Vemâ entum bimu'cizîne fî-l-ardi velâ fî-ssemâ-/(i)(s) vemâ lekum min dûni(A)llâhi min veliyyin velâ nasîr(in)
Siz, yerde de gökte de (Allah'ı) aciz bırakacak değilsiniz. Sizin Allah'tan başka ne bir dostunuz, ne de bir yardımcınız vardır.
Siz ne yeryüzünde, ne de gökte (Allah'ı) aciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dost ve yardımcı da bulamazsınız.
Bu ayet, insanın Allah'ın kudretinden kaçamayacağını ve O'ndan başka bir veli veya yardımcısının olmadığını vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, aciz bırakma, yeryüzü, gök, veli ve nasîr kelimeleri etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Aciz (عجز), bir şeyi yapmaya gücü yetmemek, bir şeyin sonuna ulaşamamak demektir. 'Mu'ciz' ise, bir başkasını aciz bırakan, onun gücünü aşan demektir. Ayetteki 'bimu'cizîn' ifadesi, insanların Allah'ın kudretini aşamayacaklarını, O'nu aciz bırakamayacaklarını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Bu kelime, 'Allah'ı geçemezsiniz, O'nun hükmünden kaçamazsınız' anlamında kullanılmıştır. İnsanların ne kadar çabalasalar da Allah'ın iradesinin dışına çıkamayacaklarını mecazi bir dille anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'aciz' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın mutlak kudreti karşısında insanın sınırlılığını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'bimu'cizîn' de bu bağlamda, insanın Allah'ın iradesine karşı koyamayacağını ve O'nun takdirinden kaçamayacağını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Arz (أرض), üzerinde yaşadığımız, bitkilerin bittiği ve canlıların barındığı yerdir. Ayetteki kullanımı, insanların Allah'ın kudretinden yeryüzünde de kaçamayacaklarını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Arz, göğün zıddı olarak kullanılan, üzerinde canlıların yaşadığı ve hareket ettiği küredir. Ayette, Allah'ın kudretinin yeryüzü ile sınırlı olmadığını, her yeri kapsadığını ifade etmek için zikredilmiştir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Semâ (سماء), yeryüzünün üstünde olan, yüksek ve yüce olan her şeydir. Ayette, Allah'ın kudretinin sadece yeryüzüyle sınırlı olmadığını, gökleri de kapsadığını ve insanların oraya da kaçamayacaklarını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Semâ, yeryüzünün üzerinde bulunan, görünen ve görünmeyen tüm katmanları ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın kudretinin evrenin her yerini kuşattığını ve hiçbir varlığın O'nun hükmünden kaçamayacağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Velî (ولي), yakınlık, dostluk, yardım ve işleri üstlenme anlamlarını içerir. Ayette, Allah'tan başka bir velinin olmaması, insanların O'ndan başka gerçek bir dost ve koruyucu bulamayacaklarını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Velî, hem seven hem de sevilen, hem yardım eden hem de yardım edilen anlamlarına gelir. Ayetteki 'min dûnillâhi min velî' ifadesi, Allah'ın dışında hiçbir varlığın insanlara gerçek anlamda dostluk ve koruyuculuk sağlayamayacağını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, velî kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah'ın müminler üzerindeki koruyuculuğunu ve yardımını ifade ettiğini belirtir. Ayette ise, Allah'tan başkasının bu rolü üstlenemeyeceği, dolayısıyla insanların sadece O'na güvenmeleri gerektiği mesajı verilir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nasîr (نصير), yardım eden, destek olan demektir. Ayetteki 'velâ nasîr' ifadesi, Allah'tan başka hiçbir kimsenin insanlara gerçek anlamda yardım edemeyeceğini ve onları zafere ulaştıramayacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nasr (نصر), düşmana karşı yardım etmek ve galip gelmesini sağlamaktır. Nasîr ise bu yardımı yapan kişidir. Ayette, Allah'ın dışında bir yardımcının olmaması, insanların tüm ihtiyaçlarında ve zorluklarında sadece Allah'a yönelmeleri gerektiğini gösterir.
