Âl-i İmrân Sûresi 102. Âyet
آل عمران
Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû-ttekû(A)llâhe hakka tukâtihi velâ temûtunne illâ veentum muslimûn(e)
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak müslümanlar olarak ölün.
Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.
Bu ayet, müminlere Allah'tan hakkıyla sakınmayı ve ancak Müslüman olarak ölmeyi emretmektedir. Anahtar kavramlar, imanın gerekliliği, takvanın derinliği ve İslam üzere vefat etmenin önemi etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (أمن), kalbin tasdiki ve dilin ikrarıdır. Ayetteki 'âmenû' (ءَامَنُوا۟) ifadesi, Allah'a ve O'nun gönderdiklerine kalben inanıp bunu dilleriyle de ifade eden kimseleri belirtir. Bu, sadece bir sözden ibaret olmayıp, aynı zamanda bir güven ve teslimiyet halidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzuzu'ya göre 'iman' (أمن), Kur'an'da sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir 'güven' ve 'emniyet' duygusunu da içerir. 'Âmenû' (ءَامَنُوا۟) kelimesi, Allah'a güvenen, O'nun vaatlerine itimat eden ve bu güvenle hareket eden kişileri tanımlar. Bu, pasif bir kabulden ziyade aktif bir bağlılığı ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Takva (وقى), kişinin kendisini korktuğu şeyden korumasıdır. Ayetteki 'İttakû' (ٱتَّقُوا۟) emri, Allah'ın azabından sakınmak için O'nun emirlerine uymayı ve yasaklarından kaçınmayı ifade eder. Bu, bir tür savunma mekanizması olup, Allah'a karşı sorumluluk bilincini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, takvayı (وقى) mecazi olarak 'Allah'ın emrine sarılmak ve nehyinden kaçınmak' olarak açıklar. 'İttakû' (ٱتَّقُوا۟) ifadesi, Allah'ın koyduğu sınırlara riayet etmek ve O'na karşı gelmekten sakınmak anlamındadır. Bu, sadece bir korku değil, aynı zamanda bir saygı ve itaat eylemidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Takva (وقى), nefsi korkulan şeyden korumaktır. Şeriatta ise nefsi günahlardan korumaktır. Ayetteki 'İttakû' (ٱتَّقُوا۟) emri, Allah'ın emirlerini yerine getirerek ve yasaklarından kaçınarak O'nun rızasını kazanma çabasıdır. Bu, Allah ile kul arasındaki ilişkinin temelini oluşturan bir bilinç halidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): 'Hak' (ح ق ق) kelimesi, bir şeyin sabit ve gerçek olmasıdır. 'Hakkıyle takva' (حَقَّ تُقَاتِهِۦ) ifadesi, takvanın en mükemmel ve eksiksiz şeklini ifade eder. Bu, Allah'a karşı olan sorumlulukların tam ve layıkıyla yerine getirilmesi, hiçbir eksiklik bırakılmaması anlamına gelir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî'ye göre 'hak' (ح ق ق), bir şeyin olması gerektiği gibi olmasıdır. 'Hakkıyle takva' (حَقَّ تُقَاتِهِۦ) ifadesi, Allah'a karşı duyulan saygı ve korkunun en üst seviyede olması, O'na itaatin tam ve eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesidir. Bu, sadece zahiri değil, batıni bir takvayı da içerir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hak' (ح ق ق) kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, bir şeyin tam ve eksiksiz karşılığını ifade ettiğini belirtir. 'Hakkıyle takva' (حَقَّ تُقَاتِهِۦ) ifadesi, takvanın sadece şekilsel değil, özünde ve ruhunda da tam olarak yaşanması gerektiğini vurgular. Bu, Allah'a karşı samimi bir teslimiyet ve sorumluluk bilincini gerektirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İslam (س ل م), Allah'a teslim olmak ve O'nun hükmüne boyun eğmektir. 'Müslimûn' (مُّسْلِمُونَ) kelimesi, Allah'a tam bir teslimiyetle bağlanan, O'nun iradesine boyun eğen ve bu teslimiyetle yaşayan kimseleri ifade eder. Ayetteki bağlamda, bu teslimiyetin ölüm anına kadar devam etmesi gerektiği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İslam (س ل م), Allah'a teslim olmak, O'nun emirlerine boyun eğmek ve O'nunla barış içinde olmaktır. 'Müslimûn' (مُّسْلِمُونَ) ifadesi, Allah'ın birliğine inanan, O'nun peygamberlerine ve kitaplarına tabi olan, hayatını O'nun rızasına göre düzenleyen kişileri tanımlar. Ayet, bu teslimiyet halinin ölüm anında da korunmasının önemini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'İslam' (س ل م) kavramının Kur'an'da 'Allah'a tam bir teslimiyet' anlamına geldiğini belirtir. 'Müslimûn' (مُّسْلِمُونَ) ise bu teslimiyeti gerçekleştiren kişilerdir. Ayetteki 'ancak Müslüman olarak can verin' ifadesi, bu teslimiyetin hayatın son anına kadar sürdürülmesi gereken temel bir varoluş biçimi olduğunu vurgular. Bu, sadece bir din adı değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesidir.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(102) (Ya eyyühellezîne âmenüttekullahe hakka tükatiHİ ve lâ temutünne illâ ve entüm müslimun;)
“Ey imân edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.)