Âl-i İmrân Sûresi 134. Âyet
آل عمران
Elleżîne yunfikûne fî-sserrâ-i ve-ddarrâ-i velkâzimîne-lġayza vel'âfîne ‘ani-nnâs(i)(k) va(A)llâhu yuhibbu-lmuhsinîn(e)
Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever.
O (Allah'tan hakkıyla korka)nlar, bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever.
Bu ayet, müminlerin temel ahlaki vasıflarını, özellikle infak, öfke kontrolü ve affedicilik üzerinden tanımlamaktadır. Kelimelerin kök anlamları, bu vasıfların derinliğini ve Kur'an'daki ahlaki sistemin temel taşlarını oluşturduğunu göstermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nefak (نفق) kelimesi, bir şeyin tükenmesi, bitmesi anlamına gelir. İnfaq (إنفاق) ise malı harcamak, tüketmek demektir. Ayetteki 'yünfikûne' ifadesi, bollukta ve darlıkta malı Allah yolunda harcayarak onu tüketme eylemini, yani infakı ifade eder. Bu, malın sadece biriktirilmek için değil, Allah'ın rızası doğrultusunda kullanılması gerektiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nefaka (نفقة) kelimesi, harcanan şey anlamına gelir. 'Yünfikûne' fiili, malı Allah yolunda harcama eylemini mecazi olarak ifade eder. Bu, sadece maddi bir harcama değil, aynı zamanda Allah'a olan bağlılığın ve cömertliğin bir göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İnfak kavramı, Kur'an'da 'Allah yolunda harcama' anlamında merkezi bir yer tutar. Izutsu'ya göre infak, sadece maddi bir eylem değil, aynı zamanda kişinin Allah'a olan güvenini ve ahiret inancını gösteren bir ibadettir. Ayetteki kullanımı, müminlerin zor zamanlarda bile bu ahlaki sorumluluğu yerine getirmelerini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sürûr (سرور) kelimesi, kalpteki sevinç ve neşe halini ifade eder. 'Serrâ' (سرّاء) ise, kişinin içinde bulunduğu bolluk, refah ve rahatlık durumunu, yani sevinç veren halleri kapsar. Ayetteki kullanımı, müminlerin sadece darlıkta değil, bolluk zamanlarında da infak etmeleri gerektiğini belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Serrâ, kişinin maddi ve manevi olarak rahat, geniş ve mutlu olduğu durumları ifade eder. Bu bağlamda, infakın sadece zorunluluktan değil, aynı zamanda şükran ve cömertlikten kaynaklandığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Darr (ضرّ) kelimesi, bir şeye isabet eden zarar ve sıkıntıyı ifade eder. 'Darrâ' (ضرّاء) ise, kişinin içinde bulunduğu darlık, sıkıntı, hastalık veya fakirlik gibi zorlu durumları kapsar. Ayetteki kullanımı, müminlerin bollukta olduğu gibi darlıkta da infak etme azmini ve sabrını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Darrâ, kişinin başına gelen musibetler, sıkıntılar ve zorluklardır. Ayetteki 'fî'l-darrâ' ifadesi, müminlerin bu tür olumsuz koşullarda bile Allah yolunda harcamaktan geri durmadıklarını, bu durumun onların imanlarının bir göstergesi olduğunu belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kazm (كظم) kelimesi, bir şeyi doldurup ağzını kapatmak anlamına gelir. 