Âl-i İmrân Sûresi 126. Âyet
آل عمران
Vemâ ce'alehu(A)llâhu illâ buşrâ lekum velitatme-inne kulûbukum bih(i)(k) vemâ-nnasru illâ min ‘indi(A)llâhi-l'azîzi-lhakîm(i)
Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım ve zafer ancak mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah katındadır.
Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım, yalnız daima galip ve hikmet sahibi olan Allah katındandır.
Âl-i İmrân 126. ayet, ilahi yardımın kaynağını ve amacını vurgularken, müjde, kalplerin yatışması ve zafer gibi temel kavramlar üzerinden müminlere moral ve güven aşılamaktadır. Ayet, Allah'ın kudret ve hikmetini, O'ndan gelen yardımın mutlaklığını ve bu yardımın insan psikolojisi üzerindeki etkilerini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'büşrâ' kelimesini 'sevindirici haber' olarak tanımlar ve genellikle bir iyiliğin veya hayrın gerçekleşeceğine dair verilen haberi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise, Allah'ın müminlere zafer ve yardım vaadiyle kalplerine ferahlık veren bir müjde olarak kullanılmıştır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'büşrâ'yı 'tebşîr' (müjdeleme) olarak açıklar ve bu ayetteki kullanımının, Allah'ın müminlere düşmanlarına karşı yardım edeceğine dair bir vaat ve sevindirici haber olduğunu ifade eder. Bu, kalplere huzur veren bir ilahi lütuf olarak sunulur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tatmainne' fiilini 'sükûnet bulmak, yerleşmek, huzur bulmak' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın yardımı ve müjdesi sayesinde müminlerin kalplerinin korku ve endişeden arınarak tam bir güven ve huzura kavuşmasını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'tuma'nîne' kelimesinin 'kalbin bir şeye karşı sükûnet bulması, şüphe ve tereddütten arınması' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette, ilahi yardımın kesinliği karşısında müminlerin kalplerinin tam bir itminan ve güvene ulaşmasını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kalb' kelimesinin 'bir şeyin özü, merkezi' anlamına geldiğini ve insan için hem akıl hem de duyguların merkezi olduğunu belirtir. Bu ayette, müjdenin ve ilahi yardımın doğrudan muhatabı olan, huzur ve sükûnet arayan insan ruhunun merkezi olarak kullanılmıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'kalb'in sadece duygusal değil, aynı zamanda idrak ve irade merkezi olarak da işlev gördüğünü vurgular. Bu ayette, Allah'ın müjdesiyle kalplerin yatışması, sadece duygusal bir rahatlama değil, aynı zamanda ilahi hakikati idrak ederek tam bir teslimiyet ve güvene ulaşmayı da içerir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'nasr' kelimesini 'düşmana karşı yardım etmek, galip gelmek' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın müminlere düşmanlarına karşı verdiği ilahi destek ve zafer anlamındadır, bu da kalplerin yatışmasının temel nedenlerinden biridir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'nasr'ın 'birine yardım etmek, onu desteklemek' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle ilahi yardım ve zafer bağlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, zaferin yegane kaynağının Allah olduğu vurgulanarak, müminlere tam bir güven ve tevekkül aşılanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azîz' kelimesini 'üstün, galip, yenilmez, erişilmez' olarak tanımlar. Bu ayette, Allah'ın 'el-Azîz' sıfatı, O'nun yardımının mutlak ve karşı konulmaz olduğunu, dolayısıyla zaferin ancak O'ndan gelebileceğini pekiştirmektedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'azîz'in 'güçlü, şerefli, nadir bulunan' anlamlarına geldiğini ve Allah için kullanıldığında O'nun mutlak kudretini ve hiçbir şeye muhtaç olmamasını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın yardımıyla gelen zaferin, O'nun sonsuz gücünün bir tecellisi olduğu vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hakîm' sıfatını 'hüküm veren, hikmet sahibi' olarak açıklar. Bu ayette, Allah'ın 'el-Hakîm' sıfatı, O'nun yardımının ve takdirinin rastgele değil, belirli bir hikmet ve adaletle gerçekleştiğini, her şeyin en doğru ve yerinde olduğunu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hakîm' kelimesinin 'her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilen, her işi hikmetle yapan' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-Hakîm' sıfatı, Allah'ın zafer ve yardımının ardında yatan derin anlamı ve ilahi planı vurgulayarak, müminlere tam bir teslimiyet ve güven telkin eder.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(126) Ve mâ caalehullahu illâ büşra leküm ve li
86
tatmeinne kulûbüküm Bihi, ve men nasru illâ min ındillahil Azîzil Hakîm;)
“Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım, yalnız daima galip ve hikmet sahibi olan Allah katındandır.”