Feenceynâhu veashâbe-ssefîneti vece'alnâhâ âyeten lil'âlemîn(e)
Biz de onu (Nuh'u) ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu alemlere bir ibret kıldık.
Fakat biz onu ve gemidekileri kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık.
Ankebût Suresi'nin 15. ayeti, Nuh (a.s.) ve gemidekilerin kurtarılışını ve bu olayın âlemler için bir ibret kılınmasını anlatmaktadır. Ayet, ilahi kurtuluşun ve mucizenin evrensel bir işaret olarak sunulmasının dilbilimsel ve semantik boyutlarını içermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Necât (نجاة), bir şeyden kurtulmak, selamet bulmak demektir. Bu ayetteki 'encâynâhu' (أنجيناه) fiili, Allah'ın Nuh'u ve beraberindekileri helak olmaktan, yani tufanın boğmasından kurtarmasını ifade eder. Bu, ilahi bir lütuf ve koruma eylemidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Enceynâhu (أنجيناه) ifadesi, 'onu kurtardık' anlamına gelir. Burada mecazen, Nuh'un ve gemidekilerin ilahi bir müdahale ile felaketten uzaklaştırılması kastedilir. Bu, Allah'ın kudretinin ve seçtiği kullarını korumasının bir göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Necât kavramı, Kur'an'da genellikle ilahi kurtuluş ve felaketten korunma anlamında kullanılır. Bu ayette, Nuh'un kurtarılması, Allah'ın peygamberlerine olan desteğinin ve onları düşmanlarının şerrinden veya doğal afetlerden korumasının tipik bir örneğidir. Bu, aynı zamanda bir 'kurtuluş' teolojisinin temelini oluşturur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sefîne (سفينة), su üzerinde yüzen, insanları ve yükleri taşıyan araçtır. Nuh'un gemisi, Allah'ın emriyle inşa edilmiş ve tufandan kurtuluşun yegane aracı olmuştur. Bu kelime, ayette somut bir kurtuluş aracını temsil eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sefîne (سفينة), gemi demektir. Kur'an'da Nuh'un gemisi özel bir öneme sahiptir; zira o, ilahi bir mucize ve kurtuluşun sembolüdür. Ayetteki kullanımı, bu özel geminin kurtuluşun merkezi olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Sefîne kelimesi, Kur'an'da genellikle deniz yolculuğu ve taşıma aracı olarak geçer. Ancak Nuh kıssasında, bu kelime, ilahi bir planın ve kurtuluşun somut bir aracı olarak sembolik bir derinlik kazanır. O, sadece bir gemi değil, aynı zamanda Allah'ın kudretinin ve rahmetinin bir nişanesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âyet (آية), açık alamet, işaret ve delil demektir. Bu ayetteki 'âyeten' (آيةً) kelimesi, Nuh'un ve gemidekilerin kurtarılmasının, Allah'ın kudretini, azabını ve rahmetini gösteren evrensel bir delil ve ibret olduğunu vurgular. Bu, sadece o döneme ait bir olay değil, tüm zamanlar için bir uyarıdır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Âyet (آية), bir şeyin varlığına veya doğruluğuna işaret eden alamet ve nişandır. Nuh'un kıssasındaki 'âyeten' ifadesi, bu olayın sadece bir hikaye olmadığını, aksine Allah'ın varlığına, birliğine ve peygamberlerine olan desteğine dair açık bir kanıt olduğunu belirtir. Bu, aynı zamanda gelecek nesiller için bir ders niteliğindedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Âyet kavramı, Kur'an'da hem doğal fenomenleri hem de peygamberlerin mucizelerini kapsayan geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Bu ayette, Nuh'un kurtuluşu, Allah'ın gücünü ve iradesini gösteren, insanları düşünmeye ve ibret almaya sevk eden bir 'işaret' olarak sunulur. Bu, ilahi mesajın evrenselliğini pekiştirir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Âyet (آية), ibret alınacak şey, delil ve mucize anlamlarına gelir. Nuh'un kıssasında, geminin ve kurtuluşun 'ayet' kılınması, bu olayın sadece bir kurtuluş değil, aynı zamanda Allah'ın kudretinin ve vaadinin bir göstergesi olduğunu ifade eder. Bu, insanlara Allah'ın gücünü hatırlatan bir uyarıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âlem (عالم), Allah'tan başka her şey demektir. 