Âl-i İmrân Sûresi 148. Âyet
آل عمران
Feâtâhumu(A)llâhu śevâbe-ddunyâ vehusne śevâbi-l-âḣira(ti)(k) va(A)llâhu yuhibbu-lmuhsinîn(e)
Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiretin güzel mükafatını verdi. Allah, güzel davrananları sever.
Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah güzel davrananları sever.
Âl-i İmrân 148. ayet, Allah'ın dünya ve ahiret mükafatlarını ve muhsinlere olan sevgisini vurgular. Ayet, 'sevap', 'dünya', 'ahiret' ve 'muhsinîn' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi lütfu ve iyilik yapmanın karşılığını dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sevâb (ثواب), bir fiilin neticesi olarak dönen karşılıktır. Hem hayır hem şer için kullanılır ancak Kur'an'da genellikle hayır için, ceza ise şer için kullanılır. Bu ayette 'dünya sevabı' ve 'ahiret sevabı' olarak geçmesi, Allah'ın müminlere lütfettiği güzel karşılıkları ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sevâb (ثواب), bir şeyin karşılığıdır. Ayetteki 'sevâbe' kelimesi, Allah'ın müminlere dünya ve ahirette bahşettiği nimetleri ve mükafatları mecazi olarak ifade eder. Bu, onların salih amellerinin bir neticesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sevâb (ثواب) kavramı, Kur'an'da genellikle 'karşılık' veya 'mükafat' anlamında kullanılır ve ilahi adalet prensibiyle yakından ilişkilidir. Bu ayette, Allah'ın müminlere hem dünyada hem de ahirette lütfettiği olumlu karşılıkları ifade eder, bu da onların sabır ve takvalarının bir sonucudur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dünya (دنيا), 'ednâ' (en yakın) kelimesinden türemiştir ve ahirete nispetle daha yakın olan hayatı ifade eder. Bu ayette, Allah'ın müminlere bu geçici dünya hayatında bahşettiği nimetleri ve güzellikleri anlatır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Dünya (دنيا), 'denâet' (alçaklık) kökünden de gelebilir, zira ahirete nispetle daha değersizdir. Ancak bu ayetteki kullanımı, Allah'ın müminlere lütfettiği 'sevâb' (karşılık) bağlamında, bu hayatın nimetlerini ve güzelliklerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âhiret (آخرة), 'sonra gelen' anlamına gelir ve dünya hayatından sonraki ebedi hayatı ifade eder. Ayetteki 'hüsnü sevâbi'l-âhiret' (ahiretin güzel karşılığı) ifadesi, Allah'ın müminlere ahirette vereceği üstün ve kalıcı mükafatları vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Âhiret (آخرة), 'evvel' (ilk) kelimesinin zıddıdır ve dünya hayatının sonu, ebedi ikamet yurdu anlamına gelir. Bu ayette, Allah'ın müminlere dünya nimetlerinin yanı sıra, asıl ve kalıcı olan ahiret nimetlerini de fazlasıyla verdiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hubb (حب), bir şeye karşı duyulan meyil ve istektir. Allah'ın 'sevmesi' (yuhıbbu), O'nun rızasını, lütfunu ve mükafatını ifade eder. Bu ayette, Allah'ın muhsinlere olan sevgisi, onlara dünya ve ahiret nimetlerini vermesinin bir nedeni olarak sunulur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da Allah'ın 'sevmesi' (hubb), O'nun belirli niteliklere sahip kullarına yönelik özel lütfunu, rahmetini ve desteğini ifade eder. Bu ayette 'Allah muhsinleri sever' ifadesi, iyilik yapanların ilahi rızaya mazhar olduğunu ve bunun karşılığında mükafatlandırılacağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İhsan (إحسان), bir şeyi güzel yapmak, iyilikte bulunmak demektir. Muhsin (محسن) ise bu fiili gerçekleştiren kişidir. Ayetteki 'muhsinîn' ifadesi, Allah'a karşı görevlerini ve insanlara karşı sorumluluklarını en güzel şekilde yerine getiren, ihsan mertebesine ulaşmış kişileri ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Muhsinîn (محسنون), Allah'ın emirlerine uyan, yasaklarından kaçınan ve amellerini ihlasla yapan kimselerdir. Bu ayette, Allah'ın bu tür kullarına dünya ve ahirette bolca mükafat vereceğini ve onları seveceğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Muhsin (محسن) kavramı, Kur'an'da sadece iyilik yapanı değil, aynı zamanda yaptığı işi en güzel, en mükemmel şekilde yapanı da ifade eder. Bu, hem nitelik hem de nicelik açısından bir üstünlüğü barındırır. Ayetteki 'muhsinîn', Allah'ın rızasını kazanmak için çaba gösteren ve bu çabayı güzellikle taçlandıran kullardır.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(148) (Featahumullahu sevabeddünya ve husne seva Bil' âhireti, vAllahu yuhıbbul muhsinîn;)
“Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah güzel davrananları sever.”