki 'فَهُمْ لَا يَتَسَآءَلُونَ' ifadesi, o günkü dehşet ve şaşkınlık nedeniyle müşriklerin birbirlerine dahi bir şey soramayacaklarını, akıl danışamayacaklarını ve bu durumun onların acziyetini artıracağını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'sual' ve 'cevap' kavramlarının genellikle hesap verme ve sorumluluk bağlamında kullanıldığını belirtir. 'لَا يَتَسَآءَلُونَ' ifadesi, kıyamet gününde müşriklerin birbirlerine soru sorarak bir çıkış yolu bulma veya mazeret üretme imkanlarının kalmayacağını, çünkü herkesin kendi derdine düşeceğini ve birbirlerine fayda sağlayamayacaklarını vurgular. Bu durum, onların tam bir çaresizlik içinde olduklarını gösterir.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
O Mahşer günü yeni haberler-tecelliler, kapanmıştır, yeni fiillerde işlenmediğinden, Bundan sonra onlara sorulmaz.” Ancak eskilerden sorulacaktır.