Âl-i İmrân Sûresi 138. Âyet
آل عمران
Hâżâ beyânun linnâsi vehuden vemev'izatun lilmuttekîn(e)
Bu (Kur'an), insanlar için bir açıklama, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet ve bir öğüttür.
Bu (Kur'ân) insanlar için bir açıklama, Allah'dan gereğince korkanlar için doğru yolu gösterme ve bir öğüttür.
Âl-i İmrân 138. ayet, Kur'an'ın insanlara yönelik açıklayıcı, yol gösterici ve öğüt verici niteliklerini vurgulamaktadır. Ayet, 'beyan', 'hüdâ' ve 'mev'ıza' kavramları üzerinden Kur'an'ın temel işlevlerini ve muhataplarını ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Beyân, bir şeyin açıklığa kavuşması, ortaya çıkmasıdır. Ayetteki 'hâzâ beyânun li'n-nâs' ifadesi, Kur'an'ın insanlara hak ile batılı, doğru ile yanlışı ayırt etmeleri için açık ve net bir şekilde ortaya koyduğunu, gizli olanı açığa çıkardığını ifade eder. Bu, sadece lafızların anlaşılması değil, aynı zamanda manaların da netleşmesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Beyân, burada 'açıklama' ve 'izah' anlamındadır. Kur'an'ın insanlara, dünya ve ahiret işlerinde ihtiyaç duydukları her şeyi açıkça bildirdiğini, şüpheleri giderdiğini ve hakikati ortaya koyduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Kur'an'ın bir rehber olarak işlevini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Beyân kavramı, Kur'an'ın temel işlevlerinden biri olan 'açıklama' ve 'aydınlatma'yı ifade eder. Kur'an, insanlara doğru yolu gösteren, hakikati apaçık kılan bir 'beyân'dır. Bu, sadece dilsel bir açıklama değil, aynı zamanda varoluşsal ve ahlaki bir netleştirmedir. Ayetteki bağlamda, Kur'an'ın insanlığa yönelik evrensel bir açıklayıcı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüdâ, doğru yola iletmek, rehberlik etmek demektir. Ayetteki 'hudâ li'l-muttakîn' ifadesi, Kur'an'ın sadece takva sahipleri için bir yol gösterici olduğunu, yani onlara doğru yolu bulmaları ve o yolda sebat etmeleri için rehberlik ettiğini belirtir. Bu, ilahi bir lütuf ve doğruya yönelişin bir sonucudur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hüdâ, burada 'doğru yola iletme' ve 'irşad' anlamındadır. Kur'an'ın, Allah'tan sakınan, emirlerine uyan ve yasaklarından kaçınan kimselere dünya ve ahiret saadetine ulaştıracak yolu gösterdiğini ifade eder. Bu, sadece bilgi vermek değil, aynı zamanda pratik bir rehberlik sunmaktır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hüdâ, Kur'an'ın merkezi kavramlarından biridir ve 'doğru yolu gösterme', 'rehberlik etme' anlamına gelir. Ayetteki 'li'l-muttakîn' kaydı, bu rehberliğin ancak takva sahibi olanlar tarafından tam olarak anlaşılabileceğini ve uygulanabileceğini gösterir. Hüdâ, sadece teorik bilgi değil, aynı zamanda pratik bir yaşam biçimi sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mev'ıza, bir kimsenin kalbini yumuşatacak, onu hayra yöneltecek ve şerden uzaklaştıracak sözdür. Ayetteki 'mev'ızatun li'l-muttakîn' ifadesi, Kur'an'ın takva sahiplerine, Allah'ın emir ve yasaklarını hatırlatarak, onları gafletten uyandırarak ve kalplerini yumuşatarak öğüt verdiğini gösterir. Bu, sadece bilgi aktarımı değil, aynı zamanda duygusal ve ahlaki bir etkileşimdir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mev'ıza, 'öğüt' ve 'nasihat' demektir. Kur'an'ın, takva sahiplerine geçmiş ümmetlerin kıssaları, ahiret azabı ve cennet müjdeleriyle öğüt verdiğini, onları doğru yola sevk ettiğini ve günahlardan sakındırdığını belirtir. Bu, kalpleri etkileyen ve davranışları şekillendiren bir uyarıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Mev'ıza, Kur'an'ın insanları doğruya yöneltme ve kötülükten sakındırma işlevini ifade eden önemli bir kavramdır. Ayetteki kullanımı, bu öğüdün özellikle 'muttakîn' için etkili olduğunu, onların kalplerinde karşılık bulduğunu ve onları daha da takvaya sevk ettiğini gösterir. Mev'ıza, sadece bilgi değil, aynı zamanda bir vicdan muhasebesi ve hatırlatmadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Takva, bir şeyi korumak, sakınmak demektir. Muttakî ise, Allah'ın azabından sakınan, kendini günahlardan koruyan kimsedir. Ayetteki 'li'l-muttakîn' ifadesi, Kur'an'ın hidayet ve öğüdünün özellikle bu niteliklere sahip kimseler için faydalı olduğunu, çünkü onların kalplerinin bu mesajı almaya açık olduğunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Takva, nefsi Allah'ın azabından korumaktır. Bu da, Allah'ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmakla olur. Muttakîler, Kur'an'ın hidayet ve öğüdünden en çok istifade edenlerdir, zira onlar zaten doğruya yönelme eğilimindedirler ve Kur'an bu eğilimlerini pekiştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Muttakî kavramı, Kur'an'ın temel ahlaki tiplerinden biridir ve 'Allah'tan korkan', 'sakınan' anlamına gelir. Bu korku, sadece bir ürküntü değil, aynı zamanda Allah'a karşı derin bir saygı ve sorumluluk bilincidir. Ayetteki 'li'l-muttakîn' ifadesi, Kur'an'ın mesajının ancak bu ahlaki duruşa sahip olanlar için gerçek bir anlam ifade ettiğini ve onlara yol gösterdiğini vurgular.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(138) (Hazâ beyanun linNâsi ve hüden ve mev'ızatün lil müttekın;)
“Bu (Kûr'ân) insanlar için bir açıklama, Allah'dan gereğince korkanlar için doğru yolu gösterme ve bir öğüttür.”