Ankebût Sûresi
Vemâ entum bimu’cizîne fî-l-ardi velâ fî-ssemâ-/(i) vemâ lekum min dûni(A)llâhi min veliyyin velâ nasîr(in) (29/22) Siz, yerde de gökte de (Allah’ı) âciz bırakacak değilsiniz. Sizin Allah’tan başka ne bir dostunuz, ne de bir yardımcınız vardır. (29/22)
Nasıl ki yaşadığımız dünyanın bir gökyüzü ve yeryüzü vardır. Bizlerinde gönlümüz, gökyüzü ve beden arzımız ise yeryüzümüzdür. “Ne varsa âlemde o ver Âdemde” denildiği gibi insan camii ismi ile her şeyi bünyesinde bulundurur. Hazreti Ali k.v.c. “sen kendini küçük bir ciism sanırsın ama büyü âlem sende gizli”[23] demiştir. (Murat Derûni) Veli ismiyle Allah orada zuhur etmiştir. Veli ismi imân edenlerde onları zulmetten Nur’a çıkarmak için zuhura geliyor yani cehlinden akiline çıkarmak için.
Dünyada en büyük zulmet yani karanlık beşeri yönde insânın kendisini var zannetmesi ve kendi beşeriyetine varlık vermesi ve bunu vermekle kendisini ilâh edinmiş olmasıdır işte bundan büyük zulmet olmaz.
Dünya zaten tabiat zulmetinde yoğun olduğundan bunu da var zannetmek Nûr’a en büyük perdedir ve Veli ismi dışında başka türlüde bu zulmetten Nûr’a çıkmanın imkân ve ihtimali yoktur, hafız ol her gün bir hatim oku, burasını bin defa oku bunun tahakkuku mümkün değildir okumanın o mertebedeki kazancı neyse onu kazanırsın orası ayrı konudur.
Onlar yarasalar gibi karanlıktan hoşlanırlar Nûr onların gözlerini alır ve işte onlarda Nûr’dan zulmete götürürler, tasavvuf eğitimi alıp daha henüz müşahedesi olmayan birisinin şeriat ehlinin sohbetine katılması da aynı şeydir.
Nefsi emmâre ateşinin ehli bunlardır işte, Nûr’dan zulmete düşenler. Bunu genel mânâda düşünürsekte aynı şeydir, Cenâb-ı Hakk bizi Nûr’dan hâlketti getirdi bu zulmetin içine bıraktı işte bizler zulmette kalırsak zâten ateş ehli oluyoruz. “ İz- -T-B- ”
Yolumuza “Gökyüzü İnsanları araştırması” ile devam edelim, Diyanet Meali:
29.22 - Siz, yerde de gökte de (Allah'ı) âciz bırakacak değilsiniz. Sizin Allah'tan başka ne bir dostunuz, ne de bir yardımcınız vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
29.22 - Siz de âciz bırakacak değilsiniz size de ne Yerde ne Gökte, Allahdan başka ne bir veliy ne de bir nâsir yoktur.
Görüldüğü gibi bu ayet-i kerimenin içinde gizli olan gökyüzü insan-dabbe’leri olduğunu anlamamak mümkün değildir.
Çünkü!
“Siz, yerde de gökte de (Allah'ı) âciz bırakacak değilsiniz.” Hükmü içinde “siz” ifadesi yerde ve gökte olan bizim gibi varlıkları işaret etmektedir.
Ayrıca!
“Sizin Allah'tan başka ne bir dostunuz, ne de bir yardımcınız vardır.”
“veli-dost” ve “nasır-yardımcı” kelimeleri ve manaları insan nesline ait olan tabirlerdir. O halde, mana şöyle olmaktadır. Yeryüzündeki ve gökyüzündeki sizler ve sizlerin benzeri “sülâleler ve nesiller”den hiç birileri Allaha karşı gelipte, onu aciz bırakmalarının mümkün olmadığı, açık olarak belirtilmektedir. Anlaşıldığına göre “gökyüzü” insan-dabbe, sülâle ve nesillerinin içinde de, ilâhlık iddia edenlerin varlığı böylece belirtilmektedir. Bunlara karşı Rabb-imiz bizi bilgilendirmektedir. [24] “ İz- -T-B- ”