İnne-lleżî ferada ‘aleyke-lkur-âne lerâdduke ilâ me'âd(in)(c) kul rabbî a'lemu men câe bilhudâ vemen huve fî dalâlin mubîn(in)
Kur'an'ı sana farz kılan Allah, şüphesiz seni dönülecek bir yere döndürecektir. De ki: "Rabbim hidayetle geleni ve apaçık bir sapıklık içinde olanı daha iyi bilir."
(Resulüm!) Kur'ân'ı (okumayı, tebliğ etmeyi ve ona uymayı) sana farz kılan Allah, elbette seni (yine) dönülecek yere döndürecektir. De ki: "Rabbim, kimin hidayetle geldiğini ve kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu en iyi bilendir."
Kasas Suresi'nin 85. ayeti, Kur'an'ın farz kılınması, ahiret dönüşü ve hidayet-dalalet ayrımı gibi temel İslami kavramları ele almaktadır. Ayet, Peygamber'e (s.a.v.) hitaben, Allah'ın vaadini ve hakikati beyan etmesini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Farz (فرض), bir şeyi kesmek, belirlemek ve takdir etmek anlamına gelir. Şeriatta ise, Allah'ın kullarına kesin olarak emrettiği ve yapmalarını zorunlu kıldığı hükümler için kullanılır. Ayetteki 'فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْآنَ' ifadesi, Kur'an'ın hükümlerine uymayı ve onu tebliğ etmeyi Peygamber'e (s.a.v.) Allah tarafından kesin bir emir olarak yüklediğini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Farz (فرض), 'takdir etmek' ve 'vacip kılmak' anlamlarına gelir. Burada Kur'an'ın hükümlerinin Peygamber'e (s.a.v.) vacip kılındığı, yani onun için bir görev ve yükümlülük haline getirildiği kastedilmektedir. Bu, Kur'an'ın sadece bir öğüt değil, aynı zamanda uyulması gereken bir kanun olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kur'an (قرآن), 'karae' (قَرَأَ) fiilinden türemiş olup, 'toplamak' ve 'okumak' anlamlarına gelir. Kitapların en faziletlisi olduğu için bu isimle anılmıştır, çünkü o, önceki kitapların özünü toplamış ve okunmasıyla ibadet edilen bir kitaptır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın Peygamber'e (s.a.v.) farz kıldığı ilahi kelamı ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kur'an (قرآن), 'okunan' anlamına gelir. Allah'ın kelamıdır ve Peygamber'e (s.a.v.) vahyedilmiştir. Bu ayette, Allah'ın Peygamber'e (s.a.v.) tebliğ etmesini ve hükümlerine uymasını emrettiği, okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken kutsal metni ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an, İslam'ın merkezî kavramlarından biridir ve 'okuma' eylemiyle doğrudan ilişkilidir. Ancak sadece okumak değil, aynı zamanda 'toplamak' ve 'bir araya getirmek' anlamlarını da içerir. Bu, Kur'an'ın ilahi mesajları bir araya getiren ve insanlığa sunan bir bütün olduğunu gösterir. Ayetteki bağlamda, Kur'an'ın Peygamber'e (s.a.v.) yüklenen bir görev ve rehberlik kaynağı olduğu vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Me'âd (معاد), 'avd' (عود) kökünden türemiş olup, 'dönüş' anlamına gelir. Buradaki 'me'âd', kıyamet günü veya ahiret yurdu gibi, insanların en sonunda dönecekleri yeri ifade eder. Ayetteki 'لَرَآدُّكَ إِلَىٰ مَعَادٍ' ifadesi, Allah'ın Peygamber'i (s.a.v.) ahiretteki makamına döndüreceğini, yani ona vaat ettiği zaferi ve cenneti vereceğini müjdeler.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Me'âd (معاد), 'dönüş yeri' demektir. Bu ayetteki kullanımı, Peygamber'in (s.a.v.) Mekke'ye zaferle döneceğine veya ahiretteki yüce makamına döneceğine işaret eder. Her iki durumda da, Allah'ın vaadinin gerçekleşeceği ve Peygamber'in (s.a.v.) nihai olarak başarıya ulaşacağı anlamını taşır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Me'âd (معاد), 'dönülecek yer' demektir. Bu, hem dünya hayatındaki bir dönüşü (Mekke'ye dönüş gibi) hem de ahiret hayatındaki nihai dönüşü kapsar. Ayetteki bağlam, Allah'ın Peygamber'e (s.a.v.) olan desteğini ve onu düşmanlarına karşı muzaffer kılacağını, sonunda da ona vaat edilen ebedi yurdu vereceğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüda (هدى), 'doğru yolu göstermek' ve 'doğru yola iletmek' anlamlarına gelir. Kur'an'da genellikle Allah'ın insanlara gönderdiği ilahi rehberlik ve doğru din için kullanılır. Ayetteki 'مَن جَآءَ بِٱلْهُدَىٰ' ifadesi, Allah'ın gönderdiği hakikatle, yani İslam diniyle gelen kişiyi ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hüda (هدى), 'doğru yol' ve 'açıklama' demektir. Bu ayette, Peygamber'in (s.a.v.) getirdiği Kur'an ve İslam dininin, insanları sapıklıktan kurtarıp doğru yola ileten ilahi bir rehberlik olduğunu belirtir. Allah, kimin bu doğru yolla geldiğini en iyi bilendir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hüda, Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve 'doğru yolu bulma' veya 'doğru yola rehberlik etme' anlamlarını taşır. Bu kavram, Allah'ın insanlara gönderdiği peygamberler ve kitaplar aracılığıyla gerçekleşen ilahi rehberliği ifade eder. Ayette, Allah'ın kimin bu ilahi rehberlikle geldiğini ve kimin ondan saptığını bildiği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dalâl (ضلال), 'doğru yoldan sapmak', 'şaşırmak' ve 'kaybolmak' anlamlarına gelir. Kur'an'da genellikle Allah'ın yolundan, hakikatten ve hidayetten uzaklaşmayı ifade eder. Ayetteki 'فِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ' ifadesi, apaçık bir sapıklık içinde olmayı, yani hakikatten tamamen uzaklaşmış ve doğru yolu kaybetmiş olmayı belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Dalâl (ضلال), 'yoldan çıkmak' ve 'şaşırmak' demektir. Burada, Allah'ın gönderdiği hidayeti kabul etmeyip kendi heva ve heveslerine uyanların içinde bulunduğu durumu ifade eder. 'Mübîn' (apaçık) kelimesiyle birlikte kullanılması, bu sapıklığın herkes tarafından görülebilir ve anlaşılabilir olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Dalâl, hidayetin zıttı olarak, 'doğru yoldan sapma' ve 'kaybolma' anlamlarını taşır. Bu kavram, Allah'ın iradesine karşı gelme, hakikati reddetme ve yanlış inançlara saplanma durumunu ifade eder. Ayetteki 'apaçık sapıklık' ifadesi, bu durumun gizli veya belirsiz olmadığını, aksine herkesin fark edebileceği kadar açık olduğunu belirtir.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَمَا كُنْتَ تَرْجُوا أَنْ يُلْقَى إِلَيْكَ الْكِتَابُ إِلَّا
رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ ظَهِيرًا لِلْكَافِرِينَ
(Ve mâ kunte tercû en yulkâ ileykel kitâbu illârahme-ten min rabbike fe lâ tekûnenne zahîren lil kâfirîn.)