Veasbeha-lleżîne temennev mekânehu bil-emsi yekûlûne veykeenna(A)llâhe yebsutu-rrizka limen yeşâu min ‘ibâdihi veyakdir(u)(s) levlâ en menna(A)llâhu ‘aleynâ leḣasefe binâ(s) veykeennehu lâ yuflihu-lkâfirûn(e)
Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, "Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine) kısarmış. Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kafirler iflah olmayacak" demeye başladılar.
Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler de: "Demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı çok da, az da verir. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki inkârcılar iflah olmazmış" demeye başladılar.
Kasas Suresi'nin 82. ayeti, Karun'un akıbeti üzerinden rızık, lütuf ve inkarcılığın sonuçları gibi temel kavramları ele almaktadır. Ayet, Allah'ın rızık taksimindeki hikmetini ve kullarına olan nimetini vurgulayarak, dünya malına tamah edenlerin yanılgısını gözler önüne sermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Temenni (تمني), bir şeyin olmasını istemek, arzu etmek demektir. Ayetteki 'temennav' (تمنوا) ifadesi, Karun'un zenginliğine imrenen ve onun yerinde olmayı dileyen kişilerin durumunu anlatır. Bu, genellikle gerçekleşmesi zor veya imkansız olan bir şeyi istemeyi ifade eder ve dünya malına duyulan aşırı arzuyu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Temenni (تمني), bir şeyin olmasını arzu etmektir. Burada, Karun'un sahip olduğu zenginliğe özenen ve onun gibi olmayı dileyenlerin durumunu mecazi olarak ifade eder. Bu, dünya malına duyulan hırsın ve kıskançlığın bir göstergesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Bast (بسط), bir şeyi genişletmek ve yaymaktır. Ayetteki 'yebsutu' (يبسط) fiili, Allah'ın rızkı dilediği kimseye bolca verdiğini, genişlettiğini ifade eder. Bu, Allah'ın kudretinin ve rızık taksimindeki hikmetinin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Bast (بسط), bir şeyi açmak ve genişletmektir. Kur'an'da rızık bağlamında kullanıldığında, Allah'ın dilediği kuluna rızkı bolca verdiğini, genişlettiğini ifade eder. Bu, Allah'ın mutlak iradesini ve takdirini gösterir ve rızkın yalnızca O'nun elinde olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'bast' (بسط) kavramı, genellikle Allah'ın rızkı genişletmesi ve bollaştırması anlamında kullanılır. Bu, Allah'ın cömertliğini ve kullarına karşı lütfunu ifade ederken, aynı zamanda rızkın dağıtımının tamamen ilahi iradeye bağlı olduğunu gösterir. Ayetteki kullanımı, dünya malının geçiciliğini ve Allah'ın takdirinin önemini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kadr (قدر), bir şeyi ölçüyle yapmak, takdir etmek ve daraltmak anlamlarına gelir. Ayetteki 'yakdiru' (يقدر) fiili, Allah'ın rızkı dilediği kimseye ölçüyle verdiğini, daralttığını ifade eder. Bu, Allah'ın rızık taksimindeki adaletini ve hikmetini gösterir; rızkın bolluğu veya darlığı O'nun iradesine bağlıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kadr (قدر), bir şeyi belirli bir ölçüye göre takdir etmek veya daraltmaktır. 'Yakdiru' (يقدر) fiili, Allah'ın rızkı dilediği kimseye ölçülü bir şekilde verdiğini, yani daralttığını belirtir. Bu, 'yebsutu' (يبسط) fiilinin zıddı olarak, Allah'ın rızık üzerindeki tam kontrolünü ve takdirini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Menn (منّ), Allah'ın kullarına lütufta bulunması, nimet vermesi demektir. Ayetteki 'menne' (منّ) fiili, Allah'ın kendilerine lütuf ve ihsanda bulunduğunu, onları Karun'un akıbetinden koruduğunu ifade eder. Bu, Allah'ın merhametini ve kullarına olan nimetini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Menn (منّ), Allah'ın kullarına verdiği büyük nimet ve lütuftur. Ayetteki 'menne' (منّ) ifadesi, Allah'ın kendilerine lütfederek Karun gibi helak olmaktan kurtardığını belirtir. Bu, Allah'ın bağışlayıcılığını ve koruyuculuğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hasf (خسف), yerin bir şeyi yutması, içine çekmesi demektir. Ayetteki 'lehasafe' (لخسف) fiili, Allah'ın kendilerini de Karun gibi yerin dibine geçireceğini, helak edeceğini ifade eder. Bu, Allah'ın azabının şiddetini ve günahkarların akıbetini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Hasf (خسف), yerin bir şeyi yutmasıdır. Ayetteki 'lehasafe bina' (لخسف بنا) ifadesi, Allah'ın kendilerini de Karun gibi yerin dibine geçireceği, yani helak edeceği anlamına gelir. Bu, Allah'ın cezalandırma gücünü ve dünya malına tamah etmenin tehlikesini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Felâh (فلاح), dünya ve ahiret saadetine ermek, kurtuluşa ulaşmaktır. Ayetteki 'yüflihu' (يفلح) fiili, inkarcıların başarıya, kurtuluşa eremeyeceklerini ifade eder. Bu, imanın ve Allah'a itaatin önemini, inkarcılığın ise hüsranla sonuçlanacağını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Felâh (فلاح), bir şeyin elde edilmesi ve istenilen amaca ulaşılmasıdır. Kur'an'da genellikle dünya ve ahiret mutluluğunu, kurtuluşu ifade eder. Ayetteki 'lâ yüflihu' (لا يفلح) ifadesi, inkarcıların hiçbir zaman gerçek başarıya ve kurtuluşa ulaşamayacaklarını, aksine hüsrana uğrayacaklarını belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Felâh (فلاح) kelimesi, Kur'an'da genellikle 'kurtuluş', 'başarı' ve 'mutluluk' anlamlarında kullanılır. Bu ayetteki 'lâ yüflihu' (لا يفلح) ifadesi, inkarcıların dünya ve ahirette gerçek bir başarıya ve kurtuluşa erişemeyeceklerini, aksine hüsranla karşılaşacaklarını net bir şekilde ortaya koyar. Bu, imanın ve salih amelin önemini pekiştirir.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
تِلْكَ الدَّارُ الآخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذِينَ لَا يُرِيدُونَ
عُلُوًّا فِي الْأَرْضِ وَلَا فَسَادًا وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ
(Tilked dârul âhıretu nec’aluhâ lillezîne lâ yurîdûne uluvven fîl ardı ve lâ fesâdâ, vel âkıbetu lil muttekîn.)