Âl-i İmrân Sûresi 133. Âyet
آل عمران
Vesâri'û ilâ maġfiratin min rabbikum vecennetin ‘arduhâ-ssemâvâtu vel-ardu u'iddet lilmuttekîn(e)
Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.
Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, Allah'tan gereği gibi korkanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun!
Âl-i İmrân 133. ayet, müminleri Allah'ın affına ve cennetine ulaşmak için acele etmeye teşvik eder. Ayet, 'koşuşma', 'mağfiret', 'cennet' ve 'muttakiler' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi rahmetin genişliğini ve takvanın önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sar' (سرع) kelimesi, bir işi çabuk yapmak demektir. 'Müsâra'a' (مسارعة) ise, bir işi başkalarıyla yarışarak hızlıca yapmaktır. Ayetteki 'vesâriû' (وسارعوا) emri, Allah'ın mağfiretine ve cennetine ulaşmak için diğer müminlerle yarışır gibi acele etmeyi, bu uğurda gayret göstermeyi ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'sâriû' (سارعوا) ifadesi, mecazi bir anlam taşır. Allah'ın mağfiretine ve cennetine koşmak, fiilen bir yere gitmek değil, bu hedeflere ulaşmak için gerekli amelleri hızla ve istekle yerine getirmektir. Bu, hayırlı işlerde öne geçme arzusunu simgeler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 's-r-a' kökünden türeyen kelimeler, genellikle hayırlı işlerde, Allah'ın rızasını kazanma yolunda gösterilen aceleciliği ve gayreti ifade eder. Bu ayetteki 'vesâriû' emri, müminlerin pasif kalmayıp aktif bir şekilde ilahi lütfa yönelmesini, bu yolda zaman kaybetmemesini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğafr (غفر) kelimesi, bir şeyi örterek korumak demektir. Mağfiret (مغفرة) ise, Allah'ın kulunun günahlarını örtmesi ve onu azaptan korumasıdır. Ayetteki 'mağfiretin' (مغفرة) ifadesi, Allah'ın günahları bağışlama lütfunu ve bu lütfa ulaşmak için çaba gösterilmesi gerektiğini belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mağfiret, Allah'ın kulunun günahlarını affetmesi ve onu cezalandırmamasıdır. Bu ayetteki 'mağfiret' kavramı, tövbe eden ve salih amel işleyen müminlere vaat edilen ilahi bağışlamayı ve bu bağışlamanın cennete giden yolun bir parçası olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Ğ-f-r kökü, Kur'an'da sıkça geçen ve Allah'ın en önemli sıfatlarından biri olan 'Ğafûr' (çok bağışlayıcı) ismiyle de ilişkilidir. Mağfiret, sadece günahları örtmekle kalmaz, aynı zamanda kulun manevi kirlerden arınmasını ve Allah katında temiz bir sayfa açmasını sağlar. Ayetteki bağlamda, bu mağfiret, cennete giden yolda temel bir adımdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cennet (جنة), ağaçları ve bitkileriyle yeri örttüğü için bu adı almıştır. Kur'an'da ise, ahirette müminlere vaat edilen, içinde çeşitli nimetlerin bulunduğu, gözlerden gizli ve hayal gücünü aşan bir mekandır. Ayetteki 'cennetin' (جنة) ifadesi, Allah'ın mağfiretine koşan muttakilere verilecek nihai mükafatı temsil eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Cennet, Arapçada yoğun ağaçlık ve bitki örtüsüyle kaplı bahçe anlamına gelir. Kur'an'da ise bu kelime, müminlerin ebedi ikametgahı olan, her türlü güzelliği ve nimeti barındıran ahiret yurdunu ifade etmek için kullanılmıştır. Ayetteki 'arzuhâ es-semâvâtu ve'l-ard' (eni gökler ve yer kadar) ifadesi, cennetin büyüklüğünü ve ihtişamını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Cennet, duyularla idrak edilemeyen, ancak Allah'ın vaadiyle bilinen bir mekandır. 'Cennet' kelimesinin kökündeki 'örtme' anlamı, onun dünyevi gözlerden gizli oluşuna ve içindeki nimetlerin tam olarak tasavvur edilemeyişine işaret eder. Ayetteki cennet tasviri, müminleri bu yüce hedefe ulaşmak için teşvik eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vakâ (وقى) kelimesi, bir şeyi korumak, muhafaza etmek demektir. Takva (تقوى) ise, nefsi korkulan şeylerden korumaktır. Şeriat dilinde ise, nefsi günahlardan korumak, Allah'ın azabından sakınmaktır. Muttakî (متقي), bu vasfa sahip olan kişidir. Ayetteki 'lil-muttakîne' (للمتقين) ifadesi, cennetin sadece Allah'tan korkan, O'nun emirlerine riayet eden ve günahlardan sakınan kimseler için hazırlandığını belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Muttakî, Allah'ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınarak kendisini O'nun azabından koruyan kimsedir. Bu ayette cennetin 'muttakiler için hazırlandığı' vurgusu, takvanın cennete ulaşmanın temel şartı olduğunu ve bu vasfın müminler için en önemli hedeflerden biri olması gerektiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Takva, Kur'an'ın temel ahlaki kavramlarından biridir ve Allah'a karşı duyulan derin saygı, korku ve sorumluluk bilincini ifade eder. Muttakiler, bu bilinci hayatlarının her alanına yansıtan, Allah'ın rızasını her şeyin üstünde tutan kişilerdir. Ayetteki 'lil-muttakîne' ifadesi, cennetin bu özel niteliklere sahip olanlara tahsis edildiğini, dolayısıyla takvanın ilahi mükafata giden anahtar olduğunu belirtir.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(133) (Ve sâriû ilâ mağfiretin min Rabbiküm ve cennetin arduhes Semavâtu vel Ardu, uıddet lil müttekın;)
“Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, Allah'tan gereği gibi korkanlar için
hazırlanmış bulunan cennete koşun!”