Velekad erselnâ nûhan ilâ kavmihi felebiśe fîhim elfe senetin illâ ḣamsîne ‘âmen feeḣażehumu-ttûfânu vehum zâlimûn(e)
Andolsun, biz, Nuh'u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.
Andolsun ki Nuh'u kendi kavmine gönderdik de, o dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Sonunda, onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.
Ankebut Suresi 14. ayet, Nuh peygamberin kavmine gönderilişini, uzun süreli tebliğini ve kavminin zulmü sebebiyle tufanla helak edilişini anlatmaktadır. Ayet, peygamberlik, zaman ve ilahi ceza kavramları etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irsâl' kelimesinin bir şeyi bir yöne doğru salıvermek, göndermek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'erselnâ' fiili, Allah'ın Nuh'u bir elçi olarak belirli bir görevi yerine getirmek üzere kavmine yollamasını ifade eder, bu da peygamberlik misyonunun başlangıcını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'erselnâ' fiilini 'ba'asnâ' (gönderdik) olarak tefsir eder. Bu, Nuh'un Allah tarafından seçilip kavmine tebliğ için görevlendirilmesi anlamını pekiştirir ve ilahi bir iradenin sonucu olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kavm' kelimesinin 'bir araya gelmiş insanlar topluluğu' anlamına geldiğini belirtir. Ayette 'kavmihi' ifadesi, Nuh'un tebliğle görevlendirildiği, belirli bir coğrafyada yaşayan ve ortak özelliklere sahip olan insan grubunu işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kavm' kelimesinin genellikle erkekler topluluğu için kullanıldığını, ancak bazen kadınları da kapsayabildiğini ifade eder. Ayetteki 'kavmihi' ifadesi, Nuh'un muhatap olduğu ve helak edilen topluluğu genel anlamda ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sene' kelimesinin 'yıl' anlamına geldiğini ve genellikle zorluk ve sıkıntı içeren yıllar için kullanıldığını belirtir. Ayette Nuh'un kavmi arasında geçirdiği uzun süreyi ifade ederken, bu sürenin tebliğ ve mücadeleyle dolu zorlu bir dönem olduğuna işaret edebilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sene' kelimesinin Kur'an'da 'yıl' anlamında kullanıldığını ve genellikle 'âm' kelimesine göre daha genel bir zaman dilimini ifade ettiğini belirtir. Ayette 'alfu senetin illâ hamsîne âmen' ifadesiyle, Nuh'un tebliğ süresinin uzunluğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âm' kelimesinin 'yıl' anlamına geldiğini ve genellikle rahatlık ve bolluk içeren yıllar için kullanıldığını belirtir. Ancak bu ayette 'sene' kelimesiyle birlikte kullanılarak, Nuh'un kavmi arasında geçirdiği sürenin net bir şekilde 'bin yıldan elli eksik' olduğunu ifade eder ve bu iki kelimenin bazen eş anlamlı kullanılabileceğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki zaman kavramlarını incelerken 'sene' ve 'âm' kelimelerinin bazen birbirinin yerine kullanılabildiğini, ancak bazı durumlarda nüans farkları taşıyabildiğini belirtir. Bu ayette 'sene' ve 'âm' kelimelerinin birlikte kullanılması, Nuh'un tebliğ süresinin kesinliğini ve uzunluğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tûfân' kelimesinin 'her şeyi kuşatan, her yeri kaplayan' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fâehazehumu't-tûfân' ifadesi, Nuh kavmini tamamen kuşatan ve helak eden büyük su felaketini anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tûfân' kelimesinin 'her şeyi kaplayan, her taraftan gelen' anlamında olduğunu ve özellikle Nuh kavmini helak eden su baskını için kullanıldığını ifade eder. Bu, ilahi bir ceza olarak gelen ve tüm kavmi yok eden felaketin büyüklüğünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulm' kelimesinin 'bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak' veya 'hakkı sahibine vermemek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'zâlimûn' ifadesi, Nuh kavminin Allah'a karşı gelerek, peygamberi yalanlayarak ve şirk koşarak büyük bir haksızlık ve zulüm içinde olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zulm' kavramının Kur'an'da sadece başkalarına karşı yapılan haksızlığı değil, aynı zamanda Allah'a karşı işlenen günahları ve şirki de kapsadığını vurgular. Nuh kavminin 'zâlimûn' olarak nitelendirilmesi, onların hem kendilerine hem de Allah'a karşı büyük bir adaletsizlik içinde olduklarını ve bu yüzden ilahi cezayı hak ettiklerini ifade eder.
Ankebût Sûresi
“Velekad erselnâ nûhan ilâ kavmihi felebise fîhim elfe senetin illâ hamsîne ‘âmen feehazehumu-ttûfânu vehum zâlimûn(e)” (29/14) Andolsun ki, biz Nûh'u kavmine gönderdik, artık aralarında elli yılı hariç, bin sene durdu. Nihayet onlar, zulümlerini sürdürürken kendilerini tufan yakaladı. (29/14)
Âyet-i Kerîme’den anlaşılan Nûh (a.s.) a “elli” yaşında Peygamberlik gelmiş ve “dokuz yüz elli” sene tebliğ de bulunmuş, oldukça uzun ve yorucu bir süre imiş. Bu kadar uğraşması neticesinde bir ilerleme olmayınca onları tûfan yakalayıverdi.
Hâl böyle olunca, bir sâlik’in seyr-i sülûkunda bu devre de biraz uzun sürmekte, bundan kurtulması için, Nûh’un, yâni İnsân-ı Kâmil’in o mertebe de kendine hazırladığı gemiye, lüksüne bakmadan binmesi gerekecektir. İşte o gemi onu İlâhi ilim deryasında yüzdürecek beşeri ölümden koruyacaktır.
Daha evvelce girdiği Yunus gemisinin karnından suyun dibinden, kurtulmuş, bu sefer de Nûh’un gemisine binerek sudan necat bulmuştur. O gemiyi ancak İnsân-ı Kâmil inşa edebilmektedir. [14] “ İz- -T-B- ” Burada da ağırlığı olan kelime (طُوفَان) (tufan) dır. Toplam sayı değeri (9+6+80+1+50=146) tı dır. Kavminin arasında da (950) kalmıştır. (9+5=14) tür, ayrıca (146) nın 14-6 tısını ayırırsak yine 14 kalır ve 14 üncü Âyettir. Ayrıca (146) toplarsak (1+4+6=11) eder. İki 14 ten birer alıp bu 11 e ilâve edersek 13 olur, böylece 3 tane (13)elde etmiş oluruz. Ayrıca ط tı harfinin en büyük ebced hesabı ile sayı değeri (535) tir toplarsak, (5+3+5=13) olur, و vav harfinin büyük ebced hesabı ile sayı değeri de (13) tür. Böylece bu Âyet-i keriyme’nin içinde (5) adet (13) ün varlı- ğını görmüş oluruz ki; (tufan) nın hakikati de (13) e bağlıdır ve onun izni olmadan (tufan) olması mümkün değildir.[15]
“ İz- -T-B- ”