Veneza'nâ min kulli ummetin şehîden fekulnâ hâtû burhânekum fe'alimû enne-lhakka li(A)llâhi vedalle ‘anhum mâ kânû yefterûn(e)
Her ümmetten bir şahit çıkarırız ve (kafirlere), "Kesin delilinizi getirin" deriz. Onlar da gerçeğin Allah'a ait olduğunu bilirler ve (Allah'a ortak diye) uydurdukları şeyler kendilerini yüzüstü bırakıp kaybolup gitmişlerdir.
(O gün) her ümmetten bir şahit çıkarır, "Haydin, kesin delilinizi getirin!" deriz. O zaman bilirler ki, hakikat Allah'a aittir ve uydurageldikleri şeyler (putlar) de kendilerinden ayrılıp kaybolmuşlardır.
Kasas Suresi 75. ayet, kıyamet gününde her ümmetten bir şahit getirilerek onlardan delil istenmesini ve bu durum karşısında hakikatin ortaya çıkışını ve batılın yok oluşunu dilbilimsel bir derinlikle tasvir etmektedir. Ayet, 'şehîd', 'bürhân', 'hak' ve 'yefterûn' gibi kavramlar üzerinden ilahi adaleti ve hesap gününün kaçınılmazlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şehîd kelimesi, 'şuhûd' (hazır bulunmak) kökünden gelir ve bir olaya tanıklık eden, hazır olan kişiyi ifade eder. Ayetteki bağlamda, kıyamet günü her ümmetin amellerine şahitlik edecek olan peygamberleri veya o ümmetten seçilmiş adil kişileri ifade eder. Bu şahitler, ümmetlerinin dünyadaki yaşantılarına dair bilgi sahibi olup, Allah katında tanıklık edeceklerdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'şehîd' kelimesini 'şâhid' (tanık) anlamında kullanır. Ayetteki 'şehîdâ' ifadesi, her ümmetten kendi peygamberlerinin veya o ümmetin içinden çıkan ve hakikati bilen kişilerin şahit olarak getirileceğini mecazi bir anlatımla ortaya koyar. Bu, onların amellerine dair bir delil sunma zorunluluğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Bürhân, bir şeyin doğruluğunu veya yanlışlığını açıkça ortaya koyan, şüpheyi gideren kesin delil anlamına gelir. Ayetteki 'hâtû burhâneküm' ifadesi, kıyamet gününde inkarcılardan, dünyada Allah'a ortak koştuklarına veya peygamberleri yalanladıklarına dair iddialarını destekleyecek somut ve ikna edici bir kanıt getirmelerinin istenmesini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Bürhân, 'açıklık' ve 'aydınlık' anlamlarını içeren bir kökten türemiştir. Bu bağlamda, bir meselenin hakikatini ortaya çıkaran, zihinlerdeki şüpheleri gideren ve gerçeği apaçık kılan delil demektir. Ayetteki kullanımı, inkarcıların batıl inançlarını savunmak için hiçbir geçerli delile sahip olmadıklarını ve bu talebin onların acizliğini ortaya koyacağını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'bürhân' kavramının, sadece mantıksal bir kanıt değil, aynı zamanda ilahi bir işaret veya mucize gibi, hakikati kesin olarak ortaya koyan her türlü delili kapsadığını belirtir. Ayetteki 'bürhân' talebi, inkarcıların iddialarının temelsizliğini ve Allah'ın birliğinin ve kudretinin apaçık delillerle sabit olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hak, bir şeyin sabit ve doğru olması, gerçeğe uygunluk anlamına gelir. Ayetteki 'enne'l-hakka lillâh' ifadesi, mutlak gerçeğin, yani varlığın, birliğin, kudretin ve adaletin yalnızca Allah'a ait olduğunu, O'nun dışındaki her şeyin batıl ve geçici olduğunu vurgular. Bu, kıyamet gününde herkesin idrak edeceği nihai hakikattir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hak, varlığı kesin olan, şüphe götürmeyen ve değişmeyen şeydir. Allah'a nispet edildiğinde, O'nun zatının, sıfatlarının ve fiillerinin mutlak gerçekliğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, inkarcıların delil getirememesi karşısında, Allah'ın mutlak hakikat ve adalet sahibi olduğunun, O'nun vaatlerinin ve hükümlerinin gerçekliğinin apaçık ortaya çıkacağını belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İftira, bir şeyi asılsız olarak uydurmak, yalan yere isnat etmek demektir. Ayetteki 'mâ kânû yefterûn' ifadesi, inkarcıların dünyada Allah'a ortak koşmaları, peygamberleri yalanlamaları ve batıl inançlar uydurmaları gibi asılsız iddialarını ifade eder. Kıyamet gününde bu uydurmaların kendilerini terk edip yok olacağını, onlara hiçbir fayda sağlamayacağını belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İftira, gerçeğe aykırı olarak bir şeyi icat etmek, uydurmak anlamındadır. Ayetteki 'yefterûn' kelimesi, inkarcıların Allah hakkında uydurdukları yalanları, ortak koştukları putları ve batıl inançları kapsar. Bu uydurmaların hesap gününde onlardan uzaklaşacağını, onlara şefaatçi olamayacağını ve onları azaptan kurtaramayacağını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'iftira' fiilinin Kur'an'da genellikle Allah'a karşı yalan uydurma, O'na ortak koşma veya O'nun ayetlerini yalanlama bağlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yefterûn' ifadesi, inkarcıların dünyada Allah'a karşı uydurdukları tüm batıl inançların ve yalanların, hesap gününde kendilerini terk ederek hiçbir geçerliliğinin kalmayacağını ve onları yalnız bırakacağını semantik olarak açıklar.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
إِنَّ قَارُونَ كَانَ مِنْ قَوْمِ مُوسَى فَبَغَى عَلَيْهِمْ