İçeriğe atla
Ankebût 45Cüz 20 · Sayfa 401

Ankebût Sûresi 45. Âyet

العنكبوت

Sohbete sor

Utlu mâ ûhiye ileyke mine-lkitâbi veakimi-ssalâ(te)(s) inne-ssalâte tenhâ ‘ani-lfahşâ-i velmunker(i)(k) veleżikru(A)llâhi ekber(u)(k) va(A)llâhu ya'lemu mâ tasne'ûn(e)

(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah'ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.

Ankebût Sûresi

“Utlu mâ ûhiye ileyke mine-lkitâbi veakimi-ssalâ(te) inne-ssalâte tenhâ ‘ani-lfahşâ-i velmunker(i) velezikru(A)llâhi ekber(u) va(A)llâhu ya’lemu mâ tasne’ûn(e)” (29/45)

(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. (29/45)


Gaybette Hakk'ın onları zikr etmesi, onlar için ma­ya oldu; هُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا diye Hakk burada onları zikretti ya Allah’ın onları zikretmesi yani onların varlığından bahsetmesi varlıklarını söylemesi, işte Allah’ın onlar üzerindeki bu sözü yani gıyapta hakkın onları zikretmesi gıyabi olarak gaybi zikretmesi, onlar için maya oldu, tâ ki bu maya sayesinde, yani Hakkın onlarda varlık mayası sayesinde tabi onlar perdelendiler, Cenab-ı Hakkı zahiren örttüler, yani zahiren küfür ehli oldular ama özünde mayasında Hakktan başka bir şey yok onlarda da bütün âlemde Hakkın zuhuru varsa onlarda da vardır, bir dış görünüş itibariyle görüntüde karar verme var, bir batındaki özündeki hakikati vardırinsanın ve bütün âlemlerin. İşte هُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا işte Cenab-ı Hakkın onlardan “هُمُ “ diye bahsetmesi o kendi varlıklarının hakikatine bir maya oldu. “هُمُ “ deyince orada bir varlığın varlığını ispatlamış oldu. İşte o onların varlık mayası oldu ama bu ne zaman meydana geliyor, “mevt” ile hicabın refi suretiyle hasıl oluyor. İster öldükten sonra ister dünyada iken ölmeden evvel ölmek suretiyle olsun.

Onlar mevt ile veya yevm-i kıyamet­te ba's ile hicabın mürtefi' yani perdelerin açılması olması hâlinde, huzûr-ı Hak'ta kâim olduk­ları vakit, yani ahirette perde kalktığı vakit yani dünya şeriatı yani dünya şartları ondan kalktığı zaman bu dünyanın perdesi kalkmış olacaktır. Yani orada bir başka gerçeği anlamış olacaktır, hayatın bir başka sahasını. Her ne kadar kendi özlerine kitaplarını daha anlayamayacaklar ise de başka bir âleme geçmelerinin hakikati orada herkes tarafından yaşanacak. Burada gaybi olan şey orada şuhudi olacaktır.

Onların vücûdât-ı izâfiyyeleri acîni, ya'nî hamuru, mayanın misli ola; ve bu maya, onların vücûdât-ı izâfiyyelerinde tahakküm ede. Nasıl bir hamur yapılıyor, o hamurun içerisine maya konmazsa ekmek olmaz kabarmaz. İşte onların içinde mayası konmamış olsaydı onların varlıkları ebediyen bozulacaktı. İşte onların varlığını bir hamur olarak kabul edersek orada “هُمُ “ maya olarak kabul edersek o maya nasıl ki belirli bir süre sonra bütün hamura işliyor ve hamura hakim oluyor ise işte onlardaki de “هُمُ “ mayası “Hu” O mayası yani onlarda “Hüm” den “Hu” ya geçiyor, işte onun için “hüm” olarak gayb olarak bahsetti Cenab-ı hakk. Bu maya onların vücudat-ı izafiyelerinde tahakküm edecektir, yani onlara hakim olacaktır. Nasıl ekmek yaparken hamura bir parça maya koyduğumuz zaman üzerine o hamur mayalanmış oluyor, mayadan sonra ancak ekmek hükmüne dönüşüyor. Zîrâ Allah'ın zikri ekberdir.

Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de buyrulur: وَلَذِكْرُ اللَّهِ اَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَاتَصْنَعُونَ Allah zikri en büyüktür diye (Ankebût, 29/45) ayetinde belirtilmiştir. Yani oradaki” hüm” allahın zikridir, Allah’ın zikri de her şeyden üstündür. Ve Hakk'ın onları gıyaplarında zikretmesi, on­ları kendi hakikatlerine döndürmüş olup, hakikatler ve zati istidatlar ise, maya mesabesindedir.

Ve vehim ehlinin izafi vücutları İse ma­yasız hamur mesabesindedir. Bakın vehim ehlinin izafi vücutları kendi mutlak vücutları değil, Hakkani vücutları değil, kendi zanlarında olan izafi vücutları ise mayasız hamur düzeyindedir Binâenaleyh Hakk'ın onları zikri mayasız hamura maya katmak demek olduğundan, onlar mevt ile ve kıyamette ba's ile kendi vücûdât-i izâfiyyelerinin heva heves olduğuna muttali' ola­caklarına ve bu zamandaki ölümünün icâbına göre, kendilerine verilmiş olan vücûdda Hakk'ın zuhurunu bilâ-hicâb müşahede edeceklerine dayanan, izafi varlıklarının hamuru mayaya münkalib olarak bu hamur, mayanın benzeri, özü olur.

Binâenaleyh maya, hamurda tahakküm ederek ha­muru kendi misli etti. İşte her bir varlığın özünde olan “hüm” zamiri kökü kendi izafi varlıklarına tesir ederek kendi izafi varlıkları hamur kabul edilerek o “hüm” Hüve mayası neticede o hamura tahakküm edecektir. Yani hamur mayaya inkılab edecektir. Sonra o mayalı hamurdan bir parça aldığımız zaman başka mayasız hamuru da mayalayacaktır. Çünkü o hamurun özünde de yani diğer hamurun özünde de mayayı alacak kabiliyet vardır. “hu”, “hüve “ var içinde. Taşı mayalayabilirmisin mayalayamazsın çünkü içinde o kabiliyet yoktur.[41] “ İz- -T-B- ”


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(8)