Vemâ kunte tercû en yulkâ ileyke-lkitâbu illâ rahmeten min rabbik(e)(s) felâ tekûnenne zahîran lilkâfirîn(e)
Sen, bu kitabın sana verileceğini ummuyordun. Ancak o, Rabbinden bir rahmet olarak sana verildi. Öyle ise kafirlere sakın arka çıkma.
Sen, bu kitabın sana vahyolunacağını ummuyordun. Bu ancak Rabbinden bir rahmettir. O halde sakın kâfirlere arka çıkma!
Kasas Suresi 86. ayet, Hz. Peygamber'e vahyin gelişinin beklenmedik bir lütuf olduğunu vurgularken, inkarcılara destek olmaktan sakınmayı emretmektedir. Ayet, vahyin ilahi bir rahmet oluşunu ve bu rahmetin getirdiği sorumluluğu dilbilimsel olarak ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'recâ' kelimesini, 'hoşlanılan bir şeyin gerçekleşmesini beklemek' olarak tanımlar. Ayetteki 'tercû' ifadesi, Hz. Peygamber'in kendisine Kitab'ın indirileceğini önceden tahmin etmediğini, bu durumun tamamen ilahi bir lütuf olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'recâ' kelimesinin bazen 'havf' (korku) anlamında da kullanılabileceğini belirtse de, bu ayetteki bağlamda 'beklenti' ve 'ümit' anlamının daha baskın olduğunu ifade eder. Peygamber'in böyle bir beklentisi olmaması, vahyin mucizevi yönünü pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ulkıye' fiilinin 'indirilmek, vahyedilmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yulkâ ileyke' ifadesi, Kitab'ın Hz. Peygamber'e doğrudan ve ilahi bir emirle ulaştırıldığını, onun çabasıyla elde edilmediğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ilkâ' kelimesinin 'bir şeyi bir yere bırakmak, atmak' anlamının yanı sıra, 'bir haberi ulaştırmak' manasına da geldiğini açıklar. Burada Kitab'ın 'bırakılması', onun ilahi bir emanet olarak Peygamber'e tevdi edildiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kitâb' kelimesinin 'yazılı olan şey' ve 'toplanmış olan şey' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-Kitâb', Allah'ın kelamının toplanmış ve yazılı halini, yani Kur'an'ı ifade eder ve onun ilahi menşeini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'el-Kitâb' kavramının sadece yazılı bir metni değil, aynı zamanda ilahi bir yasayı, rehberliği ve evrensel hakikati temsil ettiğini belirtir. Bu ayette 'el-Kitâb', Peygamber'e indirilen ilahi mesajın bütüncül ve kapsayıcı niteliğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rahmet' kelimesini 'kalpteki incelik ve şefkat' olarak tanımlar ve Allah'a nispet edildiğinde 'ihsan ve lütuf' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'rahmeten min Rabbike', Kitab'ın indirilişinin Allah'ın kullarına olan sonsuz lütfunun bir tecellisi olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rahmet' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve genellikle Allah'ın kullarına yönelik iyilik, bağışlama ve lütfunu ifade ettiğini belirtir. Bu ayette vahyin bir 'rahmet' olarak nitelendirilmesi, onun insanlık için bir kurtuluş ve hidayet kaynağı olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zahîr' kelimesinin 'yardımcı, destekçi' anlamına geldiğini ve 'sırtını dayamak' kökünden türediğini belirtir. Ayetteki 'fela tekûnenne zahîran lil-kâfirîn' ifadesi, Peygamber'in inkarcılara herhangi bir şekilde arka çıkmaması, onlara destek olmaması gerektiğini kesin bir dille ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'zahîr' kelimesinin 'birine yardım eden, destek olan' anlamını taşıdığını ve bu yardımın hem maddi hem de manevi olabileceğini açıklar. Ayetteki yasaklama, inkarcıların batıl davalarına hiçbir şekilde ortak olunmaması gerektiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi örtmek' olduğunu ve bu bağlamda 'nimeti örtmek, inkar etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kâfirîn', Allah'ın lütfu olan Kitab'ı ve Peygamber'i inkar edenleri ifade eder ve onlara destek olmanın yanlışlığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'da sadece bir inançsızlık hali değil, aynı zamanda Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük ve gerçeği bile bile reddetme eylemi olduğunu açıklar. Bu ayette 'kâfirîn', ilahi rahmeti ve hidayeti reddeden, dolayısıyla Peygamber'in onlara destek olmaması gereken kişileri tanımlar.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْ آيَاتِ اللَّهِ بَعْدَ إِذْ أُنْزِلَتْ
إِلَيْكَ وَادْعُ إِلَى رَبِّكَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
(Ve lâ yasuddunneke an âyâtillâhi ba’de iz unzılet ileyke ved’u ilâ rabbike ve lâ tekûnenne minel muşrikîn.)