Velâ yesuddunneke ‘an âyâti(A)llâhi ba'de iż unzilet ileyk(e)(s) ved'u ilâ rabbik(e)(s) velâ tekûnenne mine-lmuşrikîn(e)
Allah'ın ayetleri sana indirildikten sonra, sakın seni onlardan çevirmesinler. Rabbine çağır ve sakın Allah'a ortak koşanlardan olma!
Allah'ın âyetleri sana indirildikten sonra, artık sakın onlar seni bu âyetlerden alıkoymasınlar. Rabbine davet et. Asla müşriklerden olma!
Kasas Suresi 87. ayet, peygamberin tebliğ görevini ve bu yolda karşılaşacağı engellere karşı duruşunu vurgulayan önemli kavramlar içermektedir. Ayet, 'alıkoyma', 'ayetler', 'indirme', 'davet etme' ve 'müşrikler' gibi temel kelimelerle Allah'ın birliğini ve tevhidi savunma çağrısını dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sed (صَدّ) kelimesi, bir şeyi engellemek, mani olmak anlamına gelir. Ayetteki 'yessuddunneke' ifadesi, başkalarının peygamberi Allah'ın ayetlerinden yüz çevirmeye, onları tebliğ etmekten alıkoymaya çalışmasını ifade eder. Bu, hem fiziksel bir engelleme hem de fikri bir caydırma anlamını taşır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sed (صَدّ) fiili, 'menaa' (منع) yani engellemek, alıkoymak manasındadır. Ayetteki kullanımı, müşriklerin peygamberi Allah'ın ayetlerini tebliğ etmekten veya onlara uymaktan alıkoyma çabalarını mecazi olarak anlatır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Sed (صَدّ), bir şeyi bir yerden çevirmek, geri döndürmek demektir. Burada, peygamberin Allah'ın ayetlerinden yüz çevirmesine veya onları tebliğ etmekten vazgeçmesine neden olacak her türlü engelleme ve caydırma kastedilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âyet (آية), açık bir alamet, işaret ve delil anlamına gelir. Kur'an'da hem Allah'ın evrendeki kudretini gösteren deliller hem de peygamberlere indirilen mucizeler ve Kur'an'ın cümleleri için kullanılır. Bu ayette, özellikle Kur'an'ın indirilen vahyini ve onun içerdiği hükümleri ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Âyet (آية), 'alâmet' (علامة) yani işaret ve delil demektir. Ayetteki 'âyâtillah' ifadesi, Allah'ın peygamberine vahyettiği Kur'an ayetlerini ve bu ayetlerin içerdiği hakikatleri kasteder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu'ya göre 'ayet' kavramı, Kur'an'da Allah'ın varlığını ve kudretini gösteren her türlü işareti kapsar. Bu, hem kozmik fenomenleri hem de peygamberlere gönderilen vahiyleri içerir. Bu ayette, 'indirilen' ifadesiyle birlikte kullanılması, özellikle Kur'an'ın vahyedilmiş metinlerine işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nüzûl (نزول), yukarıdan aşağıya inmek demektir. 'İnzâl' (إنزال) ise indirmek, göndermek anlamına gelir. Ayetteki 'ünzilet' (indirildi) ifadesi, Allah'ın ayetlerinin vahiy yoluyla peygambere gönderilmesini, yani Kur'an'ın nazil olmasını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Nüzûl (نزول), bir şeyin yüksek bir yerden alçak bir yere gelmesidir. Kur'an bağlamında, Allah'ın kelamının semadan peygamberin kalbine indirilmesi anlamında kullanılır. Bu, ilahi bir kaynağa ve otoriteye işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'inzâl' fiilinin Kur'an'da genellikle ilahi bir eylemi, Allah'ın bir şeyi göndermesini ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Allah'ın ayetlerinin peygambere vahyedilerek, yani ilahi bir emirle gönderildiğini vurgular, bu da ayetlerin kutsallığını ve bağlayıcılığını pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Da'vet (دعوة), bir şeyi kendine doğru çekmek, çağırmak demektir. Kur'an'da genellikle insanları Allah'ın dinine, tevhide ve doğru yola davet etme anlamında kullanılır. Ayetteki emir kipi, peygamberin tebliğ görevini ve insanları hakka çağırma sorumluluğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Da'vet (دعوة), birini bir şeye yöneltmek, onu talep etmek veya ona çağırmaktır. Ayetteki 'ud'u' (çağır) emri, peygamberin insanları Allah'ın birliğine ve O'nun hükümlerine davet etme görevini açıkça ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'da'vet' kavramının Kur'an'da merkezi bir rol oynadığını ve peygamberlerin temel misyonlarından biri olduğunu belirtir. Bu, sadece bir davet değil, aynı zamanda insanları doğru yola sevk etme ve onlara rehberlik etme çabasıdır. Ayetteki bağlam, bu davetin Allah'ın ayetleri indirildikten sonraki zorunluluğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şirk (شرك), bir şeyi başkasıyla ortak kılmak demektir. 'Müşrik' (مشرك) ise Allah'a ortak koşan, O'nunla birlikte başka ilahlar edinen kişidir. Ayetteki 'müşriklerden olma' uyarısı, tevhidin önemini ve Allah'ın birliğine halel getirecek her türlü inanç ve eylemden uzak durma gerekliliğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Şirk (شرك), Allah'ın zatında, sıfatlarında veya fiillerinde O'na ortak koşmaktır. Müşrikler, Allah'ın tekliğini kabul etmeyip, O'nunla birlikte başka varlıklara ibadet eden veya onları ilahlaştıran kimselerdir. Ayet, peygamberi bu tür bir inanç ve yaşam tarzından kesinlikle uzak durmaya çağırır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şirk' kavramının Kur'an'ın temel kavramlarından biri olduğunu ve tevhidin zıddı olarak konumlandığını belirtir. Müşrikler, Allah'ın mutlak egemenliğini ve birliğini tanımayan, dolayısıyla Kur'an'ın mesajına karşı çıkanlardır. Ayetteki uyarı, peygamberin bu zihniyetten tamamen arınmış olması gerektiğini ifade eder.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَلَا تَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ لَا إِلَهَ إِلَّا
هُوَ كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ
تَرْجِعُونَ
Ve lâ ted’u meallâhi ilâhen âhar, lâ ilâhe illâ hû, kullu şey’in hâlikun illâ vechehu, lehul hukmu ve ileyhi turceûn.