Âl-i İmrân Sûresi 149. Âyet
آل عمران
Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû in tutî'û-lleżîne keferû yeruddûkum ‘alâ a'kâbikum fetenkalibû ḣâsirîn(e)
Ey iman edenler! Siz eğer kafir olanlara uyarsanız sizi gerisin geriye (küfre) çevirirler de büsbütün hüsrana uğrarsınız.
Ey iman edenler! Siz eğer kâfir olanlara uyarsanız, sizi topuklarınız üstünde gerisin geriye çevirirler. O zaman büsbütün kaybedersiniz.
Bu ayet, müminlere hitap ederek, küfredenlere itaat etmenin vahim sonuçlarını, yani dinden dönme ve ahirette hüsrana uğrama tehlikesini vurgulamaktadır. Ayet, iman, küfür, itaat, geri dönme ve hüsran gibi temel kavramlar üzerinden bir uyarı ve öğüt içermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (أمن), kalbin tasdiki ve güven duymasıdır. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, Allah'a, peygamberine ve getirdiklerine kalben tasdik edip güvenen, bu güvenle hareket eden kimseleri ifade eder. Bu, sadece dil ile ikrar değil, aynı zamanda kalbin mutmain olması halidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzmir, Kur'an'da 'iman' kavramının sadece bir inanç beyanı olmadığını, aynı zamanda bir 'güven' ve 'teslimiyet' anlamı taşıdığını belirtir. 'Âmenû' ifadesi, Allah'a karşı duyulan bu güvenin bir sonucu olarak, O'nun emirlerine uymaya hazır olan topluluğu işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Tâat (طاعة), bir emre veya isteğe uygun davranmaktır. Ayetteki 'tütî'û' ifadesi, inkar edenlerin sözlerine veya yönlendirmelerine uymak, onların peşinden gitmek anlamındadır ki bu, müminler için tehlikeli bir durumdur.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İtaat, iradeli bir şekilde bir başkasının emrine boyun eğmektir. Ayetteki bağlamda, 'inkar edenlere itaat etmek', onların batıl görüşlerini veya yönlendirmelerini kabul edip uygulamak anlamına gelir ki bu, müminlerin kendi inançlarından sapmalarına yol açabilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Küfür (كفر), bir şeyi örtmek, gizlemek demektir. Dini bağlamda ise, Allah'ın birliğini, peygamberliğini ve getirdiği hakikatleri inkar etmek, üzerini örtmektir. Ayetteki 'keferû' ifadesi, iman edenlerin zıddı olarak, hakikati reddeden ve ona karşı çıkan kimseleri belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, küfür kelimesinin etimolojik kökeninin 'örtmek' olduğunu ve Kur'an'da bu anlamın, hakikati bilerek veya bilmeyerek reddetme, nankörlük etme şeklinde genişlediğini ifade eder. Ayetteki 'keferû', müminlere karşı düşmanca bir tutum sergileyen, hakikati inkar eden topluluğu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Redd (رد), bir şeyi geldiği yere geri çevirmek, geri döndürmektir. Ayetteki 'yeruddûkum' ifadesi, inkar edenlere itaat etmenin bir sonucu olarak, müminlerin imanlarından veya doğru yoldan geri çevrilmeleri, dinden dönmeleri tehlikesini anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Redd, bir şeyi eski haline getirmek veya geldiği yere geri göndermektir. Ayetteki 'yeruddûkum alâ a'kâbikum' deyimi, mecazi olarak, müminleri imanlarından döndürüp küfre geri çevirmek, onları eski cahiliye hallerine döndürmek anlamında kullanılmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüsran (خسر), sermayeyi kaybetmek, zarara uğramaktır. Ayetteki 'hâsirîn' ifadesi, inkar edenlere itaat etmenin ahiretteki sonucunu, yani ebedi azaba uğramayı ve cennet nimetlerinden mahrum kalmayı ifade eder. Bu, sadece dünyevi bir kayıp değil, asıl ve büyük kayıptır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzmir, Kur'an'da 'hüsran' kavramının, insanın kendi eylemleri sonucunda nihai kurtuluşu kaybetmesi, yani ahiret saadetinden mahrum kalması anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'hâsirîn', yanlış bir tercihin (inkar edenlere itaat etmenin) kaçınılmaz ve en ağır sonucunu vurgular.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(149) (Ya eyyühelleziyne âmenu in tütıy'ulleziyne keferu yerudduküm alâ a'kabiküm fetenkalibu hasirîn;)
“Ey imân edenler! Siz eğer kâfir olanlara uyarsanız, sizi topuklarınız üstünde gerisin geriye çevirirler. O zaman büsbütün kaybedersiniz.”