Men câe bilhaseneti felehu ḣayrun minhâ(s) vemen câe bi-sseyyi-eti felâ yuczâ-lleżîne ‘amilû-sseyyi-âti illâ mâ kânû ya'melûn(e)
Kim bir iyilik getirirse, ona bundan daha hayırlısı vardır. Kim de bir kötülük getirirse, bilsin ki, kötülük işleyenler ancak yapmakta olduklarının cezasına çarptırılırlar.
Kim bir iyilik getirirse ona ondan daha üstün karşılık vardır. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler.
Bu ayet, iyilik ve kötülük kavramları üzerinden ilahi adalet prensibini vurgulamaktadır. 'Hasene' ve 'Seyyie' kelimeleri, amellerin niteliğini belirlerken, 'Cezâ' ve 'Amel' kelimeleri ise bu amellerin karşılığını ve mahiyetini ifade etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hasene, hem zatında güzel olanı hem de başkasına fayda sağlayan şeyi ifade eder. Ayetteki 'bi'l-haseneti' ifadesi, kişinin Allah'a yakınlaşmasına vesile olan, şeriatın güzel saydığı her türlü ameli kapsar. (s. 235)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Hasene, Allah katında makbul olan, sevap kazandıran her türlü fiil ve sözdür. Bu ayetteki kullanımı, kişinin ahirette karşılığını göreceği salih amelleri ifade eder. (c. 2, s. 102)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hasene, Kur'an'da sadece estetik bir güzelliği değil, aynı zamanda ahlaki ve dini bir değeri de ifade eder. Bu ayette, Allah'ın rızasına uygun olan, olumlu ve yapıcı eylemleri belirtir. (s. 205)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Seyyie, hem zatında çirkin olanı hem de başkasına zarar veren şeyi ifade eder. Ayetteki 'bi's-seyyi'eti' ifadesi, kişinin Allah'tan uzaklaşmasına sebep olan, şeriatın kötü saydığı her türlü ameli kapsar. (s. 433)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Seyyie, günah, isyan ve Allah'ın hoşnut olmadığı her türlü fiildir. Bu ayette, kişinin ahirette cezasını göreceği kötü amelleri ifade eder. (s. 345)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Seyyie, Kur'an'da sadece estetik bir çirkinliği değil, aynı zamanda ahlaki ve dini bir olumsuzluğu da ifade eder. Bu ayette, Allah'ın rızasına aykırı olan, yıkıcı ve zararlı eylemleri belirtir. (s. 206)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Cezâ, bir fiilin karşılığı olarak verilen şeydir; bu karşılık bazen iyilik (sevap), bazen de kötülük (ceza) olabilir. Ayetteki 'felâ yüczâ' ifadesi, kötü amel işleyenlerin ancak yaptıkları kadar ceza göreceğini, zulme uğramayacaklarını vurgular. (s. 112)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Cezâ, bir amelin neticesi olarak ortaya çıkan sonuçtur. Bu ayette, Allah'ın adaletinin tecellisi olarak, kötü amellerin tam karşılığının verileceğini, fazlasının verilmeyeceğini belirtir. (c. 2, s. 189)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Cezâ kelimesi, Kur'an'da genellikle ilahi adalet bağlamında kullanılır ve amellerin karşılığının eksiksiz bir şekilde verileceğini ifade eder. Burada, kötü amellerin karşılığının adil bir şekilde ödeneceği anlamındadır. (s. 150)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Amel, iradeye dayalı olarak yapılan her türlü fiildir. Ayetteki 'amelû' fiili, kötü amelleri kastederek, kişilerin kendi tercihleriyle işledikleri fiillerin sorumluluğunu vurgular. (s. 645)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Amel, kişinin bilinçli olarak gerçekleştirdiği eylemdir. Bu ayette, 'yaptıkları kadar ceza görürler' ifadesiyle, amellerin niteliği ve niceliği ile cezanın doğrudan ilişkili olduğu belirtilir. (c. 2, s. 310)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Amel, Kur'an'da genellikle kişinin dünya hayatında gerçekleştirdiği, ahirette karşılığını göreceği fiilleri ifade eder. Burada, kötü amellerin bizzat işleyenler tarafından gerçekleştirildiğini ve sorumluluğunun onlara ait olduğunu gösterir. (s. 120)
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
إِنَّ الَّذِي فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لَرَادُّكَ إِلَى مَعَادٍ