'Kazmü'l-ğayz' (كظم الغيظ) ise, öfkeyi yutmak, onu dışa vurmayıp içte tutmak demektir. Ayetteki 'el-kâzimîne' ifadesi, öfke anında sabredip onu kontrol altında tutan, dışa vurmaktan kaçınan kişileri tanımlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kazm, bir kabı doldurup ağzını bağlamak gibidir. Öfkeyi yutmak, onu dışarıya salıvermeyip içte tutmaktır. Bu, sadece öfkeyi gizlemek değil, aynı zamanda onu kontrol altına alarak olumsuz sonuçlarını engellemektir. Ayetteki kullanımı, müminlerin ahlaki olgunluğunu gösteren önemli bir vasıftır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki ahlaki erdemler arasında öfke kontrolünün (kazmü'l-ğayz) önemine dikkat çeker. Bu, sadece bir pasiflik değil, aktif bir irade eylemiyle öfkenin yıkıcı etkilerinden korunma ve toplumsal uyumu sağlama çabasıdır. Ayet, bu erdemi müminlerin temel niteliklerinden biri olarak sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğayz (غيظ), kalpteki şiddetli öfke ve hiddet halidir. Bu, genellikle bir başkasına karşı duyulan ve intikam arzusunu tetikleyebilen güçlü bir duygudur. Ayetteki 'el-ğayz' kelimesi, müminlerin bu şiddetli öfkeyi bile kontrol altına alabilme yeteneğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Ğayz, kişinin içini yakan, rahatsız eden ve dışa vurulmaya meyilli olan şiddetli bir kızgınlık halidir. Ayetteki bağlamda, bu duygunun bastırılması ve kontrol edilmesi, müminlerin üstün ahlaki özelliklerinden biri olarak sunulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Afv (عفو), bir şeyi silmek, izini gidermek anlamına gelir. 'Afv an' (عفو عن) ise, bir kimsenin suçunu, kusurunu bağışlamak, cezalandırmaktan vazgeçmektir. Ayetteki 'el-âfîne' ifadesi, insanların hatalarını ve kusurlarını bağışlayarak onlara karşı merhametli davranan kişileri tanımlar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Afv, bir hatayı veya suçu cezalandırma gücüne sahipken, bu gücü kullanmaktan vazgeçmek ve bağışlamak demektir. Ayetteki 'an' harf-i cerri ile kullanılması, insanların kusurlarından dolayı onları affetmeyi, yani haklarından feragat etmeyi ifade eder. Bu, müminlerin toplumsal ilişkilerde hoşgörülü ve uzlaşmacı olmalarını teşvik eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Afv kavramı, Kur'an'da Allah'ın kullarına karşı merhametini ve kulların da birbirlerine karşı göstermesi gereken hoşgörüyü ifade eder. Ayetteki kullanımı, müminlerin sadece kendi öfkelerini kontrol etmekle kalmayıp, başkalarının hatalarına karşı da affedici bir tutum sergilemelerinin önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüsn (حسن), bir şeyin güzel olmasıdır. İhsan (إحسان) ise, bir şeyi güzel yapmak, en iyi şekilde yapmak veya başkasına iyilikte bulunmaktır. 'Muhsinîn' (محسنين) kelimesi, Allah'a karşı görevlerini en güzel şekilde yerine getiren ve insanlara karşı iyilik yapan kişileri ifade eder. Ayetteki kullanımı, infak, öfke kontrolü ve affedicilik gibi vasıfların ihsanın birer tezahürü olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İhsan, Kur'an'da imanın en yüksek derecesi olarak kabul edilir. Izutsu'ya göre ihsan, sadece iyi işler yapmak değil, aynı zamanda Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmek ve her eylemi en mükemmel şekilde yapma çabasıdır. Ayetteki 'Allah iyilik yapanları sever' ifadesi, bu ahlaki mükemmelliğin Allah katındaki değerini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Muhsinîn, hem Allah'a karşı görevlerini hakkıyla yerine getiren hem de insanlara karşı iyi davranan kimselerdir. Ayette sayılan infak, öfkeyi yutma ve affetme gibi özellikler, muhsinlerin temel nitelikleridir ve bu nitelikler Allah'ın sevgisini kazandıran davranışlardır.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(134) (Ellezîne yünfikune fis serrâi ved darrâi vel kazımînel ğayza vel afîne aninNas* vAllahu yuhıbbul muhsinîn;
“O (Allah'tan hakkıyla korka)nlar, bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever.”