Ehasibe-nnâsu en yutrakû en yekûlû âmennâ vehum lâ yuftenûn(e)
İnsanlar, "İnandık" demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler.
İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?
Bu ayet, imanın sadece sözden ibaret olmadığını, aksine imtihanlarla sınanmayı gerektirdiğini vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, 'hesap etme/sanma', 'terk edilme/bırakılma', 'iman etme' ve 'fitneye uğrama/denenme' fiilleri etrafında şekillenerek, inancın derinliğini ve sorumluluğunu ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hasibe' fiilinin genellikle bir şeyi doğru zannetmek, bir şeye inanmak anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda ise, insanların iman ettiklerini söylemekle sorumluluktan kurtulacakları yönündeki yanlış zannını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hasibe' fiilinin burada 'zannetti' anlamında kullanıldığını, yani insanların bir şeyi gerçek dışı bir şekilde düşündüklerini ifade ettiğini belirtir. Ayette, imtihan edilmeyecekleri yönündeki bu yanlış düşünceye işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'terk' kelimesinin bir şeyi bırakmak, vazgeçmek anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'yutrakû' ifadesi, insanların iman iddialarının ardından imtihan edilmeden serbest bırakılacakları yönündeki yanlış beklentiyi vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'terk'in bir şeyi geride bırakmak, ondan el çekmek olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın müminleri imtihan etmeden, onların iman iddialarını sınamadan bırakmayacağını, yani onları kendi hallerine terk etmeyeceğini anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iman' kavramının Kur'an'da sadece bir inanç beyanı olmadığını, aynı zamanda bir güven ve teslimiyet eylemi olduğunu vurgular. Ayetteki 'âmennâ' ifadesi, bu beyanın arkasındaki gerçekliğin imtihanlarla ortaya çıkacağını ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'iman'ın kök anlamının 'emniyet' ve 'güven' olduğunu, bir şeye inanmanın o şeye güvenmekle eşdeğer olduğunu belirtir. Ayetteki 'âmennâ' sözü, bu güvenin sadece dilde kalmayıp, zorluklar karşısında da devam etmesi gerektiğini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'iman'ın Kur'an'da sadece tasdikten ibaret olmadığını, aynı zamanda kalbin tasdiki, dilin ikrarı ve azaların amelini kapsayan geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ifade eder. Ayet, bu kapsamlı imanın sınanacağını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fitne' kelimesinin aslen altını ateşe koyarak saflığını anlamak anlamına geldiğini, mecazi olarak ise insanları imtihan etmek, denemek ve sıkıntıya sokmak için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yüftenûn' ifadesi, müminlerin imanlarının gerçekliğini ortaya koymak için çeşitli sınavlardan geçirileceğini açıkça ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'fitne'nin deneme, imtihan ve belaya düşürme anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, iman edenlerin sadece sözle kalmayıp, inançlarının sağlamlığını göstermek üzere zorluklarla yüzleşeceklerini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'fitne'nin çeşitli anlamlarını sıralarken, bunlardan birinin de 'imtihan' olduğunu belirtir. Ayetteki 'yüftenûn' fiili, Allah'ın kullarını imanları konusunda deneyeceğini, böylece sadık olanlarla yalancıları ayıracağını ifade eder.
Ankebût Sûresi
“Ehasibe-nnâsu en yutrakû en yekûlû âmennâ vehum lâ yuftenûn(e)” İnsanlar, “inandık” demekle bırakılacaklarını ve imtihan edilmeyeceklerini mi zannederler. (29/2)
Cenâb-ı Hakk, Kûr’ân-ı Keriym’inde insânı :
1 – İnsân,
2 – Halife,
3 – Beşer,
4 – Nefs,
5 – Âdem, isimleriyle beş ayrı vasıfta tanıtmış.
Bizler kendimizi ifade ederken insân vasfını kullanır olmuşuz.
