Âl-i İmrân Sûresi 128. Âyet
آل عمران
Leyse leke mine-l-emri şey-un ev yetûbe ‘aleyhim ev yu'ażżibehum fe-innehum zâlimûn(e)
Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya tövbelerini kabul edip onları affeder, ya da zalim olduklarından dolayı onlara azap eder.
Bu işten sana hiçbir şey düşmez. (Allah), ya onların tevbesini kabul eder, yahut onlara, zalim olduklarından dolayı azab eder.
Bu ayet, peygamberin yetkisinin sınırlarını ve ilahi takdirin mutlaklığını vurgulamaktadır. Özellikle 'emir', 'tevbe' ve 'zulüm' kavramları üzerinden Allah'ın hükümranlığı ve kulların durumu açıklanmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emr' kelimesinin hem 'söz, buyruk' hem de 'iş, durum' anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın mutlak hükümranlığını ve peygamberin bu konudaki sınırlı yetkisini vurgular. Peygamberin, kulların akıbeti hakkında bir tasarrufu olmadığını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'emr' kelimesinin bu bağlamda 'iş, durum' anlamına geldiğini ve 'Allah'ın işi' olarak yorumlanması gerektiğini belirtir. Ayet, peygamberin, Allah'ın kulları hakkındaki nihai hükmüne müdahale edemeyeceğini açıkça ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'emr' kavramının Kur'an'da ilahi irade ve yaratıcı buyruk anlamında merkezi bir rol oynadığını ifade eder. Bu ayette, 'emr'in Allah'a ait olması, O'nun mutlak egemenliğini ve peygamberin dahi bu egemenlik alanına müdahale edemeyeceğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tevbe'nin asıl anlamının 'dönmek' olduğunu ve Allah'a nispet edildiğinde 'kulun günahından dönmesini kabul etmek, ona rahmetle yönelmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yetûbe aleyhim' ifadesi, Allah'ın zalimlere dahi rahmetle yönelme ve onları bağışlama ihtimalini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'tevbe'nin Allah'a nispet edildiğinde 'rahmet ve mağfiret' anlamına geldiğini vurgular. Bu ayette, Allah'ın zalim kullarına karşı iki ihtimalden birinin, yani onları bağışlamasının, peygamberin değil, yalnızca Allah'ın yetkisinde olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tevbe' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının geniş bir yelpazeye sahip olduğunu ve Allah'a nispet edildiğinde 'günahları affetme, rahmet etme' anlamını taşıdığını belirtir. Ayet, Allah'ın zalimlere karşı dahi rahmet kapısını açık tutma iradesinin sadece kendisine ait olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'azab' kelimesinin 'cezalandırmak, eziyet vermek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yu'azzibehum' ifadesi, Allah'ın zalimlere karşı uygulayabileceği diğer bir ihtimali, yani onları cezalandırmayı ifade eder ve bu yetkinin de yalnızca Allah'a ait olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'azab'ın 'şiddetli ceza' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle ilahi bir karşılık olarak kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, Allah'ın zalimlere azap etme yetkisinin mutlak ve peygamberin müdahalesinin dışında olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulüm'ün asıl anlamının 'bir şeyi ait olmadığı yere koymak, haddi aşmak' olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'zalimûn' ifadesi, Allah'ın hükmüne karşı gelen, peygambere düşmanlık eden ve haksızlık yapan kimseleri tanımlar ve onların akıbetinin Allah'ın takdirine bağlı olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zulüm' kavramının Kur'an'da sadece haksızlık yapmakla kalmayıp, aynı zamanda Allah'ın emirlerine karşı gelmek ve O'nun sınırlarını aşmak anlamında da kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'zalimûn' ifadesi, bu kişilerin ilahi adaletin tecellisine muhatap olacaklarını ve akıbetlerinin Allah'ın elinde olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'zulüm'ün 'hakkı sahibine vermemek' veya 'bir şeyi yerinden başka yere koymak' olduğunu belirtir. Ayetteki 'zalimûn' kelimesi, bu kişilerin Allah'ın hakkını ve peygamberin konumunu inkar ederek haddi aştıklarını ve bu nedenle ilahi takdire tabi olduklarını ifade eder.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(128) (Leyse leke minel emri şey'ün ev yetube aleyhim ev yüazzibehüm feinnehüm zâlimun;)
“Bu işten sana hiçbir şey düşmez. (Allah), ya onların tevbesini kabul eder, yahut onlara, zâlim olduklarından dolayı azab eder.”