Âl-i İmrân Sûresi 120. Âyet
آل عمران
İn temseskum hasenetun tesu/hum ve-in tusibkum seyyi-etun yefrahû bihâ(s) ve-in tasbirû vetettekû lâ yadurrukum keyduhum şey-â(en)(c) inna(A)llâhe bimâ ya'melûne muhît(un)
Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır.
Size bir iyilik dokunsa fenalarına gider, başınıza bir kötülük gelse onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah'dan gereğince korkarsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez; çünkü Allah onları kendi amelleriyle kuşatmıştır.
Bu ayet, müminlere düşmanlarının tutumunu açıklayarak sabır ve takvanın önemini vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, iyilik ve kötülüğün algılanışı, düşmanların hilesi ve Allah'ın her şeyi kuşatması etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hasan (حسن) kelimesi, her türlü güzel ve iyi şeye delalet eder. Ayetteki 'hasene' (حسنة) ise, müminlere ulaşan nimet, zafer, sağlık gibi olumlu durumları ifade eder ki bu durum düşmanların hoşuna gitmez. (el-Müfredât, s. 238)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Hasanet (حسنات), Allah'ın müminlere lütfettiği hayır ve iyiliklerdir. Burada, müminlerin elde ettiği başarılar ve refah olarak anlaşılmalıdır. (Mecâzü'l-Kur'ân, I, 99)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'hasene' kavramı, genellikle 'seyyie'nin zıddı olarak, Allah'ın rızasına uygun, ahlaki ve dünyevi açıdan olumlu sonuçlar doğuran eylemleri veya durumları ifade eder. Bu ayette ise, müminlerin lehine gelişen her türlü olumlu hadiseyi kapsar. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 240)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Seyyie (سيئة), insanı üzen, kötü olan her şeydir. Ayetteki 'seyyie' (سيئة) ise, müminlere isabet eden yenilgi, hastalık, fakirlik gibi olumsuz durumları ifade eder ki bu durum düşmanların sevinmesine neden olur. (el-Müfredât, s. 430)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Seyyie (سيئة), müminlere dokunan şer ve musibettir. Düşmanlar, müminlerin başına gelen bu tür olumsuzluklara sevinirler. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 104)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): 'Seyyie' kavramı, 'hasene'nin karşıtı olarak, Allah'ın hoşnut olmadığı, ahlaki ve dünyevi açıdan olumsuz sonuçlar doğuran eylemleri veya durumları ifade eder. Bu ayette, müminlerin başına gelen her türlü sıkıntı ve felaketi belirtir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 240)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sabır (صبر), nefsi, aklın ve şeriatın gerektirdiği şey üzerinde tutmak veya ondan alıkoymak demektir. Bu ayette, düşmanların hileleri ve musibetler karşısında metanetli olmak, şikayet etmemek ve direnmek anlamındadır. (el-Müfredât, s. 474)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sabır (صبر), nefsi hoşlanmadığı şeylere karşı tutmaktır. Ayetteki 'tasbiru' (تصبروا) fiili, müminlerin düşmanların entrikalarına ve kendilerine isabet eden kötülüklere karşı sebat etmeleri gerektiğini ifade eder. (el-Külliyyât, s. 556)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Sabır, Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir; musibetlere karşı dayanıklılık, ibadet ve taatte sebat, günahlardan uzak durma gibi anlamları içerir. Bu ayette, düşmanların olumsuz tutumları karşısında müminlerin göstereceği direnci ve tahammülü vurgular. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 312)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Takva (تقوى), nefsi korkulan şeyden korumaktır. Şeriat dilinde ise, nefsi günahlardan korumak, Allah'ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınmaktır. Ayetteki 'tettekû' (تتقوا) fiili, müminlerin Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmelerini ve O'nun korumasına sığınmalarını ifade eder. (el-Müfredât, s. 838)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Takva (تقوى), Allah'ın azabından sakınmak ve O'na itaat etmektir. Bu ayette, sabırla birlikte zikredilerek, müminlerin düşmanların hilelerine karşı Allah'ın korumasına mazhar olmaları için gerekli olan dini ve ahlaki duruşu belirtir. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 195)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Takva, Kur'an'da merkezi bir kavram olup, Allah'a karşı derin bir saygı ve sorumluluk bilinciyle hareket etmeyi, O'nun emirlerine riayet etmeyi ve O'nun gazabından sakınmayı ifade eder. Bu ayette, düşmanların hilesinden korunmanın temel şartlarından biri olarak sunulur. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 202)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Keyd (كيد), bir şeyi gizlice ve ustalıkla yapmaktır. Genellikle kötü niyetli planlar ve hileler için kullanılır. Ayetteki 'keydühüm' (كيدهم), düşmanların müminlere zarar vermek için başvurdukları sinsi planları ve tuzakları ifade eder. (el-Müfredât, s. 709)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Keyd (كيد), düşmanların müminlere karşı kurduğu tuzak ve hiledir. Bu ayette, sabır ve takva ile bu hilelerin müminlere zarar veremeyeceği vurgulanır. (Mecâzü'l-Kur'ân, I, 100)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Keyd (كيد), birine zarar vermek amacıyla gizlice yapılan plan ve düzenlemedir. Ayette, düşmanların müminlere karşı beslediği kötü niyetli entrikaları ve bu entrikaların Allah'ın izni olmadan başarıya ulaşamayacağını belirtir. (Umdetü'l-Huffâz, IV, 107)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İhâta (إحاطة), bir şeyi çepeçevre kuşatmak, her yönüyle kavramak demektir. Allah hakkında kullanıldığında, O'nun ilminin ve kudretinin her şeyi kapsadığını, hiçbir şeyin O'nun bilgisi ve kontrolü dışında kalamayacağını ifade eder. Ayetteki 'muhît' (محيط), Allah'ın düşmanların tüm eylemlerini ve planlarını bildiğini ve kuşattığını vurgular. (el-Müfredât, s. 264)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Muhît (محيط), Allah'ın isimlerinden olup, ilmiyle ve kudretiyle her şeyi kuşatan demektir. Bu ayette, Allah'ın düşmanların tüm yaptıklarını, hilelerini ve niyetlerini bildiğini, dolayısıyla müminlerin O'na güvenmeleri gerektiğini ifade eder. (Basâiru Zevi't-Temyîz, II, 442)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Muhît (محيط), Allah'ın sıfatlarından olup, her şeyi ilmiyle, kudretiyle ve iradesiyle kuşatan demektir. Ayette, düşmanların hilelerinin Allah'ın kuşatması dışında kalamayacağını, dolayısıyla müminlerin sabır ve takva ile korunacaklarını belirtir. (el-Külliyyât, s. 742)
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Size bir iyilik dokunsa fenalarına gider, başınıza bir kötülük gelse onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah'dan gereğince korkarsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez; çünkü Allah onları kendi amelleriyle kuşatmıştır.”