Halbuki Cenâb-ı Hakk bizden bahsederken, Kûr’ân-ı Keriym’inde en çok “nefs” ifadesini kullanmıştır. Bizler dahi ceplerimizde taşıdığımız “nüfus” yani “nefs”ler kağıdı ile kendimizi ispatlamaktayız. Neden acaba nüfus cüzdanla-rımıza “insân cüzdanı” denmemiş de “nüfus cüzdanı” den-miştir?
Yaklaşık olarak baktığımızda; Kûr’ân-ı Keriym’de insân’a
- 283 yerde nefs,
- 57 yerde insân siz’li, sizler gibi çoğul olarak,
- 37 yerde insân tekil olarak,
- 24 yerde Âdem,
- 14 yerde beşer,
- 6 yerde halife olarak hitab edilmiştir.
Görüldüğü gibi çok büyük farkla insân, nefs olarak tanıtılmış, bu da bize bu sözcüğün insân üzerinde ne kadar çok faaliyette olduğunu göstermektedir.[7]
NOT= Bu hesaplamalar (1985) senelerinde bir hayli zorluklar içerisinde Kûr’ân-ı Keriym-in bütün sayfaları bir bir taranıp uzun mesâiler yapılıp araştırılarak elde ettiğimiz değerler idi. Vâh’y ve Cebrâil (a.s.) isimli kitabımızın 127/128 inci sayfalarında da belirttiğimiz bu Tablo ve değerlendir-meler daha sonra yaptığımız bilgisayar çalışmalarında bazı eksiklikleri görüldüğünden bu hususta yeniden bir çalışmaya başladık. Değişik yöntemlerle ve değişik yönlerden yaptığımız uzun çalışmalar neticesinde eski araştırmaları-mızın üzerine ilâveten bu hususta çok daha geniş kapsamlı bilgilere ulaştık. Gerçekten hayret verici bu bilgi ve dökümanları aşağıda hep birlikte görmeğe ve incelemeğe çalışalım. Aslında iki tablonun da neticeleri bir birine yakın görünmektedir.
Yeni tablomuzun oluşması şöyledir.
- 9 yerde; 1 – Halife. İsmi, lâkabı’dır. (Halifetullah)
- 39 yerde 2 - Beşer. İsmi, tebşir edilen, zâtî tecelli ile müjdelenendir.
- 25 yerde 3–Âdem. İsmi, Hakikat-i Muhammedi’nin ilk zâtî zuhur mahallidir.
- 3 yerde 4- İns olarak geçmektedir.
- 58+1 yerde 4 – İnsân. İsmi, aslî ismidir. (Tekil olarak geçmektedir.)
- 249 yerde 4 - İnsân. İsmi, aslî ismidir. (Çoğul olarak geçmektedir.)
- 294 yerde 5–Nefs, İsmi ise, yaşam sahasının faaliyet ismidir, hisler ve duyguların kaynağıdır diyebiliriz. Bu isimlerle beş ayrı vasıfta tanıtmıştır.
- Genel olarak 311 yerde İnsân. İsmi ile vasfedilmiştir.
Bu sayısal değerlerin de gelecek kitaplarımız da yaptığımız hesaplamalarla ne kadar çok on üç e bağlı olduğu çok açık olarak görülecektir. Burada tekrarına lüzüm görmedik. Zaten ilk bakışta bile on üçlerin ne kadar aşikâre oldukları görülmektedir. Diğerleri için ise biraz araştırma ve inceleme yapmak gerekecektir. “ İz- -T-B- ”
İnsân isen gel maşuku seyret.
Fâni vücûd’u bâki’ye devret.
Mahbûb’u Hakk’sın ilminde zevket.
Yorulma gitme celâl’e doğru. N.T.
İnsan “nefs” ile adlandırıldığı sürece bahsedilen imtihan devam etmetedir. Seyr-i süluk ile nefsi natıka[8]dan, hayvan-ı natıka ve insan-ı natıka seviyesine terakki edebilirse bu imtihanı gönül âlemi genişlediği için daha olay atlatacak ve Nusret Babam r.a. dediği gibi “İnsan” seviyesine geldiği zaman bu tecellilerin Hakk’tan geldiğini idrak ve müşahade edip Maşuk’u seyredecektir. (Murat Derûni)