Âl-i İmrân Sûresi 124. Âyet
آل عمران
İż tekûlu lilmu/minîne elen yekfiyekum en yumiddekum rabbukum biśelâśeti âlâfin mine-lmelâ-iketi munzelîn(e)
Hani sen mü'minlere, "Rabbinizin, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?" diyordun.
O zaman sen müminlere: "Rabbinizin size, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?" diyordun.
Bu ayet, Bedir Savaşı öncesinde müminlere yapılan ilahi yardımı ve bu yardımın şartlarını ele almaktadır. Ayet, Allah'ın müminlere meleklerle destek olacağını ve bu desteğin sabır ve takva ile artacağını vurgulayarak, ilahi yardımın mahiyetini ve müminlerin sorumluluklarını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), bir şeyin ifade edilmesi, dile getirilmesidir. Ayetteki 'tekûlü' (تقول) fiili, Hz. Peygamber'in müminlere hitaben sarf ettiği, onları teselli edici ve motive edici sözlerini ifade eder. Bu, sadece bir haber verme değil, aynı zamanda bir telkin ve yönlendirme anlamı taşır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavl (قول), bir mananın lafızlarla ifade edilmesidir. Ayetteki 'tekûlü' (تقول) fiili, Hz. Peygamber'in müminlere yönelik olarak Allah'ın vaadini hatırlatan ve onları sabır ve takvaya teşvik eden sözlerini anlatır. Bu, sadece bir konuşma değil, aynı zamanda bir tebliğ ve irşad eylemidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kefâ (كفى), bir şeyin yeterli olması, ihtiyacı karşılamasıdır. Ayetteki 'yekfiyeküm' (يكفيكم) ifadesi, Allah'ın üç bin melekle yapacağı yardımın, müminlerin düşmana karşı koymaları için yeterli olup olmayacağı sorusunu içerir. Bu, ilahi desteğin gücünü ve müminlere olan güveni vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kefâ (كفى), bir şeyin başkasının yerine geçmesi, ona kâfi gelmesidir. 'Yekfiyeküm' (يكفيكم) ifadesi, Allah'ın meleklerle olan yardımının, müminlerin düşman karşısındaki zayıflıklarını telafi edip etmeyeceği, onlara yeterli bir güç sağlayıp sağlamayacağı anlamını taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kefâ (كفى) kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın kudretinin ve yeterliliğinin bir ifadesi olarak kullanılır. 'Yekfiyeküm' (يكفيكم) ifadesi, müminlerin kendi güçlerinin ötesinde ilahi bir desteğe ihtiyaç duyduklarını ve bu desteğin Allah tarafından eksiksiz bir şekilde sağlanacağını ima eder. Bu, aynı zamanda Allah'a tevekkülün bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Medd (مدّ), bir şeyi uzatmak, artırmak, desteklemek demektir. 'Yümiddaküm' (يمدّكم) fiili, Allah'ın müminlere meleklerle takviye göndermesi, onlara güç ve destek sağlaması anlamına gelir. Bu, sadece sayısal bir artış değil, aynı zamanda manevi bir güçlendirme ve moral desteğidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İmdâd (إمداد), birine yardım etmek, destek olmak, bir şeyi artırmak demektir. Ayetteki 'yümiddaküm' (يمدّكم) fiili, Allah'ın müminlere savaş anında meleklerle takviye göndermesini ifade eder. Bu, ilahi bir lütuf ve müminlerin zaferine katkıda bulunan önemli bir faktördür.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Medd (مدّ) kökü, Kur'an'da genellikle ilahi yardımın ve desteğin sürekliliğini ve artışını ifade eder. 'Yümiddaküm' (يمدّكم) ifadesi, Allah'ın müminlere olan yardımının kesintili değil, sürekli ve gerektiğinde artırılabilir olduğunu gösterir. Bu, müminlere güven ve moral aşılar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Melek (ملك), Allah'ın emriyle çeşitli görevleri yerine getiren nurani varlıklardır. Ayetteki 'el-melâiketi' (الملائكة) kelimesi, Bedir Savaşı'nda müminlere yardım etmek üzere gönderilen ilahi orduları ifade eder. Bu, Allah'ın kudretinin ve müminlere olan desteğinin somut bir göstergesidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Melek (ملك), Allah'ın elçileri ve görevlileridir. 'El-melâiketi' (الملائكة) kelimesi, bu ayette, müminlere savaşta yardım etmek üzere Allah tarafından gönderilen, görünmez ama etkili güçleri temsil eder. Onların gönderilmesi, ilahi müdahalenin ve müminlere verilen özel desteğin bir işaretidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Melek (ملك) kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın iradesini yerine getiren, ilahi gücün tezahürü olan varlıklar olarak ele alınır. Bu ayetteki 'el-melâiketi' (الملائكة), Allah'ın müminlere olan yardımını somutlaştıran, onların moralini yükselten ve düşman üzerinde psikolojik bir etki yaratan ilahi bir güç olarak sunulur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nüzûl (نزول), bir şeyin yukarıdan aşağıya inmesi, gönderilmesi demektir. 'Münzelîn' (منزلين) kelimesi, meleklerin Allah tarafından özel bir görevle, yani müminlere yardım etmek üzere gökten indirildiğini ifade eder. Bu, onların ilahi bir kaynaktan geldiğini ve sıradan varlıklar olmadığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnzâl (إنزال), bir şeyi bir yerden başka bir yere indirmek, göndermektir. 'Münzelîn' (منزلين) kelimesi, meleklerin Allah'ın emriyle, belirli bir amaç için, yani müminlere destek olmak üzere gönderildiğini belirtir. Bu, onların pasif varlıklar değil, aktif görevliler olduğunu gösterir.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(124) (İz tekulu lil mü'minîne elen yekfiyeküm en yümiddeküm Rabbuküm Bi selâseti âlâfin minel Melâiketi münzelîn;)
“O zaman sen müminlere: "Rabbinizin size, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?" diyordun.”