Veleyahmilunne eśkâlehum veeśkâlen me'a eśkâlihim(s) veleyus-elunne yevme-lkiyâmeti ‘ammâ kânû yefterûn(e)
Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir. Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyamet günü şüphesiz, sorguya çekileceklerdir.
(Fakat gerçek şu ki) elbette kendi yüklerini, kendi yükleriyle birlikte nice yükleri (başkalarını saptırmanın vebalini) taşıyacaklar ve uydurup durdukları şeylerden kıyamet günü mutlaka sorguya çekileceklerdir.
Ankebût Suresi'nin 13. ayeti, inkarcıların kendi günah yüklerini ve başkalarını saptırmalarından kaynaklanan ek yükleri taşıyacaklarını ve kıyamet günü uydurdukları yalanlardan sorgulanacaklarını vurgulamaktadır. Ayet, sorumluluk, yükümlülük ve hesap verme kavramlarını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sikl' (ثقل) kelimesinin asıl anlamının 'ağırlık' olduğunu belirtir ve Kur'an'da hem maddi hem de manevi yükler için kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'eskal' (أثقال) ise, günahların ve sorumlulukların manevi ağırlığını, yani kişinin ahirette taşıyacağı yükü ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'eskal' kelimesinin burada mecazi bir anlam taşıdığını, günahların ve veballerin ağırlığını simgelediğini açıklar. Ayetteki 'ağırlıklar' ifadesi, inkarcıların kendi günahlarının yanı sıra, başkalarını saptırmaları nedeniyle yüklenecekleri ek sorumlulukları vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'sikl' kavramının sadece fiziksel ağırlığı değil, aynı zamanda ahlaki ve dini bir yükümlülüğü de ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'eskal', kişinin ahirette karşılaşacağı manevi yükü, yani işlediği günahların ve sebep olduğu kötülüklerin getirdiği sorumluluğu temsil eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'su'âl' (سؤال) kelimesinin 'bir şey hakkında bilgi istemek, sorgulamak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yüs'elünne' (يُسْـَٔلُنَّ) ifadesi, Allah'ın kıyamet günü insanları dünyada yaptıkları ve söyledikleri hakkında hesaba çekeceğini, onlardan açıklama isteyeceğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'su'âl'in hem bilgi edinmek hem de hesap sormak için kullanıldığını açıklar. Bu ayetteki kullanımı, özellikle 'iftira' (iftira) ile birlikte gelmesi, sorgulamanın bir hesap verme ve sorumluluk yükleme amacı taşıdığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 's-e-l' kökünün Kur'an'da genellikle bir eylemin veya sözün sorumluluğunu üstlenmekle ilgili sorgulamayı ifade ettiğini belirtir. Burada, inkarcıların uydurdukları yalanlar ve iftiralar nedeniyle ahiretteki hesap verme durumunu net bir şekilde ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kıyâme' (قيامة) kelimesinin 'kıyâm' (ayağa kalkmak) kökünden geldiğini ve ölülerin diriltilip hesap vermek üzere ayağa kalktıkları günü ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, sorgulamanın gerçekleşeceği zamanı, yani nihai hesap gününü netleştirir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kıyâme'nin, insanların kabirlerinden kalkıp Allah'ın huzurunda toplanacakları ve amellerinin hesabının görüleceği gün olduğunu açıklar. Ayet, bu günün kaçınılmazlığını ve o gün yapılacak sorgulamanın ciddiyetini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kıyâme' kavramının Kur'an'da sadece bir zaman dilimi değil, aynı zamanda kozmik bir dönüşüm ve ahlaki bir hesaplaşma anı olduğunu vurgular. Bu ayette, 'kıyâme' günü, inkarcıların dünyadaki eylemlerinin nihai sonucunu görecekleri ve sorumluluklarının ortaya çıkacağı bir dönüm noktası olarak sunulur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'iftira' (افتراء) kelimesinin 'yalan uydurmak, asılsız iddialarda bulunmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yefterûne' (يَفْتَرُونَ) ifadesi, inkarcıların Allah'a ve peygamberlere karşı uydurdukları yalanları ve iftiraları kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'f-r-y' kökünün 'bir şeyi kesip biçmek, şekillendirmek' anlamından türediğini ve 'iftira'nın da 'yalanı uydurarak şekillendirmek' anlamına geldiğini açıklar. Bu ayette, inkarcıların kendi elleriyle oluşturdukları asılsız inançları ve iddiaları ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'iftira'nın özellikle Allah'a karşı yalan isnat etmek ve O'nun adına uydurma sözler söylemek anlamında kullanıldığını vurgular. Ayetteki 'yefterûne', inkarcıların dini gerçekleri çarpıtma ve kendi heva ve heveslerine göre din uydurma eylemlerini işaret eder.
Ankebût Sûresi
“Veleyahmilunne eskâlehum veeskâlen me’a eskâlihim veleyus-elunne yevme-lkiyâmeti ‘ammâ kânû yefterûn(e)” (29/13) Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir. Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyamet günü şüphesiz, sorguya çekileceklerdir. (29/13)