İçeriğe atla
Ankebût 44Cüz 20 · Sayfa 401

Ankebût Sûresi 44. Âyet

العنكبوت

Sohbete sor

Ḣaleka(A)llâhu-ssemâvâti vel-arda bilhakk(i)(c) inne fî żâlike leâyeten lilmu/minîn(e)

Allah, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. İşte bunda inananlar için bir ibret vardır.

Ankebût Sûresi

“Haleka(A)llâhu-ssemâvâti vel-arda bilhakk(i) inne fî zâlike leâyeten lilmu/minîn(e)” (29/44) Allah, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. İşte bunda inananlar için bir ibret vardır. (29/44)


Şimdi şeriat, Tarikat, Hakikat, Haddi, ama bu neyi ifade ediyor, haddi hududu ile ne anlayacağız, bu ayetin hududu Haddi dendiğinde ne anlayacağız. Şimdi خَلَقَ اللَّهُ السَّمَوَاتِ وَالاَرْضَ 29/44 bunun zahiri var batını var haddi var. Haddi; semavattan bahsediyorsa bizim kafamızda bütün semavatı idrak etmemiz gerekir. Yani ayetin hududlarına kadar gitmemiz gerekiyor o anda kendi gönlümüzde. Haddi dediğimiz budur. Biz kendi kafamızda semavatı küçücük bir lafsi olarak geçirirsek Kur’an’ın o muazzam ifadesini idrak edemeyiz. Biz onu küçültmüş oluruz kendi idrakimizde.

Matlaı doğuş yeri demektir, Kur’an-ı Kerim’in dört kaynaktan verisi vardır, dört ana mertebe bazı ayetler, ef’ali yani fiil mertebesi, ef’al mertebesinde yani zahirinden gelir, bazı ayetler, esma mertebesinden gelir, yani tarikat mertebesinden esma mertebesinden geliyor, esma mertebesi tarikat, esma mertebesi nedir dendiği zaman rububiyet, rablık mertebesi, terbiye mertebesi yani bu âlemin bir üstündeki âlemdir. Madde âlemini yöneten âlemdir, buna âlem-i melekut da diyorlar, âlem-i misal de deniyor, tabi bunlar kelime olarak hep geçer, ilmi olarak geçer, ama yaşaması bir başka eğitime bağlıdır. Kelam olarak anlaşılır da ama yaşamda bir türlü yerine oturmaz. Esma âleminden geliyor.

Haddi Sıfat âleminden geliyor, yani ayetlerin bir kısmı da Sıfat âlemi kaynaklıdır, bir kısmı da Zat âlemi kaynaklıdır. Yani Cenab-ı Allah’ın bizatihi kendi Zat’ı ile ifade ettiği ayetlerdir.[39] “ İz- -T-B- ” Gerçek derviş İşte gerçek derviş bunları böyle idrak ederek yaşayıp her mertebede bize ne veriyor, hangi isim altında bize ne veriyor işte bu seyir-i süluk açık Âdem (as) dan Hz Rasulullah’a kadar gelen ve Kur’an-ı Kerimde Cenab-ı Hakk’ın açık olarak belirttiği bu bir insanın dervişliğinin seyiri bunun tatbikatı da gerçek dervişlik yoksa benim şeyhim bilir efendim yahu şeyhin biliyorsa kendine biliyor mübarek şeyhin biliyorsa neden öğretmiyor o zaman neden gelip diz çöküyorsun, bildiğini öğretmesi için değil mi, ya bilmiyor, biliyorum diye hava atıyor, veya kıskanıyor.

İşte bu günkü tarikatların sıkıntısı budur, onları hemen dışlıyorlar, yahu sen çok mu biliyorsun, sen haddini aştın sen terbiyesiz hareket ediyorsun, böyle karşı gelinir mi, bakın karşı gelmek değil bu hak aramak şeyhten hak aramak değildir, Hakk’tan Hakkını aramaktır. Çünkü bize Hakk verecek yani Hakk esması ile Cenab-ı Hakk bize o Hak verdi zaten خَلَقَ اللَّهُ السَّمَوَاتِ وَالاَرْضَ بِالْحَقِّ 29/44 bütün âlemleri Hakk olarak var ettik. Bu arada biz de bir Hakk’ız bizim de bir Hakkımız var, buna kimse mani olamaz ki yani bu hakikat ilmini almaya mani olacak kimse yoktur. Babamız da olamaz anamız da olmaz, en çok sevdiğimiz kimseler de olamaz, çünkü Allah’ın verdiği bir Hakk’tır. Kur’an-ı Kerim’in islamiyetin diğer dinlerinde de aslı o eğer annen ve baban hıristiyansa onu dinleme diyor, eğer annen ve baban mani oluyorsa Müslüman olduğu halde Hakk’ı aramaya mani oluyorsa orada dur diyebilirim. Çünkü o Hakkı veriyor, bu anneme ve babama iteatsizlik değil, anne baba Hakkı ödenmez ama Allah’ın Hakkı hiç ödenmez.

Allah bir şey diyorsa öncelik O’ndadır. Anne baba bizi dünyaya getirdi ama Allah bizi halk etti anne ve babayı sebep var ederek Allah halketti bizi. Sebebin sözünü mü dinlemek Hakikatin sözünü mü dinlemek lazımdır. İşte böyle gerçek dervişlik nereye götürmelidir seyrin sonuna götürmektir, yani Muhammedi yapmalıdır insanı. Allah cümlemize gerçekten bu hakikatleri idrak eden kimselerden eylesin.[40] “ İz- -T-B- ”


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)