Âl-i İmrân Sûresi 136. Âyet
آل عمران
Ulâ-ike cezâuhum maġfiratun min rabbihim vecennâtun tecrî min tahtihâ-l-enhâru ḣâlidîne fîhâ(c) veni'me ecru-l'âmilîn(e)
İşte onların mükafatı Rab'leri tarafından bağışlanma ve içinden ırmaklar akan cennetlerdir ki orada ebedi kalacaklardır. (Allah yolunda) çalışanların mükafatı ne güzeldir!
İşte onların mükafatı (ödülleri) Rableri tarafından bağışlanma ve altından ırmaklar akan, ebedî kalacakları cennetlerdir. Çalışanların mükafatı ne güzeldir!
Bu ayet, Allah'ın rızasını kazananların ahiretteki mükafatlarını, özellikle bağışlanma ve cennet nimetlerini vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, bu mükafatların mahiyetini ve sürekliliğini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ceza' kelimesinin hem hayır hem de şer karşılığında kullanıldığını belirtir. Ancak bu ayette, 'mağfiret' ve 'cennet' ile birlikte zikredilmesi sebebiyle, olumlu bir karşılık, yani mükafat anlamında kullanılmıştır. (el-Müfredât, c-z-y maddesi)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ceza' kelimesinin Kur'an'da genellikle bir fiilin neticesi olarak geldiğini ve bu ayetteki 'cezâuhum' ifadesinin, 'yaptıklarının karşılığı' manasına geldiğini, burada mükafatın kastedildiğini ifade eder. (Mecâzü'l-Kur'ân, Âl-i İmrân 136 tefsiri)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ceza' kavramının Kur'an'daki temel anlamının, bir eylemin doğal ve kaçınılmaz sonucu olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'ceza', Allah'ın rahmetiyle birleşen amellerin olumlu sonucunu, yani ilahi bir mükafatı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mağfiret' kelimesinin 'ğafara' kökünden geldiğini ve 'örtmek' manasına geldiğini, Allah'ın mağfiretinin ise kulun günahlarını örtmesi ve azaptan koruması olduğunu açıklar. Ayetteki bağlamda, müminlerin hatalarının Allah tarafından affedilmesi ve üzerlerinin örtülmesi kastedilir. (el-Müfredât, ğ-f-r maddesi)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mağfiret'in Allah'ın kullarına olan rahmetinin bir tezahürü olduğunu ve günahların silinmesiyle kişinin ahiretteki azaptan kurtulmasını sağladığını belirtir. Bu ayette, cennet nimetlerinden önce zikredilmesi, bağışlanmanın cennete girişin ön şartı olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mağfiret'in sadece günahları örtmekle kalmayıp, aynı zamanda o günahların olumsuz etkilerinden arındırma ve temizleme anlamını da taşıdığını ifade eder. Ayetteki 'mağfiret', müminlerin Allah katındaki makamlarının yücelmesini sağlayan ilahi bir lütuftur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cennet' kelimesinin 'cenne' kökünden geldiğini ve 'örtmek, gizlemek' manasına geldiğini, ağaçların toprağı örtmesinden dolayı bahçelere bu ismin verildiğini belirtir. Kur'an'da ise ahiret yurdundaki mükafat mekanını ifade eder. (el-Müfredât, c-n-n maddesi)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'cennet'in dünya bahçelerinden farklı olarak, Allah'ın mümin kulları için hazırladığı, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve beşer kalbine gelmeyen nimetlerle dolu ebedi ikametgah olduğunu vurgular. Ayetteki 'altından ırmaklar akan' tasviri, bu mekanın güzelliğini pekiştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'cennet' kavramının Kur'an'da sadece bir bahçe değil, aynı zamanda tam bir huzur, güvenlik ve tatmin mekanı olarak sunulduğunu ifade eder. Bu ayetteki 'cennetler', müminlerin nihai mutluluk ve ebedi ikametgahıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hulûd' kelimesinin 'beka' (kalıcılık) anlamına geldiğini ve bir şeyin uzun süre kalması veya ebediyen devam etmesi durumunda kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'halidîne fîha' ifadesi, cennetteki ikametin kesintisiz ve sonsuz olduğunu vurgular. (el-Müfredât, h-l-d maddesi)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hulûd'un, bir şeyin varlığının sona ermemesi ve sürekli devam etmesi olduğunu açıklar. Cennet ehlinin 'halidîn' olması, onların bu nimetlerden sonsuza dek faydalanacakları ve oradan asla çıkarılmayacakları anlamına gelir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'halidîn' kelimesinin Kur'an'da ahiret hayatının ebediliğini ifade etmek için sıkça kullanıldığını ve bu ayetteki bağlamda, cennetin geçici değil, kalıcı bir mükafat yurdu olduğunu pekiştirdiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ecr' kelimesinin bir işin karşılığı olarak verilen ücret olduğunu ve Allah'ın 'ecr'inin ise kullarına lütfettiği mükafat olduğunu belirtir. Ayetteki 'ni'me ecru'l-âmilîn' ifadesi, salih amel işleyenlerin hak ettikleri en güzel karşılığı alacaklarını ifade eder. (el-Müfredât, e-c-r maddesi)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ecr'in, bir fiilin veya hizmetin karşılığı olarak verilen şey olduğunu ve Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına vaat ettiği ahiret mükafatını ifade ettiğini açıklar. Bu ayette, 'âmilîn' (amel işleyenler) için vaat edilen yüce mükafatı vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ecr' kavramının Kur'an'da sadece maddi bir karşılık değil, aynı zamanda manevi tatmin ve ilahi rıza gibi boyutları da içerdiğini belirtir. Ayetteki 'ecr', Allah'ın adaletinin ve cömertliğinin bir tecellisi olarak, müminlere bahşedilen eşsiz bir lütuftur.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(136) (Ülâike cezauhüm mağfiretün min Rabbihim ve cennâtün tecrî min tahtihel enharu halidîne fiyha* ve nı'me ecrul amilîn;)
“İşte onların mükâfatı (ödülleri) Rableri tarafından bağışlanma ve altından ırmaklar akan, ebedî kalacakları cennetlerdir. Çalışanların mükâfatı ne güzeldir!”