İçeriğe atla
Ankebût 27Cüz 20 · Sayfa 399

Ankebût Sûresi 27. Âyet

العنكبوت

Sohbete sor

Vevehebnâ lehu ishâka veya'kûbe vece'alnâ fîżurriyyetihi-nnubuvvete velkitâbe veâteynâhu ecrahu fî-ddunyâ(s) ve-innehu fî-l-âḣirati lemine-ssâlihîn(e)

Ona (İbrahim'e) İshak'ı ve Yakub'u bahşettik. Onun soyundan gelenlere peygamberlik ve kitab verdik. Ayrıca ona dünyada mükafatını da verdik. Şüphesiz o, ahirette de salih kimselerdendir.

Ankebût Sûresi

“Vevehebnâ lehu ishâka veya’kûbe vece’alnâ fîzurriyyetihi-nnubuvvete velkitâbe veâteynâhu ecrahu fî-ddunyâ ve-innehu fî-l-âḣirati lemine-ssâlihîn(e)” (29/27) Ona (İbrahim’e) İshak’ı ve Yakub’u bahşettik. Onun soyundan gelenlere peygamberlik ve kitab verdik. Ayrıca ona dünyada mükâfatını da verdik. Şüphesiz o, ahirette de salih kimselerdendir. (29/27)


Bilindiği gibi aslı itibariyle, İbrâhîm (a.s.) iki ana dallı bir kök’e (sak) a benzer önceliği olan kolundan İsmâiliyyet-i, diğerinden de İshakiyyet-i oluşturmuştur. İsmâîliyyet bâtından yürüyüp, Muhammediyyet’te, kemâle ulaşmıştır. İshâkiyyet ise İsevîlik ile sona ermiştir. Yâni o taraftan gelen kol tepeye Yâni mi’râc’a-“Esrâ” ya ulaşamamış “isr” de kalmıştır. İşte onlara “Esrâ” dan bir dalın, yâni bir kolun uzanması lâmdır ki o dala-kola tutunarak onlarda “Esrâ” ehli olsunlar. Aslında bu dal-el onlara her zaman uzanmış haldedir ki, Ezân-ı Muhammed-î ile ardı arkası kesilmeksizin her an onlar da davet edilmektedirler. Ancak şartı Allah-ı kabul etmekle birlikte Hakikat-i Muhammedîyye’nin zuhur mahalli olan (Sûret-i Muhammediyye) nin de kabul edilmesi lâzım gelmektedir.

Kendilerinin de varlık kaynağı olan Hakikat-i Muhammediyyenin zuhur mahalli olan, (Sûret-i Muhammediyye) yi kendilerine gelen “benî İsrâil” peygamberlerine kıyasen onlar gibi sâdece bir mertebenin zuhur mahalli olduğunu zan etmelerinden ve böyle dar anlayışlı bir kıyas yapmalarından, kendilerinin dahi hayat kaynağı, varlıklarının sebeb ve varoluş hakikat-i olan hakikat-i muhammediyye yi kabul etmediklerinden kendilerini “Rûhsuz kalıplar” haline dönüştürüp sadece dış - madde varlıklarıyla yaşayan, rûhen yaşamayan sûretler olarak kalmalarına sebeb olmaktadırlar.[30] “ İz- -T-B- ”