Âl-i İmrân Sûresi 115. Âyet
آل عمران
Vemâ yef'alû min ḣayrin felen yukferûh(u)(k) va(A)llâhu ‘alîmun bilmuttekîn(e)
Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları bilir.
Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah kendisinden gereği gibi sakınanları bilir.
Bu ayet, yapılan iyiliklerin karşılıksız kalmayacağını ve Allah'ın takva sahiplerini bildiğini vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, iyilik yapma eylemi, bu iyiliğin karşılığının verilmesi ve Allah'ın takva sahiplerine yönelik ilmini içermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fi'l' (فعل) kelimesinin, bir işi veya eylemi gerçekleştirmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yef'alû' (يفعلوا) fiili, müminlerin iradeli bir şekilde yaptıkları her türlü hayırlı işi kapsar ve bu eylemlerin Allah katında bir karşılığı olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'fi'l'in (فعل) genel olarak bir şeyin meydana gelmesi veya bir işin yapılması olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, müminlerin 'hayır' (iyilik) cinsinden gerçekleştirdikleri her türlü ameli ifade ederek, bu amellerin Allah tarafından bilindiğini ve karşılığının verileceğini belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hayr' (خير) kelimesinin genel olarak faydalı ve güzel olan her şeyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'min hayrin' (من خير) ifadesi, yapılan iyiliklerin cinsini ve kapsamını genişleterek, her türlü olumlu amelin Allah katında değerli olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hayr'ın (خير) hem maddi hem de manevi faydaları içeren geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu açıklar. Ayetteki 'hayr' kelimesi, müminlerin Allah rızası için yaptıkları her türlü salih ameli, yardımlaşmayı ve güzel ahlakı kapsar ve bu iyiliklerin karşılıksız kalmayacağını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'hayr' (خير) kavramının, Allah'ın hoşnutluğunu kazandıran, ahlaki ve dini açıdan değerli olan her şeyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'hayr' kelimesi, müminlerin Allah'a olan imanlarının bir tezahürü olarak ortaya koydukları her türlü olumlu eylemi ve bu eylemlerin ilahi karşılığını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'küfr' (كفر) kelimesinin asıl anlamının örtmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'len yukferûhu' (فلن يكفروه) ifadesi, yapılan iyiliklerin üzerinin örtülmeyeceği, yani karşılığının eksiksiz bir şekilde verileceği mecazını taşır ve Allah'ın adaletini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr'ün (كفر) nimetin üzerini örtmek, yani nankörlük etmek anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'len yukferûhu' (فلن يكفروه) ifadesi, Allah'ın müminlerin yaptığı iyiliklere karşı nankörlük etmeyeceğini, aksine onların karşılığını tam olarak vereceğini bildirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ilm' (علم) kelimesinin bir şeyi hakkıyla idrak etmek ve bilmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'Alîm' (عليم) ismi, Allah'ın takva sahiplerinin tüm hallerini, gizli ve açık amellerini, niyetlerini tam olarak kuşatan sonsuz ilmini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ilm'in (علم) bir şeyi olduğu gibi kavramak olduğunu ifade eder. Ayetteki 'Allah Alîmun' (والله عليم) ifadesi, Allah'ın takva sahiplerinin kimler olduğunu, onların ne tür iyilikler yaptığını ve bu iyiliklerin değerini eksiksiz bir şekilde bildiğini, dolayısıyla karşılığını da ona göre vereceğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'takva' (تقوى) kelimesinin asıl anlamının bir şeyi korumak, sakınmak olduğunu ve dini bağlamda Allah'ın azabından sakınmak, O'nun emirlerine uyup yasaklarından kaçınmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-muttekîn' (المتقين) ifadesi, Allah'ın ilminin özellikle bu vasıflara sahip olanlara yönelik olduğunu, onların amellerini ve niyetlerini bildiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'takva' (تقوى) kavramının, Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmek, O'nun emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmak suretiyle kişinin kendini kötülüklerden koruması anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'el-muttekîn' (المتقين) kelimesi, bu ahlaki ve dini olgunluğa erişmiş kişileri ifade eder ve Allah'ın onların durumunu tam olarak bildiğini belirtir.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(115) (Ve mâ yef'alu min hayrin felen yükferuh* vAllahu Alîmün Bil müttekın;)
“Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılma-yacaklardır. Allah kendisinden gereği gibi sakınanları bilir.”