Âl-i İmrân Sûresi 143. Âyet
آل عمران
Velekad kuntum temennevne-lmevte min kabli en telkavhu fekad raeytumûhu veentum tenzurûn(e)
Andolsun, siz ölümle karşılaşmadan önce onu temenni ediyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz.
Andolsun ki siz ölümle karşılaşmadan önce onu arzuluyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz.
Bu ayet, Uhud Savaşı öncesinde müminlerin ölüm arzusunu ve savaş anında bu arzuyla yüzleşmelerini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'temenni', 'ölüm' ve 'görme' kavramları üzerinden, soyut bir arzunun somut bir gerçekliğe dönüşümünü ve bu dönüşümün insan psikolojisi üzerindeki etkisini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Temennî (تمنّي), bir şeyin olmasını arzu etmek, dilemek demektir. Ayetteki kullanımı, müminlerin savaş ve şehadet arzusunu, henüz gerçekleşmeden önceki içsel isteklerini ifade eder. Bu, sadece bir dilek değil, aynı zamanda bir beklenti ve özlemdir. (el-Müfredât, s. 794)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Temennî, burada 'arzu etmek' anlamındadır. Müminler, savaşta şehit olmayı ve Allah yolunda canlarını feda etmeyi arzu ediyorlardı. Bu, onların imanlarının bir göstergesiydi ve ayet, bu arzunun gerçekleştiğini belirtir. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 1, s. 110)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'temennî' kavramının Kur'an'da bazen boş kuruntuları ifade etse de, bu ayetteki bağlamda müminlerin samimi ve güçlü bir arzusunu, yani şehadet arzusunu dile getirdiğini belirtir. Bu arzu, onların imanlarının bir yansımasıdır ve Allah'a kavuşma isteğini içerir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 205)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mevt (موت), hayatın zıddıdır ve ruhun bedenden ayrılmasıyla gerçekleşen durumu ifade eder. Ayetteki 'ölüm', özellikle Allah yolunda şehit olmayı, yani fiziki ölümle birlikte manevi bir yücelişi ifade eder. Müminler, bu tür bir ölümü arzu ediyorlardı. (el-Müfredât, s. 780)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ölüm' kelimesinin burada 'şehadet' anlamında kullanıldığını belirtir. Müminler, savaşta şehit olmayı ve bu yolla Allah'ın rızasını kazanmayı temenni ediyorlardı. Bu, sıradan bir ölüm değil, kutsal bir amaç uğruna ölümdür. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 105)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mevt' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını, ancak bu ayetteki kullanımının, müminlerin Allah yolunda canlarını feda etme arzusunu yansıttığını ifade eder. Bu, bir korku nesnesi olmaktan ziyade, bir hedef ve arzu nesnesidir. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 320)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Lika' (لقاء), bir şeyle karşılaşmak, yüz yüze gelmek demektir. Ayetteki 'ölümle karşılaşmak', müminlerin arzu ettikleri şehadetle fiilen yüzleşmelerini, yani savaş meydanında ölümle burun buruna gelmelerini ifade eder. Bu, soyut bir arzunun somut bir gerçekliğe dönüşmesidir. (el-Müfredât, s. 740)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'lika'' fiilinin burada 'bir şeyle yüzleşmek, onu tecrübe etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Müminler, ölümle karşılaşmayı arzu etmişlerdi ve Uhud Savaşı'nda bu arzuyla fiilen yüzleştiler. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 250)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ru'yet (رؤية), gözle görmek veya kalple idrak etmek anlamına gelir. Ayetteki 'onu gördünüz' ifadesi, müminlerin ölümle (şehadetle) fiilen karşılaştıklarını, onu gözleriyle müşahede ettiklerini ve bu tecrübeyi yaşadıklarını vurgular. Bu, sadece bir görme değil, aynı zamanda bir tecrübe etme ve idrak etmedir. (el-Müfredât, s. 350)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ru'yet'in hem maddi hem de manevi anlamda kullanılabileceğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, müminlerin savaş meydanında ölümün (şehadetin) gerçekliğini gözleriyle gördüklerini, yani somut bir şekilde tecrübe ettiklerini ifade eder. (el-Külliyyât, s. 450)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ra'eytümûhu' fiilinin burada 'gözle görmek' anlamında olduğunu ve müminlerin ölümün dehşetini ve şehadetin yüceliğini bizzat yaşadıklarını ifade ettiğini belirtir. Bu, onların önceki arzularıyla şimdiki gerçeklikleri arasındaki çelişkiyi veya yüzleşmeyi gösterir. (Umdetü'l-Huffâz, c. 1, s. 300)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nazar (نظر), bir şeye dikkatle bakmak, onu gözlemlemek ve üzerinde düşünmek anlamına gelir. Ayetteki 'siz bakıyorken' ifadesi, müminlerin ölümle yüzleşirken sadece pasif bir şekilde görmediklerini, aynı zamanda bu durumu idrak ederek, belki de şaşkınlık veya dehşet içinde gözlemlediklerini vurgular. Bu, tecrübenin yoğunluğunu artırır. (el-Müfredât, s. 770)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'nazar' kelimesinin 'gözle görmek'ten daha fazlasını ifade ettiğini, aynı zamanda 'düşünmek ve tefekkür etmek' anlamını da içerdiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, müminlerin ölümle karşılaşma anında sadece fiziksel olarak görmediklerini, aynı zamanda bu olayın anlamı üzerinde düşündüklerini ve tecrübeyi içselleştirdiklerini gösterir. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 5, s. 120)
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(143) (Ve lekad küntüm temennevnel mevte min kabli en telkavhu, fekad raeytümuhu ve entüm tenzurun;)
“Andolsun ki siz ölümle karşılaşmadan önce onu arzuluyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz.”