İnna(A)llâhe ya'lemu mâ yed'ûne min dûnihi min şey-/(in)(c) vehuve-l'azîzu-lhakîm(u)
Şüphesiz Allah, onların, kendini bırakıp da başka ne tür şeylere taptıklarını biliyor. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Allah, onların kendisini bırakıpta hangi şeye yalvardıklarını şüphesiz ki bilir. O mutlak güç ve hikmet sahibidir.
Ankebût Suresi 42. ayet, Allah'ın mutlak ilmini, Kendisi dışındaki varlıklara yönelen ibadetleri dahi kuşattığını ve O'nun 'Azîz' ve 'Hakîm' isimleriyle bu bilginin ve kudretin pekiştirildiğini vurgulamaktadır. Ayet, tevhid inancının temelini oluşturan, ibadetin yalnızca Allah'a has kılınması gerektiğini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyin hakikatini idrak etmektir. Allah Teâlâ'nın ilmi ise, her şeyi kuşatan, gizli ve açık hiçbir şeyin kendisinden gizlenmediği, ezelî ve ebedî olan bilgidir. Bu ayette 'ya'lemu' fiili, müşriklerin Allah'tan başka taptıkları şeylerin dahi Allah'ın bilgisi dahilinde olduğunu ifade eder, bu da O'nun mutlak ilminin bir göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ilm' kavramı, Allah'ın en temel sıfatlarından biri olarak karşımıza çıkar ve O'nun her şeyi bilmesini, geçmişi, şimdiyi ve geleceği kuşatmasını ifade eder. Bu ayetteki 'ya'lemu' fiili, Allah'ın, insanların Kendisi dışında taptıkları varlıkların ne olduğunu ve bu tapınmanın mahiyetini dahi bildiğini, dolayısıyla hiçbir şeyin O'nun bilgisinden kaçamayacağını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Arapçada 'da'â' fiili, çağırmak, davet etmek anlamına gelir. Ancak Kur'an'da bazen 'ibadet etmek' veya 'tapınmak' anlamında mecazi olarak kullanılır. Bu ayette 'yed'ûne', Allah'ı bırakıp da taptıkları, yalvardıkları putları veya ilahları ifade eder. Bu, onların Allah'a ortak koşma eylemlerini dile getirir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Du'a, bir şeyi talep etmek, çağırmak ve ibadet etmek anlamlarına gelir. Kur'an'da 'yed'ûne' fiili, Allah'tan başkasına yönelerek yapılan ibadet ve yakarışları ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, müşriklerin Allah'ın dışında taptıkları varlıklara yönelttikleri ibadet ve duaların Allah tarafından bilindiğini ve bunların batıl olduğunu ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): 'Şey', Arapçada genel bir isim olup, var olan veya var olabilecek her şeyi kapsar. Bu ayette 'min şey'in' ifadesi, Allah'tan başka tapılan her türlü varlığı, ister put olsun, ister melek, ister peygamber, isterse başka bir varlık olsun, genelleştirerek ifade eder. Bu, Allah'ın dışında ibadete layık hiçbir şeyin olmadığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): 'Şey', varlığı sabit olan veya zihinde tasavvur edilebilen her türlü mevcudu ifade eder. Kur'an'da 'şey' kelimesi, bazen küçümseme veya önemsizliği belirtmek için de kullanılır. Bu ayetteki 'min şey'in' ifadesi, Allah'tan başka tapılan varlıkların gerçekte hiçbir şeye sahip olmadığını, aciz ve önemsiz olduğunu ima ederken, aynı zamanda bu tapınmanın kapsamını da genişletir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Azîz', galip gelinemeyen, üstün ve yüce olan demektir. Allah'ın 'el-Azîz' ismi, O'nun mutlak kudretini, hiçbir şeye muhtaç olmadığını ve her şeye galip geldiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın Kendisi dışında tapılan her şeyi bilmesi ve bu tapınmanın batıl olduğunu ortaya koyması, O'nun 'Azîz' sıfatının bir tecellisidir; zira O'nun kudreti karşısında hiçbir şey duramaz.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): 'Azîz' ismi, Allah'ın izzet, şeref ve yüceliğini, O'nun her şeye gücü yeten, yenilmeyen ve her zaman üstün gelen varlık olduğunu gösterir. Bu ayette 'el-Azîz' isminin zikredilmesi, Allah'ın, Kendisi dışındaki varlıklara yönelen ibadetleri bilmesinin ve bu ibadetlerin anlamsızlığını ortaya koymasının, O'nun mutlak gücünün ve üstünlüğünün bir kanıtı olduğunu pekiştirir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): 'Hakîm', hikmet sahibi, her şeyi yerli yerince yapan, söz ve fiillerinde isabetli olan demektir. Allah'ın 'el-Hakîm' ismi, O'nun yaratmasındaki mükemmelliği, hükümlerindeki adaleti ve her işindeki derin anlamı ifade eder. Ayette 'el-Hakîm' isminin gelmesi, Allah'ın, Kendisi dışındaki varlıklara yönelen ibadetleri bilmesinin ve bu durumu ortaya koymasının, O'nun mutlak hikmetinin bir gereği olduğunu gösterir; zira O, her şeyi en doğru ve adil şekilde idare eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'Hakîm' ismi, Allah'ın evreni ve insanlığı yaratmasındaki mükemmel düzeni, koyduğu yasaların ve hükümlerin hikmetini vurgular. Bu ayette 'el-Hakîm' sıfatının kullanılması, Allah'ın, insanların Kendisi dışında taptıkları şeyleri bilmesinin ve bu gerçeği bildirmesinin, O'nun mutlak hikmetinin bir parçası olduğunu, yani bu bilginin ve ifşanın belirli bir amaç ve düzen içinde gerçekleştiğini ifade eder.
Ankebût Sûresi
“İnna(A)llâhe ya’lemu mâ yed’ûne min dûnihi min şey-/(in) vehuve-l’azîzu-lhakîm(u)” (29/42) Şüphesiz Allah, onların, kendini bırakıp da başka ne tür şeylere taptıklarını biliyor. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (29/42)
Allah c.c. – Uluhiyet mertebesi ilmi ilâhi programı ile sabit aynlarının gereği olarak hayali ve vehimi taptıkları, hayali ilahlarını biliyor. (Murat Derûni)