Vekâle-lleżîne ûtû-l'ilme veylekum śevâbu(A)llâhi ḣayrun limen âmene ve'amile sâlihan velâ yulakkâhâ illâ-ssâbirûn(e)
Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, "Yazıklar olsun size! İman edip de iyi işler yapanlara Allah'ın vereceği mükafat daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşturulur" dediler.
Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, şöyle dediler: "Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlara göre Allah'ın mükafatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir."
Kasas Suresi'nin 80. ayeti, dünya malına tamah edenlere karşı ilim sahiplerinin uyarısını ve ahiret mükafatının üstünlüğünü vurgular. Ayet, iman, salih amel ve sabır kavramları üzerinden ilahi mükafatın ancak bu niteliklere sahip olanlara nasip olacağını dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ilm' kelimesini bir şeyin hakikatini idrak etmek olarak tanımlar. Ayetteki 'ütu'l-ilme' ifadesi, Allah tarafından kendilerine hakikati ve dünya ile ahiret arasındaki farkı idrak etme yeteneği verilmiş kişileri ifade eder. Bu kişiler, dünya malının geçiciliğini ve ahiret mükafatının üstünlüğünü bilenlerdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'ilm'in sadece bilgi değil, aynı zamanda hikmet ve derin bir anlayış olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda 'ilm', dünya hayatının aldatıcılığını ve ahiret mükafatının gerçek değerini kavrama yeteneği olarak öne çıkar. Bu, sadece teorik bilgi değil, aynı zamanda pratik bir idraktir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sevab' kelimesini bir amelin karşılığı olarak açıklar. Ayetteki 'sevâbu'llâhi' ifadesi, Allah'ın iman eden ve salih amel işleyenlere vaat ettiği, dünya malından çok daha üstün olan ahiret mükafatını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'sevab'ın bir fiilin sonucunda geri dönen şey olduğunu ve genellikle hayır için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'sevâbu'llâhi hayrun' ifadesi, Allah'ın vereceği mükafatın, dünya nimetlerinden çok daha hayırlı ve kalıcı olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sevab'ın Kur'an'da genellikle ilahi karşılık ve ödül anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Allah'ın mükafatının, Karun'un dünya malına kıyasla çok daha değerli ve üstün olduğu vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'îmân'ı tasdik ve güven olarak açıklar. Ayetteki 'limen âmene' ifadesi, Allah'ın mükafatına layık olmanın ilk şartının, O'na ve O'nun vaatlerine tam bir teslimiyetle inanmak olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'emn' kökünden türeyen 'îmân'ın, kalpteki tasdik ve güvenle birlikte emniyet ve huzur bulmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'âmene', sadece sözlü bir ikrar değil, aynı zamanda kalben bir teslimiyet ve Allah'a güveni ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'amel'i bir fiili gerçekleştirmek olarak tanımlar. Ayetteki 've amile sâlihan' ifadesi, imanın sadece kalpte kalmaması, aynı zamanda pratik hayatta iyi ve doğru fiillerle tezahür etmesi gerektiğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'amel'in kasıtlı ve iradeli bir fiil olduğunu belirtir. Ayetteki 'amile sâlihan', Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla yapılan, hem bireye hem de topluma fayda sağlayan her türlü iyi işi kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'salâh'ın fesadın zıddı olduğunu ve bir şeyin doğru, düzgün ve faydalı hale gelmesi anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'amile sâlihan', yapılan işlerin hem niyet hem de sonuç itibarıyla iyi, doğru ve Allah'ın hoşnutluğuna uygun olmasını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'salih amel'in Kur'an'da imanın ayrılmaz bir parçası olduğunu ve sadece bireysel değil, toplumsal boyutu da olan faydalı eylemleri kapsadığını vurgular. Ayetteki 'sâlihan', Allah'ın mükafatına ulaşmak için imanın yanında pratik iyiliklerin de şart olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sabır'ı nefsi hoşlanmadığı şeylerden alıkoymak olarak tanımlar. Ayetteki 'illâ's-sâbirûn' ifadesi, Allah'ın büyük mükafatına ancak dünya nimetlerinin cazibesine kapılmayıp, iman ve salih amel yolunda sebat gösterenlerin ulaşabileceğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'sabır'ın nefsi, aklın ve şeriatın gerektirdiği şey üzerinde tutmak olduğunu ifade eder. Bu ayette sabır, dünya malına karşı duyulan hırsı dizginlemek, Allah'ın vaadine güvenmek ve zorluklara rağmen doğru yolda kalmak anlamında kullanılır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sabır'ı nefsin, acı ve sıkıntılara karşı dayanma gücü olarak açıklar. Ayetteki 'sâbirûn', Karun'un zenginliğine özenenlere karşı, dünya malının geçiciliğini idrak edip, ahiret mükafatı için sabır gösterenleri ifade eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.