Âl-i İmrân Sûresi 129. Âyet
آل عمران
Veli(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(c) yaġfiru limen yeşâu veyu'ażżibu men yeşâ(u)(c) va(A)llâhu ġafûrun rahîm(un)
Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
Âl-i İmrân 129. ayet, Allah'ın evren üzerindeki mutlak mülkiyetini ve iradesini vurgularken, O'nun bağışlayıcılık ve merhamet sıfatlarını öne çıkarır. Ayet, 'gökler ve yer' kavramlarıyla Allah'ın kudretini, 'bağışlama' ve 'azap etme' fiilleriyle de O'nun mutlak iradesini ve adaletini ifade ederken, 'Gafûr' ve 'Rahîm' isimleriyle de rahmetini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Semâ (سماء) kelimesi, 'yükseklik' ve 'yücelik' anlamlarına gelir. Kur'an'da genellikle yedi kat gökler (es-semâvâtü's-seb') şeklinde çoğul olarak kullanılır ve Allah'ın kudretinin, azametinin ve mülkiyetinin bir göstergesi olarak zikredilir. Bu ayette 'mâ fi's-semâvât' ifadesi, göklerde bulunan her şeyin Allah'a ait olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Semâvât, mecazen 'yüksek olan her şey' anlamına gelebilir. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın mülkiyetinin sadece yeryüzüyle sınırlı olmadığını, aksine tüm kâinatı kapsadığını belirtir. Bu, Allah'ın mutlak egemenliğinin bir ifadesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Arz (أرض) kelimesi, 'yeryüzü' anlamına gelir ve Kur'an'da genellikle göklerle birlikte zikredilerek Allah'ın yaratma ve mülkiyet kudretinin kapsamını ifade eder. Bu ayette 'mâ fi'l-ard' ifadesi, yeryüzünde bulunan her şeyin Allah'a ait olduğunu, O'nun tasarrufunda olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'arz' ve 'semâvât' kavramları, genellikle Allah'ın mutlak yaratıcılığını ve egemenliğini vurgulamak için bir bütün olarak kullanılır. Bu ikili, tüm varoluşu temsil eder ve Allah'ın bu varoluş üzerindeki sınırsız hükümranlığını ve mülkiyetini sembolize eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın her şeyin sahibi olduğunu açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğafr (غفر) kelimesi, 'örtmek' ve 'korumak' anlamlarına gelir. Allah'ın 'mağfireti', kulun günahlarını örtmesi, onu azaptan koruması ve affetmesidir. Ayetteki 'yeğfiru limen yeşâü' ifadesi, Allah'ın dilediği kimselerin günahlarını affetme kudretine sahip olduğunu ve bu affın O'nun mutlak iradesine bağlı olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mağfiret, Allah'ın kulun günahlarını silmesi, onu cezalandırmaktan vazgeçmesi ve rahmetiyle muamele etmesidir. Bu, sadece günahı örtmekle kalmaz, aynı zamanda o günahın kötü sonuçlarından da korumayı içerir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın kullarına karşı olan engin rahmetinin ve affediciliğinin bir göstergesidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Ğafere fiili, Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına yönelik merhamet ve affedicilik sıfatını ifade eder. Bu fiil, Allah'ın günahları bağışlama yetkisinin mutlak olduğunu ve bu yetkinin O'nun dilemesine bağlı olduğunu vurgular. Ayetteki kullanımı, Allah'ın hem cezalandırma hem de bağışlama kudretine sahip olduğunu, ancak bağışlamanın O'nun rahmetinin bir tecellisi olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azâb (عذاب) kelimesi, 'acı veren şey' anlamına gelir. Kur'an'da genellikle Allah'ın günahkârlara verdiği cezayı ifade eder. Ayetteki 'yu'azzibu men yeşâü' ifadesi, Allah'ın dilediği kimseleri cezalandırma kudretine sahip olduğunu ve bu cezanın O'nun adaletinin bir tecellisi olduğunu belirtir. Bu, O'nun mutlak iradesinin bir başka yönüdür.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Azâb, bir şeyi engellemek, alıkoymak ve acı çektirmek anlamlarına gelir. Allah'ın azabı, O'nun adaletinin bir gereği olarak, günah işleyenleri dünyada veya ahirette cezalandırmasıdır. Ayetteki bağlamda, Allah'ın hem bağışlama hem de cezalandırma yetkisinin olduğunu, bu ikisinin de O'nun mutlak iradesi dahilinde gerçekleştiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğafûr (غفور), mübalağa sigası olup 'çok bağışlayıcı' demektir. Allah'ın bu ismi, O'nun günahları defalarca ve büyük ölçüde affettiğini, kullarına karşı engin bir merhamet ve bağışlayıcılık sahibi olduğunu gösterir. Ayetin sonunda zikredilmesi, Allah'ın cezalandırma kudretine rağmen, bağışlayıcılığının ve rahmetinin ön planda olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ğafûr ismi, Allah'ın kullarının günahlarını örtme ve affetme sıfatının sürekliliğini ve yoğunluğunu ifade eder. Bu isim, Allah'ın rahmetinin genişliğini ve O'nun tövbe eden kullarına karşı ne kadar affedici olduğunu gösterir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın mutlak iradesiyle bağışlama ve azap etme yetkisine sahip olsa da, O'nun temel sıfatlarından birinin bağışlayıcılık olduğunu pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahîm (رحيم), 'çok merhametli' anlamına gelen bir sıfattır. Allah'ın bu ismi, O'nun kullarına karşı olan sürekli ve özel merhametini ifade eder. Bu merhamet, özellikle müminlere yönelik olup, onlara dünyada ve ahirette iyilikler bahşetmesini kapsar. Ayetin sonunda 'Ğafûr' ile birlikte zikredilmesi, Allah'ın bağışlayıcılığının merhametinden kaynaklandığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Rahîm ismi, Allah'ın 'rahmet' kavramının bir tezahürüdür ve Kur'an'da sıkça geçer. Bu, Allah'ın kullarına karşı olan şefkatini, lütfunu ve iyiliğini ifade eder. Ayetteki 'Ğafûr' ve 'Rahîm' isimlerinin bir arada kullanılması, Allah'ın hem günahları affeden hem de kullarına karşı sonsuz merhamet sahibi olan bir varlık olduğunu, bu iki sıfatın O'nun özünde bulunduğunu gösterir.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(129) (Ve Lillâhi ma fis Semâvâti ve mâ fil Ard* yağfiru limen yeşâu ve yüazzibü men yeşa'* vAllahu Ğafur'un Rahîm;)
“Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır.
Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”