'Li'l-âlemîn' (للعالمين) ifadesi, Nuh'un kıssasının ve kurtuluşunun, sadece o dönemin insanları için değil, tüm zamanlardaki ve mekanlardaki varlıklar için bir ibret ve delil olduğunu gösterir. Bu, mesajın evrenselliğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Âlem (عالم), akıl sahibi varlıkların topluluğu ve tüm yaratılmışlar anlamına gelir. 'Li'l-âlemîn' ifadesi, Nuh'un kıssasının, insanlık tarihi boyunca tüm nesiller ve farklı coğrafyalardaki insanlar için geçerli bir ders ve uyarı niteliği taşıdığını belirtir. Bu, Kur'an'ın mesajının kapsayıcılığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Âlemîn (عالمين) kavramı, Kur'an'da genellikle 'tüm dünyalar', 'tüm varlıklar' anlamında kullanılır. Bu ayette, Nuh'un kıssasının 'âlemler için bir ayet' kılınması, bu olayın sadece tarihsel bir olay olmaktan öte, evrensel ve kozmik bir öneme sahip olduğunu gösterir. Bu, ilahi mesajın tüm varoluşu kapsadığını ifade eder.
Ankebût Sûresi
“Feenceynâhu veashâbe-ssefîneti vece’alnâhâ âyeten lil’âlemîn(e)” (29/15) Fakat biz onu ve gemi arkadaşlarını kurtuluşa erdirdik ve onu -o hadiseyi- âlemler için bir ibret kıldık. (29/15)
İşte bu İnsân-ı Kâmil gemisine binenlerin gerçekten kurtarılacağı zât-î bir Âyet ile açık olarak belirtilmektedir. (Fe enceynâhu) “biz onu kurtardık” İfadesinin içinde her ne kadar “mazi-geçmiş” fiili varsa da aynı zamanda “yaşanan-hal” fiilide vardır. Bu günde kurtardık hükmü her yaşanan gün için de geçerlidir. Yâni kurtarış fiili Hakk’a aittir ve O, her an dilediği gibi hareket eder. Bu ve benzeri hadiseler sadece yaşandıkları günlerle sınırlı değildirler. Kûr’ân-ı Kerîm de yazılı ne varsa, tafsilî ve fiilî Kûr’ân olan bu âlemde herşey taptaze devam etmektedir. İşte gerçek seyr’u sülûk bu Peygamberler seyrini “hâl” de, yaşamak ve yaşatmaktır.
Âlemlere ibret olması ise mühim bir hadisedir. Demek ki; bizim dışımızda ki, âlemlerde de böyle yaşamlar var ki, onlara dahi bu hadise bir ibret olmaktadır.
(24/03/2009) Sabah namazı için otelden çıkıp saat (4,30) servisle Mescid’el Harâm’a giderken cep telefonuna bir mesaj geldi, merak edip açıp okuyayım dedim, mesaj “Türkcel”den idi, yurt dışı kullanma şeklini ve ücret tarifelerini bildiriyor idi ve örnek olarak ta şu sayıları veriyor idi. (00,90,53*****) evvelâ pek farketmedim, telefonu kapattım, fakat aklıma son sayı takılmıştı. Tekrar telefonu açıp baktım gerçekten verilen numara (53) idi. Bunca sayılar içinden bunun bir tesadüf olması mümkün değil idi. Türkcel vasıtası (cibril) ile gökten tasdik gelmiş idi. Bilindiği gibi bu sayı (53) bizim şifre değer sayımızdır. (Bu hususta daha çok bilgi Terzi Baba (1) kitabımızda mevcuttur.) elinde olan oraya bakabilir.
Not= Daha sonra tekrar düşündüğümde bu sayıların genelde kullanıldığını sadece benimle ilgili olmadığını düşündüm ancak o geceki müşahedem o idi. Bu sayı değerleri hakkında daha birçok izahlar yapılabilir ancak bu kadar bir hatırlatma ile yetinip yolumuza devam edelim İnşleallah.[16]
“ İz- -T-B- ”