Velâ tucâdilû ehle-lkitâbi illâ billetî hiye ahsenu illâ-lleżîne zalemû minhum(s) vekûlû âmennâ billeżî unzile ileynâ veunzile ileykum ve-ilâhunâ ve-ilâhukum vâhidun venahnu lehu muslimûn(e)
İçlerinden zulmedenler hariç, Kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin ve (onlara) şöyle deyin: "Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilahımız ve sizin ilahınız birdir (aynı ilahtır). Biz sadece O'na teslim olmuş kimseleriz."
Ankebût Sûresi
“Velâ tucâdilû ehle-lkitâbi illâ billetî hiye ahsenu illâ-llezîne zâlemû minhum vekûlû âmennâ billezî unzile ileynâ veunzile ileykum ve-ilâhunâ ve-ilâhukum vâhidun venahnu lehu muslimûn(e)” (29/46) İçlerinden zulmedenler hariç, Kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin ve (onlara) şöyle deyin: “Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız ve sizin ilâhınız birdir (aynı ilâhtır). Biz sadece O’na teslim olmuş kimseleriz.” (29/46)
Bilindiği gibi dinler arası diyalog diye günümüzde bir şey tuttturulmuş gidiyor. İmanın şartları içinde peygamberlere iman, kitaplara iman var ama dinlere iman diye bir şey yoktur. Âyette de bildirildiği gibi “muslimûn” yani teslim İslâm olma tüm peygamberlerin kendi mertebesinden beni Müslümanların ilki yaz diye Cenâb-ı Hakka talebleridir. Din İslam ve rabb’ul erbab Allah’tır. Hz. Âdem den, Hz. Muahmmed’e gelen din İslam ve peygamberler ise mertebeleri meydana getirmişlerdir. Kavim ve ümmetler peygamberleri aralarından ayrıldıktan sonra hakkani öğreti yerine nefsi emmarenin hayal ve vehim bilgilerini tesis edip mertebelerini tahrif etmişlerdir. (Murat Derûni)