İnne-lleżîne keferû len tuġniye ‘anhum emvâluhum velâ evlâduhum mina(A)llâhi şey-â(en)(s) veulâ-ike hum vekûdu-nnâr(i)
Şüphesiz, inkar edenlere, ne malları, ne de evlatları Allah'a karşı hiçbir fayda sağlar. Onlar ateşin yakıtıdırlar.
Gerçek şu ki, kâfirlere, Allah'tan gelecek bir zararı, ne malları, ne de evlatları engelleyemez. İşte onlar, o ateşin yakıtı olacaklar.
Âl-i İmrân 10. ayet, inkarcıların dünyevi varlıklarının ahirette kendilerine hiçbir fayda sağlamayacağını ve akıbetlerinin cehennem ateşi olacağını vurgulamaktadır. Ayet, 'küfür', 'mal', 'evlat' ve 'nar' gibi temel kavramlar üzerinden bu ilahi hükmü dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-f-r kökü, bir şeyi örtmek, gizlemek anlamına gelir. Şer'i anlamda ise Allah'ın nimetlerini örtmek, yani nankörlük etmek ve imanı gizlemek, inkar etmek demektir. Ayetteki 'keferû' ifadesi, Allah'ın varlığını ve birliğini, peygamberlerin getirdiği hakikatleri bilerek reddedenleri, üzerini örtenleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'da sadece 'inanmamak' değil, aynı zamanda 'nankörlük etmek' ve 'gerçeği örtmek' anlamlarını da taşıdığını belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın ayetlerini ve hakikatini bilerek reddeden, üzerini örten kişileri tanımlar ve bu durumun ahiretteki sonuçlarına işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'küfr' kelimesinin mecazi olarak 'nimetleri örtmek' ve 'inkar etmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'keferû' ifadesi, Allah'ın kendilerine verdiği nimetlere karşı nankörlük eden ve O'nun gönderdiği mesajı reddeden kimseleri anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): M-w-l kökü, 'mal' ve 'mülk' anlamlarına gelir. İnsanın sahip olduğu, biriktirdiği her türlü maddi varlığı ifade eder. Ayetteki 'emvâlühüm' ifadesi, inkarcıların dünyada sahip oldukları servetlerin, Allah'ın azabına karşı kendilerine hiçbir fayda sağlamayacağını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mal'ın insanın elde ettiği ve tasarruf ettiği her şey olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, inkarcıların bu dünyada biriktirdikleri malların, ahiretteki ilahi hesaptan onları kurtaramayacağını, aksine bir yük olabileceğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): V-l-d kökü, 'doğurmak' ve 'çocuk' anlamlarına gelir. 'Evlâd' kelimesi ise çocukları, nesilleri ifade eder. Ayetteki 'evlâdühüm' ifadesi, inkarcıların dünyadaki çocuklarının da, Allah'ın azabına karşı kendilerine bir koruma veya şefaatçi olamayacağını belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'veled' kelimesinin hem erkek hem de kız çocuklarını kapsadığını ve çoğulunun 'evlâd' olduğunu açıklar. Ayetteki kullanımı, inkarcıların soy ve nesillerinin, Allah katında kendilerine bir fayda sağlamayacağını, dünyevi bağların ahirette geçersiz kalacağını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şey' kelimesinin genel bir isim olduğunu ve 'bir şey' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'şey'en' ifadesi, inkarcıların mallarının ve çocuklarının, Allah'ın azabına karşı 'hiçbir şey', yani en ufak bir fayda veya koruma sağlamayacağını pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'şey' kelimesinin burada 'hiçbir fayda' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'minallahi şey'en' ifadesi, Allah'ın takdir ettiği azaptan zerre kadar bir şeyi bile savamayacaklarını, hiçbir şekilde kurtulamayacaklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): V-k-d kökü, 'ateş yakmak' ve 'yakıt' anlamlarına gelir. 'Vekûd' ise ateşi tutuşturmak için kullanılan odun, kömür gibi maddelerdir. Ayetteki 'vekûdü'n-nâr' ifadesi, inkarcıların cehennem ateşinin yakıtı olacaklarını, yani ateşi besleyen ve sürekli yutan unsurlar haline geleceklerini mecazi bir dille anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'vekûd'un ateşi yakan, tutuşturucu madde olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, inkarcıların kendilerinin cehennem ateşinin yakıtı olacağını, yani azabın sürekli devam etmesine neden olacak unsurlar haline geleceklerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): N-v-r kökü, 'ışık' ve 'ateş' anlamlarına gelir. 'Nâr' kelimesi ise hem dünyevi ateşi hem de ahiretteki cehennem ateşini ifade eder. Ayetteki 'en-nâr' ifadesi, inkarcıların nihai varış yerinin, şiddetli azap yeri olan cehennem ateşi olduğunu açıkça belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'nâr' kelimesinin yakıcı ve aydınlatıcı özelliğe sahip olan ateşi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'en-nâr' ifadesi, inkarcıların akıbetinin, yakıcı ve azap verici cehennem ateşi olduğunu vurgular.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(10) İnnelleziyne keferu len tuğniye anhüm emvalühüm ve lâ evlâdühüm minAllahi şey'a* ve ülâike hüm ve kudünnar;
“O küfredenler, muhakkak ki onlara ne malları ne evlâdları Allahdan zerrece faide vermiyecektir, onlar o ateşin çırasıdırlar.”