Âl-i İmrân Sûresi 147. Âyet
آل عمران
Vemâ kâne kavlehum illâ en kâlû rabbenâ-ġfir lenâ żunûbenâ ve-isrâfenâ fî emrinâ veśebbit akdâmenâ vensurnâ ‘alâ-lkavmi-lkâfirîn(e)
Onların sözleri ancak, "Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlam tut. Kafir topluma karşı bize yardım et" demekten ibaretti.
Onların sözleri ancak: "Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı diret, Kâfirler güruhuna karşı da bize yardım et!" demekten ibaretti.
Bu ayet, müminlerin Allah'a yönelişini, günahlarından arınma ve düşmanlara karşı zafer taleplerini dile getiren bir duayı içermektedir. Anahtar kavramlar, bağışlama, aşırılık, sebat ve yardım gibi temel dinî ve ahlakî değerleri vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğufrân ve mağfiret, bir şeyi örten ve onu koruyan şey demektir. Allah'ın mağfireti, kulun günahlarını örtmesi ve azaptan korumasıdır. Ayetteki 'İğfir lenâ' ifadesi, müminlerin Allah'tan günahlarını örtmesini ve kendilerini azaptan muhafaza etmesini talep etmelerini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ğafere fiili, örtmek ve gizlemek anlamındadır. Allah'ın günahları bağışlaması, onları örtmesi ve ortaya çıkarmamasıdır. Bu ayetteki kullanım, müminlerin Allah'tan günahlarını gizlemesini ve affetmesini istemeleridir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Ğ-f-r kökünden türeyen mağfiret kavramı, Kur'an'da Allah'ın kullarına karşı merhametinin ve affediciliğinin bir tezahürü olarak öne çıkar. Bu ayette, müminlerin kendi eksikliklerini itiraf ederek Allah'ın affına sığınmaları ve O'ndan günahlarının örtülmesini dilemeleri söz konusudur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zenb, işlenen suç ve günah demektir. Bu ayetteki 'zünûbenâ' ifadesi, müminlerin kendi işledikleri hataları ve kusurları kastederek Allah'tan bunları bağışlamasını dilemeleridir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zenb, bir şeyin peşinden gelen, onu takip eden şeydir. Şeriat dilinde ise, işlenen suç ve günah anlamında kullanılır. Ayetteki 'zünûbenâ', müminlerin Allah'a karşı işledikleri ve sonuçları kendilerini takip eden günahları ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Zenb kelimesi, Kur'an'da genellikle Allah'ın emirlerine aykırı düşen, yasakladığı şeyleri işlemek suretiyle yapılan hataları ifade eder. Bu ayette, müminlerin kendi günahlarını itiraf ederek Allah'tan af dilemeleri, tevbe ve istiğfarın bir göstergesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İsraf, haddi aşmak ve ölçüyü kaçırmak demektir. Ayetteki 'isrâfenâ fî emrinâ' ifadesi, müminlerin kendi işlerinde, davranışlarında veya kararlarında aşırıya gitmelerini, ölçüyü kaçırmalarını ve bu hatalarından dolayı Allah'tan bağışlama dilemelerini anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sarf ve israf, haddi aşmak ve ölçüyü geçmek demektir. İsraf, genellikle miktar ve nitelik açısından haddi aşmayı ifade eder. Bu ayetteki 'isrâfenâ', müminlerin kendi işlerinde ve hayatlarında yaptıkları aşırılıkları ve bu aşırılıkların günah olduğunu kabul etmelerini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İsraf, bir şeyde haddi aşmaktır. Bu, hem malda hem de fiillerde olabilir. Ayetteki 'isrâfenâ fî emrinâ', müminlerin kendi işlerinde, yani dinî ve dünyevî meselelerde, Allah'ın koyduğu sınırları aşmalarını ve bu durumdan dolayı Allah'tan af dilemelerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sebât, bir şeyin yerinde durması ve hareket etmemesidir. 'Sebbete' fiili ise, bir şeyi sabit kılmak, sağlamlaştırmak demektir. Ayetteki 've sebbit akdâmenâ', müminlerin Allah'tan savaş anında veya zorluklar karşısında ayaklarını sağlamlaştırmasını, yani kalplerine sebat ve metanet vermesini dilemelerini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Sebât, bir şeyin yerinde kalması ve değişmemesidir. 'Sebbete' fiili, bir şeyi sağlam ve kararlı kılmaktır. Bu ayetteki dua, müminlerin düşman karşısında sarsılmadan, kararlılıkla durabilmeleri için Allah'tan yardım istemelerini ve kalplerine güç vermesini talep etmelerini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sebât kavramı, Kur'an'da genellikle iman ve direniş bağlamında kullanılır. Zor zamanlarda, özellikle savaş ve sıkıntı anlarında müminlerin kararlılıklarını korumaları ve yollarından sapmamaları için Allah'tan yardım dilemeleri bu kavramla ifade edilir. Ayetteki 've sebbit akdâmenâ', bu manevi sağlamlığı ve direnci talep etmektir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nasr, düşmana karşı yardım etmek ve galip gelmesini sağlamaktır. Ayetteki 'unsurnâ ale'l-kavmi'l-kâfirîn' ifadesi, müminlerin Allah'tan inkarcı topluluğa karşı kendilerine yardım etmesini ve onları zafere ulaştırmasını dilemeleridir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nasr, düşmana karşı yardım etmektir. Allah'ın yardımı, kuluna düşmanına karşı güç ve galibiyet vermesidir. Bu ayette, müminlerin Allah'tan inkarcılara karşı üstün gelmek için ilahi destek ve yardım talep etmeleri söz konusudur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Nasr kelimesi, Kur'an'da hem maddi hem de manevi yardımı ifade eder. Özellikle savaş ve mücadele bağlamında, Allah'ın müminlere düşmanlarına karşı verdiği destek ve zafer anlamına gelir. Bu ayette, müminlerin inkarcılara karşı mücadelelerinde Allah'tan mutlak yardım ve zafer dilemeleri vurgulanmaktadır.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(147) (Ve mâ kâne kavlehüm illâ en kâlû Rabbenağfir lenâ zünubenâ ve isrâfenâ fiy emrinâ ve sebbit akdamenâ vensurnâ alel kavmil kâfirîn;
“Onların sözleri ancak: "Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı diret, Kâfirler güruhuna karşı da bize yardım et!" demekten ibaretti.”