Kâle rabbi unsurnî ‘alâ-lkavmi-lmufsidîn(e)
(Lut) "Ey Rabbim! Şu bozguncu kavme karşı bana yardım et" dedi.
(Lut:) "Ey Rabbim! Şu fesatçılar güruhuna karşı bana yardım eyle" dedi.
Ankebût Suresi'nin 30. ayeti, Hz. Lut'un Allah'tan bozgunculara karşı yardım dileğini ifade eder. Ayet, 'nasr' (yardım) ve 'fesad' (bozgunculuk) gibi temel kavramlar üzerinden ilahi adalet ve peygamberlerin mücadelesini dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rabb kelimesi, 'terbiye etmek, bir şeyi tedricen kemale erdirmek' anlamındaki 'rabbe' fiilinden türemiştir. Allah için kullanıldığında, O'nun yaratma, rızık verme, terbiye etme ve işleri idare etme vasıflarını kapsar. Ayetteki 'Rabbî' ifadesi, Lut'un Allah'ın bu mutlak otoritesine sığınarak yardım dilemesini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rab, 'sahip, malik, efendi, terbiye eden' anlamlarına gelir. Allah için kullanıldığında, O'nun her şeyin sahibi ve yöneticisi olduğu, kullarını terbiye edip kemale erdirdiği manasını taşır. Lut'un bu hitabı, Allah'ın mutlak kudretine ve O'ndan gelecek yardıma olan inancını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nasr, 'yardım etmek, desteklemek, düşmana karşı galip gelmesini sağlamak' demektir. Ayetteki 'unsurnî' emri, Lut'un Allah'tan, kavminin şerrinden korunmak ve onlara karşı üstün gelmek için ilahi bir müdahale talebini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nasr, 'birine yardım etmek ve onu düşmanına karşı güçlendirmek' anlamındadır. Lut'un bu duası, kendisinin tek başına bu bozguncu kavme karşı koyamayacağını idrak ederek, Allah'ın kudretine sığınarak O'ndan manevi ve fiili destek istemesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nasr (yardım), Kur'an'da genellikle Allah'ın peygamberlerine ve müminlere düşmanlarına karşı verdiği ilahi desteği ifade eder. Bu yardım, bazen mucizevi bir kurtuluş, bazen de düşmanın helak edilmesi şeklinde tecelli eder. Lut'un talebi, bu ilahi yardımın somut bir tezahürünü arayışıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavm kelimesi, 'kıyam etmek, ayakta durmak' kökünden gelir ve genellikle bir araya gelmiş, ortak bir amaç veya soy etrafında toplanmış insan topluluğunu ifade eder. Ayetteki 'el-kavm' ifadesi, Lut'un muhatap olduğu, ahlaki sapkınlıklarıyla bilinen belirli bir topluluğu işaret eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kavm, 'bir araya gelmiş insanlar topluluğu' demektir. Bu ayette, Lut'un peygamber olarak gönderildiği ve kendilerine tebliğde bulunduğu, ancak sapkınlıklarında direnen topluluğu kasteder. Bu topluluk, 'müfsidîn' vasfıyla nitelenerek olumsuz bir çağrışım kazanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Fesad, 'salâhın (iyiliğin) zıddı olup, bir şeyin asıl halinden çıkıp bozulması' anlamına gelir. 'Müfsidîn' ise, yeryüzünde bozgunculuk yapan, ahlaki değerleri ve toplumsal düzeni bozan kimselerdir. Lut'un kavmi, cinsel sapkınlıkları ve diğer günahlarıyla bu tanıma uymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fesad, 'bir şeyin itidalden çıkması' demektir. İnsanlar için kullanıldığında, 'şer işlemek, yeryüzünde bozgunculuk yapmak' anlamını taşır. Lut'un kavmi, fıtratı bozan ve toplumsal yapıyı çürüten eylemleriyle 'müfsidîn' olarak nitelendirilmiştir. Lut, bu bozguncuların şerrinden Allah'a sığınmıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Fesad (bozgunculuk), Kur'an'da genellikle 'ıslah'ın (düzeltme, iyileştirme) karşıtı olarak kullanılır. Yeryüzünde fesat çıkarmak, Allah'ın koyduğu düzeni bozmak, ahlaki ve toplumsal yozlaşmaya yol açmaktır. Lut'un kavmi, bu fesadın en uç örneklerinden birini temsil eder ve bu nedenle ilahi cezayı hak etmişlerdir.
Ankebût Sûresi
“Kâle rabbi unsurnî ‘alâ-lkavmi-lmufsidîn(e)” (29/30)
(Lût) “Ey Rabbim! Şu bozguncu kavme karşı bana yardım et” dedi. (29/30)
Kavm-i Lût, tabiat işleri ile ve hayvani şehvetlerle bu âlemde meşkul olmaları suretiyle yeryüzünde fesad ettiler. Yani iki yönden fesadları vardı, tabii işlerle uğraştılar, bir de hayvani şehvetlerle meşkul oldular. Bu yüzden yeryüzünde fesad ettiler. Lût (a.s.) onları hayvanlıktan insanlığa da'vet etti.
Yani insan görünüşünde idiler ama hayvan özelliklerinde idiler, hayvan nefsi yaşantıları gösteriyorlardı, bunları hayvanlıktan insanlığa davet etti. Onlara insanlık vazifelerini tebliğ etti. Onların nefisleri kuvvetli ve perdeleri de o nisbette çok koyu olduğundan, kabul etmeyip, Lût (a.s.)ın davetine karşı şiddetle mukabelede bulundular. Halbuki cenâb-ı Lût onlara karşı zayıf idi. (Hûd, 11/80) Ya'nî "Eğer benim size karşı kuvvetim olaydı; yahut rükni şedide iltica edeydim" buyurdu. Ve "rükn-i şedîd" ile "kabîle"yi, yani benim arkamda bana destek veren kabilem yok diyor, yani benim arkamda da kuvvetli bir topluluk olsaydı diyor onların sayısına denk bir kuvvetim olsaydı onlara karşı gelebilirdim, yani arkamda böyle bir kabilem yok ve "kuvvet" ile de "mukavemet”im yok, ya'nî beşerden sâdır olan "himmeti” kasd eyledi.
Ve temenniden maksûd-ı âlîleri, kavminin sert olan nefsâni perdelerinin masdarı bulunan zahiri vücutlarının şiddetli ilahi azabı ile helak ve zevali idi. Yani neyle ki Lut (a.s.) kendini zorda gördü, Cenab-ı Hakk da aynı şiddetle o zorluğun karşılığı olan kuvvet ile onları muvaza etti.[31] “ İz- -T-B- ”