Âl-i İmrân Sûresi 125. Âyet
آل عمران
Belâ(c) in tasbirû vetettekû veye/tûkum min fevrihim hâżâ yumdidkum rabbukum biḣamseti âlâfin mine-lmelâ-iketi musevvimîn(e)
Evet, sabrettiğiniz ve Allah'a karşı gelmekten sakındığınız takdirde; onlar ansızın üzerinize gelseler bile Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size yardım eder.
Evet, sabreder ve (Allah'tan) korkarsanız, onlar ansızın üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı nişanlı beş bin melekle yardım eder.
Âl-i İmrân 125. ayeti, müminlere sabır ve takva şartıyla ilahi yardımın geleceğini müjdeleyen bir ayettir. Ayet, savaş bağlamında meleklerin desteğini vurgulayarak, bu kavramların derin anlamlarını ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sabır, nefsi hoşlanmadığı şeylerden veya hoşlandığı şeylerden alıkoymaktır. Ayetteki 'in tasbirû' ifadesi, düşmanla karşılaşma anında ve savaşın zorlukları karşısında sebat etmeyi, dayanıklılık göstermeyi ifade eder. Bu, ilahi yardımın gelmesi için temel bir şart olarak sunulmuştur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sabır (sabr), Kur'an'da genellikle zorluklar, musibetler ve düşman karşısında gösterilen metanet ve dayanıklılık anlamında kullanılır. Bu ayette, müminlerin savaş meydanında gösterecekleri kararlılık ve azmin, Allah'ın yardımını celbeden bir faktör olduğu vurgulanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Takva (ittika), Allah'ın azabından sakınmak ve O'nun emirlerine riayet etmektir. Ayetteki 've tettekû' ifadesi, müminlerin sadece fiziksel olarak değil, aynı zamanda manevi olarak da hazırlıklı olmalarını, Allah'a karşı sorumluluklarını yerine getirmelerini ve günahlardan sakınmalarını ifade eder. Bu, ilahi desteğin bir diğer şartıdır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Takva, Allah'ın emirlerine uyarak ve yasaklarından kaçınarak kendini korumaktır. Ayetteki bağlamda, savaş anında bile Allah'ın sınırlarını aşmamak, adaletten ayrılmamak ve O'nun rızasını gözetmek anlamını taşır. Bu, meleklerin yardımı için ahlaki bir ön koşuldur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İmdad (imdâd), bir şeye ekleme yapmak, onu güçlendirmek ve desteklemektir. Ayetteki 'yümdidküm' fiili, Allah'ın müminlere meleklerle takviye göndermesini, onların gücünü artırmasını ifade eder. Bu, sabır ve takva karşılığında vaat edilen ilahi yardımdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Medd (imdâd), bir şeyi uzatmak, artırmak ve desteklemek anlamlarına gelir. Kur'an'da genellikle ilahi yardımın ve desteğin artırılması bağlamında kullanılır. Bu ayette, Allah'ın müminlere meleklerle güç ve sayıca destek vermesi kastedilmektedir, bu da onların düşmana karşı direncini artırır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Melek (melek), 'elûk' veya 'me'leke' kökünden gelir ve 'risalet' (elçilik) anlamını taşır. Melekler, Allah'ın elçileri ve emirlerini yerine getiren varlıklardır. Bu ayette, meleklerin savaşta müminlere yardım etmek üzere gönderilmesi, onların ilahi birer destek unsuru olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Melek kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın iradesini yeryüzünde uygulayan, O'nun emirlerini yerine getiren ve insanlara çeşitli şekillerde yardımcı olan ruhani varlıkları ifade eder. Âl-i İmrân 125'teki kullanımı, meleklerin savaş meydanında müminlere somut bir destek olarak gönderildiğini, onların moralini yükselttiğini ve düşmana karşı üstünlük sağlamalarına katkıda bulunduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Müsevvimîn, 'işaretlenmiş, nişanlanmış' demektir. Bu ayette, meleklerin belirli bir alametle, belki de özel bir giysi veya işaretle geldiği, böylece düşman tarafından tanınabilir veya müminler tarafından ayırt edilebilir oldukları ifade edilir. Bu, onların ilahi bir ordu olarak gönderildiğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Müsevvimîn, 'alamet koyanlar' veya 'alamet konulmuş olanlar' anlamına gelir. Tefsirciler, bu alametin meleklerin atlarının alınlarındaki beyazlıklar, başlarındaki sarıklar veya özel nişanlar olabileceğini belirtmişlerdir. Ayetteki bu ifade, meleklerin sıradan varlıklar olmadığını, belirli bir görev için özel olarak donatıldığını ve tanınabilir olduklarını gösterir.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(125) (Belâ in tasbiru ve tetteku ve ye'tuküm min fevrihim hazâ yümdidküm Rabbuküm Bi hamseti âlâfin minel Melâiketi müsevvimîn;
“Evet, sabreder ve (Allah'tan) korkarsanız, onlar ansızın üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı nişanlı beş bin melekle yardım eder.”