Âl-i İmrân Sûresi 132. Âyet
آل عمران
Veatî'û(A)llâhe ve-rrasûle le'allekum turhamûn(e)
Allah'a ve Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin.
Allah ve Peygambere itaat edin ki, size de merhamet edilsin.
Bu ayet, Allah'a ve Resûl'e itaatin, ilahi rahmete nail olmanın temel şartı olduğunu vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, itaatin gerekliliğini ve bu itaatin nihai sonucunu, yani merhameti dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tav' (طوع) kökünü, bir şeye kolayca ve isteyerek yönelmek olarak açıklar. 'İtaat' (إطاعة) ise, emredilen şeye rızayla boyun eğmek ve onu yerine getirmektir. Ayetteki 'etî'û' (أطيعوا) emri, müminlere Allah'ın ve Resûl'ün hükümlerine tam bir teslimiyetle uymalarını emretmektedir ki bu, zorlama olmaksızın gönüllü bir teslimiyettir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'itaat' kelimesini, 'emre uymak' ve 'boyun eğmek' anlamında kullanır. Ayetteki 'Allah'a ve Resûl'e itaat edin' ifadesi, onların koyduğu hükümlere ve gösterdiği yola kayıtsız şartsız tabi olmayı mecazi olarak ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'itaat' (طاعة) kavramını, Kur'an'da Allah'ın mutlak otoritesine ve Peygamber'in tebliğ ettiği mesaja karşı gösterilen tam bir uyum ve teslimiyet olarak inceler. Bu ayetteki itaat, sadece dışsal bir eylem değil, aynı zamanda içsel bir kabullenişi de ifade eder ve müminlerin Allah ile olan ahitlerinin bir gereğidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Allah' isminin, tüm ilahi sıfatları kendinde toplayan, özel ve yüce bir isim olduğunu belirtir. Bu ayette 'Allah'a itaat', O'nun emirlerine ve yasaklarına uymak, O'nun mutlak otoritesini tanımak ve O'na teslim olmak anlamına gelir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Allah' isminin, zat-ı vacibü'l-vücud'a delalet eden, hiçbir şeye benzemeyen, tüm kemal sıfatlarını kendinde toplayan ve noksan sıfatlardan münezzeh olan yüce ism-i a'zam olduğunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, bu isme itaat, O'nun şeriatına ve iradesine boyun eğmektir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'Resûl' kelimesini, 'gönderilen' anlamında kullanır ve Allah'ın mesajını insanlara ulaştıran kişi olarak tanımlar. Ayetteki 'Resûl'e itaat', Hz. Muhammed'in tebliğ ettiği Kur'an'a ve sünnetine uymak, onun örnekliğini takip etmek demektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'resûl' (رسول) kelimesinin, 'risalet' (رسالة) kökünden geldiğini ve bir mesajı iletmek üzere gönderilen kişi anlamına geldiğini belirtir. Kur'an bağlamında 'er-Resûl', Allah'ın vahyini insanlara ulaştıran ve açıklayan Hz. Muhammed'dir. Ona itaat, onun getirdiği şeriata ve sünnetine uymaktır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'Resûl' kavramının Kur'an'da Allah ile insanlar arasında bir köprü vazifesi gören, ilahi mesajı eksiksiz ve doğru bir şekilde aktaran elçi anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette Resûl'e itaat, onun tebliğ ettiği ilahi hükümleri ve sünnetini benimseyip uygulamayı gerektirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rahmet' (رحمة) kelimesinin, kalpteki incelik ve şefkatten kaynaklanan bir iyilik hali olduğunu belirtir. Allah'tan gelen rahmet ise, O'nun kullarına yönelik lütfu, ihsanı ve bağışlamasıdır. Ayetteki 'turhamûne' (türhamûne) ifadesi, Allah'a ve Resûl'e itaatin bir sonucu olarak ilahi merhamete nail olunacağını vaat eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'rahmet'in, Allah'tan geldiğinde nimet, ihsan ve bağışlama; kullardan geldiğinde ise şefkat ve acıma olduğunu açıklar. Ayetteki 'size merhamet edilmesi' ifadesi, Allah'ın kullarına yönelik lütuf ve mağfiretinin bir tecellisi olarak anlaşılmalıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rahmet' kavramının Kur'an'da Allah'ın en temel sıfatlarından biri olduğunu ve O'nun yaratılmışlara karşı gösterdiği şefkat, lütuf ve bağışlayıcılığı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette rahmet, itaatin nihai ödülü olarak sunulur ve Allah'ın kullarına olan sevgisinin bir göstergesidir.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(132) (Ve etıy'ullahe ver Rasûle lealleküm türhamun;)
“Allah ve Peygambere itaat edin ki, size de merhamet edilsin.”