Âl-i İmrân Sûresi 142. Âyet
آل عمران
Em hasibtum en tedḣulû-lcennete velemmâ ya'lemi(A)llâhu-lleżîne câhedû minkum veya'leme-ssâbirîn(e)
Yoksa siz; Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete girivereceğinizi mi sandınız?
Bu ayet, müminlerin cennete giriş şartlarını sorgulayarak, cihad ve sabır gibi temel İslami değerlerin önemini vurgulamaktadır. Ayet, Allah'ın bu vasıflara sahip olanları bilmeden cennete girilemeyeceğini ifade ederek, imanın sadece sözden ibaret olmadığını, eylemle de ispatlanması gerektiğini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hasibe' fiilini, bir şeyi zannetmek, tahmin etmek veya bir şeyin öyle olduğuna inanmak olarak açıklar. Ayetteki 'hasiptüm' ifadesi, müminlerin, cihad ve sabır gibi zorlu imtihanlardan geçmeden cennete kolayca girebilecekleri yönündeki yanlış bir zannı sorgulamaktadır. Bu, bir tür 'hesap hatası' veya 'yanlış algı' anlamına gelir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hüsban' kökünden gelen 'hasibe' fiilinin, genellikle kesin bilgiye dayanmayan, ancak güçlü bir ihtimal veya zan üzerine kurulu bir inancı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın belirlediği ölçütler yerine, kendi beklentileri doğrultusunda bir sonuca ulaşacaklarını sananların durumunu tasvir eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'duhûl' kelimesinin, bir mekâna veya duruma nüfuz etme anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'tedhulû' ifadesi, cennete fiziksel olarak girmenin ötesinde, cennetin vaat ettiği nimetlere ve mertebelere hak kazanma anlamını da içerir. Bu, sadece bir geçiş değil, aynı zamanda bir 'hak ediş' durumudur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'duhûl' kelimesinin Kur'an'daki kullanımlarının, genellikle bir yere 'girmek' fiilinin yanı sıra, o yerin özelliklerini ve sonuçlarını da beraberinde getirdiğini ifade eder. Cennete girmek, sadece fiziksel bir eylem değil, aynı zamanda cennet ehlinin vasıflarına sahip olmayı ve cennetin mükafatlarına nail olmayı da gerektirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cennet' kelimesinin kök anlamının 'örtmek, gizlemek' olduğunu ve bu nedenle ağaçlarla örtülü bahçelere 'cennet' denildiğini belirtir. Kur'an'da ise bu kelime, ahirette müminlere vaat edilen, gözlerin görmediği, akılların tasavvur edemediği nimetlerle dolu ebedi yurdu ifade eder. Ayetteki 'el-cennete' ifadesi, müminlerin nihai hedefi olan bu mükafat yurdunu temsil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'cennet' kavramının Kur'an'da sadece bir mekan değil, aynı zamanda bir 'durum' ve 'ödül' olduğunu vurgular. Bu, Allah'ın rızasını kazanmış, dünya hayatında belirli sınavlardan geçmiş ve başarılı olmuş kişilere vaat edilen nihai mutluluk ve huzur halidir. Ayet, bu cennete ulaşmanın belirli şartlara bağlı olduğunu ima eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'cihad' kelimesinin, 'cehd' kökünden geldiğini ve bir şey için tüm gücüyle çaba sarf etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'câhedû' ifadesi, sadece savaş meydanındaki mücadeleyi değil, aynı zamanda nefisle, şeytanla ve kötülükle mücadeleyi de kapsayan geniş bir gayret ve fedakarlık anlamını taşır. Bu, Allah yolunda gösterilen her türlü samimi çabayı ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'cihad'ın, düşmana karşı savaşmak, nefisle mücadele etmek ve Allah'ın dinini yüceltmek için gösterilen her türlü gayreti içerdiğini açıklar. Ayetteki bağlamda, cennete ulaşmanın, bu türden bir 'cihad' yani zorluklara karşı direnç ve fedakarlık gösterme şartına bağlı olduğu vurgulanır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sabır' kelimesinin, nefsi hoşlanmadığı şeylerden alıkoymak ve zorluklara karşı metanet göstermek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'es-sâbirîn' ifadesi, cihadın getirdiği zorluklara, musibetlere ve imtihanlara karşı sebat gösteren, şikayet etmeyen ve Allah'ın hükmüne razı olan kişileri tanımlar. Bu, imanın önemli bir göstergesidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'sabır'ın, acı ve zorluklara karşı dayanma gücü, nefsi kontrol etme ve Allah'ın takdirine teslim olma hali olduğunu açıklar. Ayetteki 'es-sâbirîn' kavramı, cihad edenlerle birlikte anılarak, cennete ulaşmanın sadece eylemle değil, aynı zamanda bu eylemlerin getirdiği zorluklara karşı gösterilen 'sabır' ile mümkün olacağını vurgular.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(142) (Em hasibtüm en tedhulül cennete ve lemmâ ya'lemillahullezîne cahedu minküm ve ya'lemes sabirîn;
“Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete girivereceğinizi mi sandınız?”