Âl-i İmrân Sûresi 139. Âyet
آل عمران
Velâ tehinû velâ tahzenû veentumu-l-a'levne in kuntum mu/minîn(e)
Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.
Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir.
Bu ayet, müminlere moral ve motivasyon veren, onları gevşeklikten ve üzüntüden sakındıran bir hitaptır. Temel kavramlar, müminlerin ruh hallerini, inançlarının onlara kazandırdığı üstünlüğü ve bu üstünlüğün inanç şartına bağlılığını dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vehen' kelimesini 'bedende veya işte zayıflık' olarak tanımlar. Ayetteki 'lâ tehinu' ifadesi, müminlerin düşman karşısında azimlerini kaybetmemeleri, gevşeklik göstermemeleri ve güçsüzlüğe düşmemeleri gerektiğini vurgular. Bu, hem fiziksel hem de ruhsal bir zayıflıktan sakınmayı içerir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'vehen'i 'kuvvetin zayıflaması' olarak açıklar. Ayetteki nehiy (yasaklama) formu, müminlerin savaş veya zorluk anlarında gösterdikleri direnci kaybetmemeleri, moral çöküntüsü yaşamamaları ve düşman karşısında zayıf bir duruş sergilememeleri gerektiğini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'huzn'u 'kalpteki keder' olarak açıklar. Ayetteki 'lâ tahzenu' ifadesi, Uhud Savaşı gibi zorlu durumlar karşısında müminlerin yaşadıkları kayıplar veya yenilgiler nedeniyle umutsuzluğa kapılmamaları, moral bozukluğu yaşamamaları gerektiğini belirtir. Bu, geleceğe dair ümidi koruma çağrısıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'huzn' kavramının Kur'an'da genellikle 'geçmişte yaşanan bir kayıp veya başarısızlık nedeniyle duyulan acı' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki yasaklama, müminlerin geçmişteki olumsuzluklara takılıp kalmamaları, bunun yerine geleceğe odaklanmaları ve Allah'a güvenmeleri gerektiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'a'lâ' kelimesini 'galip gelen, üstün olan' anlamında kullanır. Ayetteki 'entümü'l-a'levne' ifadesi, müminlerin inançları sayesinde düşmanlarına karşı manevi ve nihai zaferin kendilerine ait olduğunu, Allah'ın yardımıyla üstün geleceklerini mecazi bir dille anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'uluvv' kökünü 'yükseklik, yücelik, üstünlük' olarak açıklar. Ayetteki 'el-a'levne' kelimesi, müminlerin Allah katındaki derecelerinin yüksekliğini ve dünya hayatında da inançları sayesinde elde edecekleri şeref ve üstünlüğü ifade eder. Bu üstünlük, sadece askeri bir zaferden ziyade, ahlaki ve manevi bir yüceliği de kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'îmân'ı 'tasdik ve güven' olarak tanımlar. Ayetteki 'in kuntum mu'minîn' ifadesi, gevşememe ve üzülmeme emrinin ve üstünlük vaadinin, ancak kalpten gelen samimi bir imanla mümkün olacağını şart koşar. Bu, sadece sözlü bir ikrar değil, aynı zamanda Allah'a tam bir teslimiyet ve güveni gerektirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'îmân' kavramının Kur'an'da 'Allah'a, peygamberlerine ve ahiret gününe tereddütsüz inanma' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'mü'minîn' kelimesi, bu temel inançlara sahip olan kişileri ifade eder ve onların gevşememeleri ve üzülmemeleri gerektiğini, çünkü bu inanç sayesinde üstün olacaklarını vurgular. İman, bu üstünlüğün hem kaynağı hem de şartıdır.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(139) Ve lâ tehinu ve lâ tahzenu ve entümül a'levne in küntüm mü'minîn;
“Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir.”